"Bir yere yerleşmenin, mahalleli olmanın sırrı köklere inmekte yatıyor."

Mahalle: Tirebolu. Mahalleli: Emel Ernalbant. Yazı & Fotoğraflar: Emel Ernalbant.
"Bir yere yerleşmenin, mahalleli olmanın sırrı köklere inmekte yatıyor."

dekk - 10 Ekim - Soli
dekk ile birlikte

Şehrin en yenisi, en havalısı: dekk İstanbul’un en özel mekânlarından Feriye’nin deneyimli yönetim kadrosu tarafından bu ayın başında açılan dekk, bizce İstanbullulara bir sonbahar armağanı. Şehrin kalbinde, 2.500 metrekarelik bir alan üzerine kurulu dekk; iyi yemeği, eğlenceyi, kültür sanatı bir araya getiriyor. Güvende ve özgür hissettiren, insan ölçeğinde ve çevreye saygı duyan, eğlenceden yeme içmeye birçok olanak sunan dekk; şehirden keyif almak isteyenleri Darülbedai Caddesi No: 4'e bekliyor. Neler var? Spor ve dans: Güne sporla başlamak isteyen ziyaretçiler, Rundamental ve beeZone Studios'un eğitmenleri eşliğinde core yoga'dan pilatese birçok egzersize erişme şansına ulaşıyor. Diğer yandan Elements of Dance Company'nin dans workshoplarına ücretsiz olarak katılma imkanı bulan misafirler, alanında uzman eğitmenlerle dansı açık havada deneyimliyor. İstanbul’un lezzetleri: ‘’Cool Food, Cool Mood’’ mottosuyla İstanbul'un farklı mekânlarında konumlanan lezzet noktalarını bir araya getiren dekk, ziyaretçilerine eşsiz bir gastronomi deneyimi de vadediyor. Banko Burger, Nappo Pizza, Yumami, Rita Deli, Green Department ve dekkBar'la herkes, canı ne çektiyse dekk’te bulabiliyor! Müzik: Açılışını Evrencan Gündüz, Eda Baba ve PowerAPP DJ Andreas Moles ile yapan dekk, dün akşam gerçekleşen Sufle konserinin ardından İstanbulluları Kaan Düzarat’ın performansı ile buluşturdu. 13 Ekim Çarşamba ise dekk’te başarılı sanatçı Kalben sahne alacak. Kalben’in performansını dinlemek isteyen misafirler için biletler biletix’te satışta! Çeşitli etkinliklere ve konserlere ev sahipliği yapan dekk’te, gelecek hafta düzenlenecek olan Oktoberfest ve daha fazlası için takipte kalın. dekk’te olup bitene dair en güncel haberler, dekkistanbul hesabında.

Daha fazlasını öğren

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Yorgo Andreadis’in Tamama: Pontus'un Yitik Kızı kitabında Tirebolu, Pontus Rum Devleti’nin yazlık kasabası olarak anlatılıyor. Trabzon'un sayfiyesidir. Annem işte bu atmosfer içinde doğuyor, altı aylıkken İstanbul'a taşınıyorlar. Babam Trabzonlu, benzer bir hikâyesi var. Altmış yıl İstanbul'da yaşadıktan sonra virüsle beraber evlere hapsoldukları zaman biz çocuklarının ısrarlarıyla doğdukları topraklara geri taşınıyorlar. Aslına bakarsanız ikisi de yabancı çünkü yıllar içinde yazları fındık toplamaya köye gelip İstanbul’a geri dönüyorlar. Onların tersine göç durumundan sonra tanışıyoruz biz de ilk kez Tirebolu'yla. Uzun uzun. Yeşil. Mavi. Nefis. Eksik. Bir yanım buraya dönmek, üretmek, hayal etmek istiyor. Diğeri kalktığım her sabah mücadeleden yorgun. Belki önce yaşadığım yere seyirci gibi bakabilirim diye düşünüyorum, ardından eleştirmen olarak — belki bir gün dönüşümün parçası olarak buluruz kendimizi. Bir zamanlar Mardin'de olduğu gibi.

Emel, tarlada


Tirebolu'da bir gün

Denizle dağ arasında gidip gelirsin burada. Tireboluluların çoğunun köyde de evleri vardır, merkezde ve deniz kenarında da. Eğer sabaha plajdaki evde başlamışsam ve deniz havası varsa yüzümü yıkamak yerine suya atlar, sonra ekmeğimi alıp eve çıkarım. Kahvaltı ve işler halledilir, parklara, çarşıya çıkılır bir fasıl. Mutlaka Tirebolu Sahaf'a girip laflarım o gün — kitaplar alır ve olabildiğince esnafla sohbet edip yaşadığım yeri anlamaya, tarihini tanımaya çalışırım.

