Bir sonik auteur: Lafawndah


Kültür sanata destekle geçen 34 yıl: Anadolu Efes
Tutku ve adanmışlık, sosyal fayda ve dayanışma; bugün size bu dört kavramın kesişiminden doğan bir hikâye anlatmak istiyoruz. Sanat üretmenin ardında çoğu zaman temel bir motivasyon yatıyor: Bir konuyu mesele edinmek, o meseleye tutkuyla…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında her şey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Tevfik Fikret
Lafawndah’ın ilk albümü Ancestor Boy için verdiği bir röportajındaki “Açıklık bir yaşam sürecidir; ancak hayatımda hiç kimsenin olmadığı bir dönemden geçiyorum. Hiç. Onlarca yıllık sisin içinden çıkıyorum ve bu albüm kesinlikle ilk adımım.” sözlerinin ardından aklıma Tevfik Fikret’in 1908 yılında kaleme aldığı “Sis” şiirinin açılış mısraları geldi. Tevfik Fikret’in Aşiyan’dan yüzünü göstermeyen Boğaz'a fısıldadığı sözler, zaman yolculuğunda soluklanmak istese “Antik geleceğin hikâyesi”ni yazdığını söyleyen Lafawndah, seve seve onları ağırlardı. Bağımsızlığı bir tercih olarak değil, tepki göstermek adına üretim motivasyonunun merkezine yerleştiren Lafawndah, katmanlar arasında dolaşmaktan keyif alan tekil bir yaratıcı vizyona sahip. “Ben bir hikâye anlatıcısıyım. Ve hikâyeleri anlatmak için zorunda olduğum tüm araçları kullanıyorum. Benim için bir diğerine üstün gelen hiçbir araç yok. Hepsi aynı şeye, yani hikâyeye hizmet ediyor.” diyen Lafawndah, evrendeki her sese ve yaşabileceği her deneyime açık. Onun için sona eren her şey, aynı zamanda bir başlangıç. Karşımızda sadece kendisini nasıl aşacağını öğrenmeye çalışan ve bunun hayat boyu sürecek bir yolculuk olduğunu kabul eden bir polimat var.
Üç kıtanın mirası: Mısırlı ve İranlı bir ebeveynin çocuğu olarak Fransa'da doğan Lafawndah, çocukluğunun büyük bir bölümünü büyükannesinin evinde sanatçılarla çevrili bir ortamda geçirdi. Büyükanne ve büyükbabasının sevdiği klasik Fars müziğinin eşlik ettiği o yılları “Kuşaklar arası bir ev, disiplinlerarası bir alandı. Etrafta çok sayıda film yapımcısı, yazar, şair ve pek çok sanatçı vardı.” sözleriyle anan Lafawndah, üç kıtanın mirasıyla büyüdü. Ve 10 yaşına gelene kadar kendini ebeveynlerinin onu dünyaya getirmek yerine evlat edindiğine inandırdı. Bu yüzden "Hiçbir yerden geldiğimi hissetmemek, ailem olmadığı anlamına gelmez. Birçok annem, babam, birçok erkek ve kız kardeşim var. Fakat onlar kendim için yarattığım bir soy. Kendi haritamı çiziyorum.“ sözlerinin ardında dimdik ayakta duran bir “yetim” var. Üstelik bu benim değil onun tanımı. Bir okul ödevi sırasında söylediği Jamiroquai’nin Virtual Insanity şarkısı sayesinde kendi sesini keşfeden ve bununla alakalı yarattığı kaygının ilk kez dağıldığını hisseden Lafawndah’ın bugün gururla kimsesiz bir müzik yaptığını söylemek mümkün. Tüm amacı, bulunduğu ortamda bir türlü rahat etmeyen ve asla yerleşmiş hissetmeyen ve ait olmanın tam karşısında duran kendisi gibi yetimlerle bağ kurmak.

Fotoğraf: Eleanor Hardwick
Sanatsal motivasyonlar: Önüne serilen geleneksel motiflerle süslü bir halının üstünde geleceğe doğru yürüyen Lafawndah’ın sanatsal üretim motivasyonlarına daha yakından bakmakta fayda var. Bir noktaya kadar anlaşılır fakat kendini her yönüyle belli etmeyen yaratımlarda bulanan Lafawndah’ın “Boyun eğmeyen sanatsal fikirleri her zaman sevdim. Böyle olduğunda anlamak için ona doğru yürümeniz gerekir. Onun seviyesine gelmeli, saklı tutulan alanları ifşa etmeli, meydan okumalı ve size dokunan kısımları keşfetmelisiniz.” sözleriyle sunduğu gerekçe oldukça yeterli. Lafawndah, şimdiye kadar birleştirdiği noktaların içinden geçmeden hatta onları bükerek istediği şekli vermeden üretimlerini paylaşıma açmadı. Elimizde ona dair ne varsa hepsi içinden çıkardıklarından ibaret. Bu yüzden bir merkezi ya da belli bir hitap kitlesi yok. Aksine herkese açık. Lafawndah, popun kirli bir kelime olmadığını bilen çok dilli bir sanatçı. Nitekim, bu konu hakkındaki görüşünü daha önce "Pop müziğin boktan, macerasız olduğuna ve deneysel olmadığına inanılan eskimiş tanımından nefret ediyorum." cümlesiyle dile getirdi. Çünkü o, Nina Simone gibi seslerin sürtünerek yarattığı güzelliği duyabilen biri.
Yetimler için bir yuva: Başta kendisi olmak üzere dünyadaki tüm yetimler için bir yuva yaratmak isteyen Lafawndah, 2014 yılında CONCORDIA adını verdiği bir plak şirketi kurdu. Burası, düzene uymayan, onlardan beklenenlere itaat etmeyen her sanatçının evi oldu. Nitekim Lafawndah’ın kendi adını taşıyan ilk kısaçalarında da CONCORDIA’nın etiketi var. Bugüne kadar pek çok farklı şehirde yaşayan, konuk olduğu kanepenin sıcaklığına asla alışmayan Lafawndah'ın, yaptığı sanatçı iş birlikleriyle ilgili bambaşka bir bakış açısı var. Yaratmak için yalnızlığa ihtiyaç duyan Lafawndah, “Hayran olduğum insanlarla bir şeyler yapmak heyecan verici. Kendimi daha güçlü hissediyorum. Deneyimi daha eğlenceli ve müziği ise daha farklı hâle getirdiği şüphesiz. Kolektif üretimi tek başıma yaratamadığım için değil, beni kendim hakkında bildiklerimden uzaklaştırdığı için seviyorum.” sözlerinden onun birlikte üretim motivasyonunu anlamak mümkün.

Folklorik bir hikâye: ”Albüm yapmak, dünyanın dışına çıkmak, tek başına kalmak, içe bakmak ve mümkün olan en güçlü hayatı yaşamak arasında bir dengedir.” diyen Lafawndah, 2019 yılında ilk albümü Ancestor Boy’u plak şirketi CONCORDIA’nın bayrağı altında yayımladı. Albüm için merkezine davulları alan, avangart ses tasarımıyla yaratılmış bir elektronik pop permütasyonu tanımını kullanmak mümkün. Kısa bir ziyaret için Lafawndah’ın hem annesiyle birlikte rol aldığı hem de yönetmenliğini üstlendiği Daddy şarkısının klibine uğranılabilir. Lafawndah, son olarak geçtiğimiz eylül ayında The Fifth Season adını verdiği ikinci albümünü gün yüzüne çıkardı. Albüm, her ne kadar dinamik ve bir o kadar da çarpıcı olsa da ışığı ve karanlığı, geçmişi ve geleceği, yaşamı ve ölümü kutlayan folklorik bir hikâye anlatma geleneğine sahip. Unutmayın, karşınızda Björk ve FKA twigs ile yan yana duran bir sonik auteur var.
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Popüler müzik tarihinin belalısı Bitter Sweet Symphony, Trey Edward Shults'la aile boyu travma, Anahit Sahne'de Mitski.
15 Oca 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



