
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
O aklımızdan bir türlü atamadığımız şarkının sırrı ne? Müzikteki boyut hissi nereden geliyor? Stereo işitmenin hayatımızdaki yerinin farkında mıyız? Tüm insan kültürlerinin ayrılmaz parçası olan müziğe ve üzerimizdeki etkisine dair sorular sormaya devam ediyoruz.
Neden bazı şarkılar aklımıza takılır? Birkaç kere duymamızla birlikte zihnimize yapışan, dönem dönem ortaya çıkıp saatlerce beynimizde yankılanan şarkılara, Almanca’daki ohrwurm kelimesinden hareketle “kulak kurdu” deniyor. Bazı sözcük, hareket veya seslerin istem dışı tekrarlanması tourette sendromu, obsesif kompulsif bozukluk ya da ön lob hasarı olan kişilerde görülürken şarkıların zihnimizdeki tekrarı insan doğasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Nörolog ve yazar Oliver Sacks’a göre bu, “beynimizin müzik karşısında kimi zaman çaresizlik düzeyindeki duyarlığı”na işaret ediyor.
Kulak kurtlarının (ya da daha teknik bir tanım tercih edenler için “istemsiz müzikal imgeleme”nin) nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, avcı-toplayıcı günlerimizde çevremizi daha iyi tanımak için önemli sesleri ezberleyene kadar tekrarlama pratiğimizden gelmiş olabileceği ihtimali üzerine düşünmeye değer. İnsanların %98’inin yaşadığı bu durum, tekrarlanan şarkıyla ilişkili bir duygu, şarkıdan birkaç nota ya da şarkının sözlerini anımsatan kelimelerle tetiklenebiliyor. Biz gündüz düşlerine dalmışken de düşünceler içinde kaybolmuşken de kendini gösterebiliyor.
Akılda kalmanın formülü: Bugün, kayıt teknolojisi öncesi dönemle kıyaslanamayacak kadar çok müzikal uyaranla karşı karşıyayız. Psikolog Kelly Jakubowski ve ekibi, 2016’da 3.000 kişiyle yapılan anketler sonucunda akılda kalıcı şarkıların ortak özelliklerini şöyle belirlemiş; hızlı olmaları, batı kültüründeki ninniler ve pop şarkılarında sık görülen melodi yapılarına sahip olmaları, bunun yanında beklenmedik atlamalar ya da tekrar eden notalar gibi sıra dışı öğeler barındırmaları ve belki de en önemlisi, insanların kulağına sık çalınmaları. Araştırmada adı en çok geçen 10 şarkıdan üçünün Lady Gaga’ya ait olması, pop endüstrisinin bu formülü başarıyla uyguladığının kanıtı.
Kulak kurtlarından nasıl kurtuluruz? Özellikle sevmediğimiz şarkıların dilimize dolanması can sıkıcı olabilir. Kulak kurtlarından kurtulmak için önerilenler; akla takılan şarkıyı baştan sona dinlemek, kulak kurdu şarkıyı kovacak başka bir şarkı dinlemek ve tuhaf ama sakız çiğnemek (böylece bir şekilde iç sesimize müdahale etmiş oluyoruz).
Bir kulağın nesi var? İnsan, birçok canlı gibi sesleri stereo işitir. İki kulağımızdan gelen, aralarında mikro saniyelik farklar bulunan veriler sayesinde müziğin ton, perde, tını, tempo, ritim gibi özelliklerinin yanında müziğin çalındığı ortamın boyutlarını da algılarız. Peki stereo duyma yetimizi kaybetsek ne olur? Yanıtı Oliver Sacks’ın müziğe temas eden vaka öykülerini anlattığı “Müzikofili”de buluyoruz.
Tek kulakta duyma kaybı yaşayan Dr. Jorgen Jorgensen ve müzik eleştirmeni Nick Coleman, Sacks’la yazışmalarında müziği artık tekdüze, iki boyutlu ve cansız algıladıklarını söylüyor. İşitmede kaybedilen boyut hissi, yanında duyguları ve müzikten alınan keyfi de götürüyor. Coleman yaşadığı süreci The Guardian’daki yazısında detaylarıyla aktarıyor.
Neyse ki beynimiz, geçmişteki verileri işleyerek kaybedilen kulağı telafi etme konusunda gelişmeye açık. Stereofoniyi geri kazanmak mümkün olmasa da stereo duyumun anısı taze tutularak, işitsel algıyla birlikte görme ve dokunma duyusu da kullanılabiliyor. Beynimizin bilinen bütün alanlarını harekete geçiren müzik, bizi kolay kolay terk etmiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ağzınıza ve zihninize takılan o şarkılar, 72. Primetime Emmy Ödülleri öncesi bilmeniz gerekenler, sanatın bonkör destekçileri ve dahası.
18 Eyl 2020

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




