"Burada azınlık değil kimse, ada bir çoğunluk hâli."

Mahalle: Burgazada. Mahalleli: Emre Onar. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
"Burada azınlık değil kimse, ada bir çoğunluk hâli."

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Gezintiye hemen başlıyoruz. Nasılsa vapurda yeterince dinlendik. Biraz bacaklarımızı açmak iyi gelecek. Buluştuğumuz noktadan 15 adım attıktan sonra "Turumuzun ilk durağı," diyor Emre: Çarşı. "Büyükada artık Migros, Starbucks, Kahve Dünyası gibi kafe ve dükkânlar ve günübirlik turistleri çekmesiyle neredeyse kentleşti. Heybeli ve Kınalı da zaman içinde ada karakterinden bir şeyler kaybetti — Burgaz başka. Hâlâ benim çocukluğumdaki 'ada ruhu' var. Zincir market yok burada, meyve-sebzeyi şuradaki manavdan veya cuma günleri kurulan pazardan, ekmeği fırından, eti kasaptan, gazeteyi gazeteciden alırız. Banka şubesi bulunmaz, adadaki yegâne ATM 10 sene önce açıldı." Şehirli refleksiyle hareket ediyor aklım. İyi ki para çekmişim gelmeden.

Emre Onar


Yürüyoruz. "Galeteaaacı!" amcanın peşi sıra Adalar Su Sporları'na doğru. Adımlarımın yavaşladığını hissediyorum — dar kaldırımlar yüzünden önümdekileri geçemediğim bir sıkışıklık hissiyle değil. Adadayken yapılacak şeyler listeleri aklımdan siliniyor. Onlardan kalan boşluğu koklanacak incir ağaçları, havlularıyla saçını kuruturken gözüme takılan insan manzaraları, deniz kenarından yükselen radyo sesi dolduruyor. Selamlıyor Emre yanımızdan geçeni. Teğetleşmiyorlar fakat duruyorlar. Annesi, ne zaman Londra'ya döneceği, geçen hafta kapattıkları evi açmaya mı geldikleri üzerine sohbet dönüyor. Bize doğru bakıp "Merhaba," diyor Meri Teyze, "hoş geldiniz." Buralı olmadığımız herkesin ıslak mayolarını sandalyelere astığı deniz kıyısında pantolonlarla dolaşmamızdan belli. "Adada neredeyse herkes birbirini tanır," diyor Emre, "mesela çocukken yere düştüğümde, yoldan geçen biri alıp beni alır, nerede oturduğumu sormadan evime götürürdü. Bilirdi çünkü adresimi."

Bayramlar, isim günleri, yortular birlikte kutlanır

Devam. Yokuş yukarı. Bu sefer deniz sağımızda. Aya Yani'ye gidip mum dikmek var aklımda. Fakat henüz kapıları kapalı. Belki 17.00'de açılır. "1,5 kilometrekarelik adada Ortodoks ve Katolik kiliseleri, sinagog, camii ve cemevi gibi beş ayrı dinî gruba ait toplamda yedi ibadet yeri var. Bu, belki de Türkiye’nin hiçbir noktasında olmayan bir etnik ve dinî çeşitlilik. Sokaklarda Rumca, Ladino konuşmalar duyabileceğiniz Türkiye’deki son yerlerden biri. Robert Schild’in Burgazada: Canlı Bir Etnografya Müzesi kitabında da belirttiği üzere tam 20 etnik ve dinî kimlik yaşamaya devam ediyor burada: Rumlar, Ermeniler, Museviler, Süryaniler, Aleviler, Sünni Türkler ve sonra Bulgar, Leh, Keldani gibi artık çok ufak kalan bazı etnik gruplar. Bayramlar, isim günleri, yortular birlikte kutlanıyor." Toplumda azınlık olarak metalaştırılmış grupların oluşturduğu bir çoğunluk olma hâli. "Burgaz aslında bugünkü çok çeşitlilik taşıyan hâlinin aksine eskiden tamamen bir Rum adasıymış. 1964 ve sonrasında Rum nüfusun çok azalmasıyla gidenlerin yerini zamanla diğer gayrimüslim gruplar ve Müslüman Türkler almış. Buralar, farklılıklarıyla zenginleşen, bir arada yaşamın devam ettiği bir yer hâlâ."