Deniz çağırır sonra. Rüzgârın ve insanın getirdiği pet şişeleri, plastikleri toplarken görebilirsiniz beni. Köydeki evdeysem toprağa, bahçeye, yeşile yakınımdır. Isırgan, karalahana, nane, damar otu ve salatalık toplarız. Taze meyve suyu sıkılır hepimize. Birlikteyizdir. Hem bizim evin ahalisi hem de komşularla. Tohum ekme işine girilir; fındık, fasulye, böğürtlen, elma toplanır; odun kırılır; boya yapılır; pekmeze, patoza, mısır öğütmeye, fasulye ayıklamasında güçler birleşir. Çok yağmur yağıyorsa kuzine yanında kitap okunur ya da ev işleri görülür. Yağmurdan sonra hop, lastikler ayağa — ormana tirmit, tavuk mantar, evelek aramaya!

Tirebolu'da günün saat hesabı yoktur. Sahilden kaç kilo çöp topladık? Köyde kaç elmayı sepete attık? Toplananlardan kaç kişilik yemek yaptık? Kaç fideyi toprakla buluşturduk? Bunlarla ölçülür zaman.

Emel'in dedesinin şapkası, anneannesinin tohumları


Mahalle kavramını ayakta tutan esnaf

Berber, terzi, tuhafiye, yorgancı, perdeci, köyden ürünler getiren manav, son model kuruyemiş dükkânı, “Mehmet Efendi de kimmiş!” diye atarlanan, kendi kahvesini kavurup satan satan bakkal — Tirebolu'da hemen her şey var. Tirebolulular Ayyıldız'ın sahibi buralı olduğu için Türkiye’ye mayo modelleri Tirebolu Plajı’ndan yayılmıştır diye övünürler.

Altmış yaş üstü insanlarla, esnafla muhabbet koyudur. Hiç ummadığın bir yerde karşına edebiyatçı çıkabilir. Felsefe mezunu bakkalımız, sosyalist tekel bayisi, kitap kurdu Temel Avcı Abi ve eskileri deşen, çok okuyan Tirebolu Sahaf’ın sahibi Yılmaz Ayvaz buraya gelen herkesin tanışıp konuşması, uzun vakitler geçirmesi gereken insanlar.

Esnaftan bir sürü şey öğreniyorum. Evden çıkıp yürüyerek gidilen çarşıyı, kendine has şeyler üretip satan yerleri seviyorum. Gökçe’ye uğradığımda ormanda görüp toplamaya emin olamadığım mantarları, bizim ağacın bu yıl vermediği taflanı bulmak harika. Mardin’de bir derneğin, müzenin veya kadın girişimcilerin kapısını çalıp çay içerken birlikte bir şeyler üretmeye başlar, Süryanilerin masalarında dertleşir, dillerine dokunur, eskileri anardık — burada Tirebolu Sahaf’ta Rumların, Ermenilerin nasıl yaşadıklarını, uzun bir tarihi dinlediğimde "Hah!" diyorum, "ait olduğum yerdeyim." 

Bir yere yerleşmenin, mahalleli olmanın sırrı köklere inmekte yatıyor. Eskileri öğrenmek bunun şimdiyle ilişkisini kurmak beni heyecanlandırıyor. Yerleşkenin sakinlerini tanımak, birlikte neler yapabilirizi görmek bizi oraya bağlıyor.

Fotoğraf: Yılmaz Ayvaz


İstihdam nasıl sağlanır?

Fındık, çay, hayvancılık ve balıkçılık buraların temel geçim kaynağı. Balıkçılığın sonu çok kötü görünüyor. Endüstriyel balıkçılık, olta balıkçılığını bitirdi, avlanma denizlerde balıkları bitiriyor zaten — keşke balıkçılık kökten yasaklansa. Geriye gelir modeli oluşturmak için fındık ve çay kalıyor. Fındıkla haşır neşir olan bile (ailem dahil) fındığı toplayıp, kurutup, hemen kapıdan gitsin diye satıyor. "Şundan bir fındık sütü yapalım," diyen ya da "Biz bu fındıkla neler üretebiliriz?" diye kafa patlatan; yerel turizmi canlandıracak; ağaç kesmeye son verecek; Tirebolu'da istihdam sağlayacak projeler yapan, düşünen, konuşan yok.

Eskiden plajdan denize girerken sadece yemyeşil dağı görürdün. Bugün gökdelen gibi siteler var. Tirebolu’nun merkezi Yeniköy Mahallesi, denizin bir üst sokağı, sıra sıra dükkânlar ve iki katlı eski tarihî evlerle doluydu. Şimdi dükkânların yüzde doksanı kapalı. Sokak ölmüş. Çok yazık. Eski olan terk ediliyor — oysa bu tarihin oluşum sürecinin parçası.

Buraya dönen genç nesil kafe açma derdinde, yüzleri hep batıya dönük. Hamburger, patates çıkıyor mutfaktan. Belediyesi tarafından da kendi hâline bırakılmış bir mahalle gibi. Yılda bir hamsi yeme üzerine festivaller yapılıyor. "Bu muazzam doğada devamlılığı olan, işe yarayacak, çocukları tabiatla bağlayacak, yerel ürünleri dünyaya tanıtacak girişimler neden yok?" diye düşünüyorum ekseriya. Denize bu kadar yakın olan yerde kadınlı-erkekli gidilecek meyhane yok mesela. Kime sorsanız “Falanca otelde rakı içebilirsiniz,” diyor. Rakı otelin restoranında mı içilir arkadaş? Çeşit çeşit turşu ve ot kavurmasına; mısır ekmeğiyle, bezelye, fasulye tavalarıyla insanın aklını alan yemeklere sahip bir yerde hiç yöresel mutfağı olan mekânı veya kadınların işlettiği yeri yok.

Aki ve Emel kumsalda


Doğa bir okul olabilir

Hayatımızın Birleşik Krallık kısmını Londra'da, Türkiye'ye ayak bastığımızda hemen her anı Tirebolu'da geçiriyoruz. Londra’nın çocuklara ve ailelere sunduğu imkânlar muazzam. Oyun grupları, müzeleri, kütüphaneleri, konserleri, yeşil alanlarındaki çocuk oyun parklarının tasarımları Aki'nin büyüme sürecinde çok değerli. Bir hastanenin bekleme odasındaki çocuk oyun alanını, kütüphanesini görünce şımarıyorsunuz. Ama doğrusu bu.

Uzaktan buraya bakınca çocukların ne kadar kısıtlı imkânlarla yaşadıklarını daha net görebiliyoruz. Çocukları görmezden geldiğimizi, fazlalıklarmış gibi davranıp sürekli susturmaya çalıştığımızı düşünüyorum — bu pek çok travmanın kaynağı. 

Bir tarafımla da Tirebolu'da mümkün olanları görüyorum, Aki burada yaşasa doğada yaşamı öğrenirdi diye düşünüyorum. Bizimle beraber permakültürü, ekip biçmeyi, denizde balık olmayı — doğa, var olmayı, çalıştıkça başarılı olunacağını, azla yetinmeyi, bu hayatın ne kadar kolay olduğunu öğretiyor çünkü sana, onunla birlikte yol aldıkça. Büyük şehrin türlü oyuncaklarından, çeşit çeşit kıyafetlerinden, özetle tüketim çılgınlığından vazgeçiriyor. Olur da bir gün buralara göç edersek hayalim bir orman okulu açmak. 

Coğrafya kaderse aile de kader. Aki’nin elinden tutarken buradaki çocukların da elinden tutmalıyız. Köyde hâlâ kız çocuklarını liseden sonra okutmak istemeyen aileleri ikna etmek gerekiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌱 Tirebolu, Emel Ernalbant

Emel'in peşinde Pontus Rum Devleti’nin yazlık kasabası olarak anlatılan Tirebolu'dayız.

10 Eki 2021

dekk ile birlikte
Tirebolu

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Her şey dahil planlama: Spontane seyahat devri bitti mi?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Deniz Aytekin

·

16 Ağu 2026

Her şey dahil planlama: Spontane seyahat devri bitti mi?
SoliSoli

HİKAYE

Avrupa adalarında roadtrip: Manzara eşliğinde stresten uzak sürüş rotaları

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Deniz Aytekin

·

09 Ağu 2026

Avrupa adalarında roadtrip: Manzara eşliğinde stresten uzak sürüş rotaları
SoliSoli

HİKAYE

Kadehlerin izinde Zürih: Dada'nın şehrinde barlar, biralar ve tesadüfler

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Talha Ö.

·

09 Ağu 2026

Kadehlerin izinde Zürih: Dada'nın şehrinde barlar, biralar ve tesadüfler
SoliSoli

HİKAYE

Vancouver'ın çok renkli duyusal haritası: Kuzgunlar, gölgeler, mitler ve kocaman bir gökyüzü

Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Nis Tuğba Çelik

·

02 Ağu 2026

Vancouver'ın çok renkli duyusal haritası: Kuzgunlar, gölgeler, mitler ve kocaman bir gökyüzü
SoliSoli

HİKAYE

Göçlerle taşınan melodiler: Kaş Caz Festivali'nin hikayesini direktörü Serdar Karatepe anlatıyor

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.

Deniz Aytekin

·

30 Tem 2026

Göçlerle taşınan melodiler: Kaş Caz Festivali'nin hikayesini direktörü Serdar Karatepe anlatıyor