Aya Yani


Kentlileştiremediklerimizden: Burgazada

"Bugün tenha," diyor Emre, biz "Kepenkleri kapatılmış evler boş mu? Airbnb'den baksak bulur muyuz? Peki tutabilir miyiz?" sorularıyla "Bir süre Burgazadalı olabilir miyiz?" hayalleri kurarken. "Okullar açıldı, kış tarifesine geçildi, ada ondan ıssız. Lodos fırtınaları başlayacak diye güneşlenilen iskelelerdeki tahtalar kaldırılmış, kedi ve köpek sayısı insan nüfusunu bastırmış, hava kararınca günübirlik gelenler de adadan gidiyor. Meydandan esnaf da el ayak çektiğinde sadece evlerden yükseliyor televizyon ışığı ve kahkaha sesleri. Burgazada, adalar arasında her şeye rağmen en az değişim geçireni diye düşünüyorum. Çocukluğumdaki hâliyle şimdisi hemen hemen aynı. Büyükada büyük bir hızla İstanbullulaşma yolunda. Burgaz hâlâ kendini koruyabiliyor. Adanın yegâne üçüncü dalga kahvecisi ve bir adet butiği var. Bazı yerler İstanbullaşmasa ve şehirleşmese de olur. İnsana biraz da kaçış noktaları lazım. Bu ara canımı sıkan şeyler iskele hizasındaki bazı balık restoranlarında Türkçe pop veya göbek havası bangırtısı yükselmesi ve yemeğe gelenlerin sandalyeler üzerinde dans etmesi trendi. Adanın dokusuna ve ruhuna uymuyor. İstanbul'dan buraya alışkanlıklar ve taleplerle gelmeyi doğru bulmuyorum."

Yine bir kıyas kafamızda, diğer adalarla. Yolda daha az çöp gördük. Elektrikli otobüs BA1 kibarca yaklaşıyor, yavaşlıyor. Bunlardan dört tane varmış. Bir de küçük taksi. Yolda mavi şeridin ona ayrılan bölümündeysen birkaç adım kenara kaçman yeterli. Bir bakmışız Kalpazankaya yolunda gürültüden bile uzaklaşmışız. Martı, kediler ve iki köpek akşamüstü buluşmasında. Otobüs durakta duruyor, birilerini indiriyor.

Turizm, turizmi nasıl bitirir?

"Barselona, Venedik, Brugge gibi şehirlerin dert yandığı ve büyük sorunlar yaratan overtourism (aşırı turizm) en çok Büyükada’yı etkiledi. Fayton atlarının ölümü ekseriya Büyükada’nın aşırı turist almaya başlamasından ve yükünü kaldıramamasından doğdu. Kınalıada'daki turizm, günübirlik denize girmeye gelenlerle gelişti. Arkalarında bıraktıkları çöpler adalıların en büyük problemlerinden biri. Burgaz’da da bu durum bir dönem kamp yapmaya gelenlerin sayısı attığında yaşanmıştı. Madam Martha Koyu’nda biriken çöpler, tuvalet sorunu, oraya yakın mezarlığa girilip çıkılması gibi konular gündeme geldi."

Madam Martha Koyu


Cennet Bahçesi'nin önünden geçiyoruz tam bu sırada. Elif böyle bir meskenin adadaki algısını soruyor. Cennet Bahçesi’nde tiyatro temsillerinin yapıldığını, adaya kültür ve sanatla ilgilenen insanlar getirmesi açısından olumlu gördüğünü söylüyor Emre. Ve ekliyor: "Adanın ruhuna uygun ve yapısını bozmayacak etkinliklerin adanın dinamiğine pozitif etkisi bile olabilir. Fakat yüzlerce biletin satıldığı, kitle etkinlikleri yapılırsa o zaman işler değişir. Yangın riski açısından da günübirlik gelenlerin daha iyi kontrol edilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Adalar yüz ölçümü olarak küçük, sınırlı yerler. Turizm sürdürülebilir olmadıkça ve turist sayısı kapasitenin üstüne çıktıkça illa bir soruna neden olacak. Burgazada'nın en büyük zenginliği sosyo-kültürel dokusu ve bu yoğun bir turizmle bozulma riskine sahip. Büyükada’da bu yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Overtourism'den dolayı şikayetleri artan yazlıkçı nüfusun bir kısmı ya evlerini sattı ya da adaya gelmeyi bıraktı."

Turist değil, misafir olmalıyız adada. Aynı bir eve davet edildiğimizde yaptığımız gibi tabaklarımızı arkamızdan toplayıp "Yardım edebileceğimiz ne var?" diye sorduktan sonra ev sahiplerine, yani adalılara teşekkür edip çıkabiliriz buradan. O zaman geri geldiğimizde bizi bekler, gülümser, "Gözlerimiz yollarda kaldı," derler. 

Şehirlilerin Burgaz'a gelme nedeni Kalpazankaya'yı arkada bırakıp Cennet Yolu'ndan aşağı ilerliyoruz. Yasemin'de oturacağız biz masaya. Ev sahibimiz, adalılarla.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

Burgazada, Emre Onar

Burgazada'da Emre'nin peşinden gidiyoruz. Burası, bir çoğunluk hâli. Herkes birbirini tanıyor. Sinem Dondurma'dan limonlu sorbe alır mıyız?

19 Eyl 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR