“Burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.”


Casa Sunsets’le rahatla, eğlen, kışın her anının keyfini çıkar
Arkadaşlarınla her anından keyif aldığın bir günün kapanışını yapmak üzere son kez sıcak kumlara basıp seni serinletecek denize doğru heyecanla yürüyorsun. Üstelik, henüz bitirdiğin şişenin ardından ağzında o ferahlatıcı misket limonu tadı…
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Göktürk’e ben çocukken taşındık. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar bomboştu. Sessiz, sakin ve yeşil. Bugün yerleşim artmasına rağmen Göktürk insanı şehrin betonlarından ve kalabalığından uzak tutuyor. Hâlâ İstanbul’da sadece Göktürk’te yaşayan bilir: günün sonunda sessizliğin ne olduğunu. Göktürk’te gün sessiz ve sakin geçer fakat renk katmak her zaman mümkün.
Mahalle doğayla iç içe olmak; kaymak ve koşu gibi sporlar için benzersiz noktalar sunuyor. Ormanın içinde kayarken mükemmel manzaralarla karşılaşabiliyorum. Her bir manzara sanata dönüşüyor, bana kendimle baş başa kalabilme gücü de veriyor. Etrafımın ormanla kaplı olması güvende hissettiriyor. Her şeyden kaçıp nefes alma fırsatının olması bu çağda büyük bir lüks. Kendimi evden çıkıp beş dakikada sessiz sakin bir ormanın ortasında bulabiliyorum.

Ege, komşusu ormanla
Kurtarılmış mahalle ve mahalleli
Mahalleli olduğumu daha evden çıkmadan rotamı hayal edebildiğimde hissediyorum. Göktürk’te yürüyerek ulaşım sağlamak çok kolay ve keyifli. Kısa mesafeler için her daim otomobillerine atlayanlar bunun pek farkında olmasa gerek. Binalar yüksek değil, insan ölçeğinde. Göz alabildiğine orman. Şehrin “merkezi”ne inmeye gerek duymadan vaktimi geçirebildiğim bir hayatım ve düzenim var burada. Mahalle, bana yetiyor. İstediğim zaman ormanlara gidip doğayla baş başa kalabiliyorum. Göktürk beni kucaklıyor. İnsan yaşadığı yerden daha ne ister?
Göktürklü olunca şehir sanki bir eğlence parkına dönüyor. Şehrin problemlerini, kaosunu ve gürültüsünü pek ciddiye almıyorum. Çünkü oradan istediğim zaman kaçabileceğimi biliyorum. Bir yerlere giderken stres olmuyorum. Çünkü orada keyfî nedenlerle bulunduğumu biliyorum. Çok sıkılırsam da Göktürk’e dönüp şehrin kaosunu uzaktan olanı biteni bir seyirci gibi izliyorum. İnsan İstanbul’da yaşarken daha ne ister?
Mahalle içinde mahalle: Site hayatı ve komşuluk
Göktürk’te siteler çok yaygın ve sınırları net bir şekilde belli. Âdeta her site bir mahalle. Sadece sokaklarımız ortak diyebiliriz. Bu hem yabancılık çekmemize sebep oluyor hem de sınırları hissetmemize. Belki bu sebepten, Göktürk’te insanlar genelde kendi sitesinde ya da evinde oluyor. Kahve, yemek ve iş için dışarı çıkılıyor. İş çıkışı evlerine dönüp şehirden uzaklaştıklarını hissetmek için burada yaşıyor ve mahalleye geri döndüklerinde onları kucaklayan özel bir alanda hissediyorlar: evde, sitede, mahallede.

İllüstrasyon: Ege Özyuvacı
Göktürk, mahalle kültürünün üzerine lüks siteler yapılmaya başlanan bir yer. Bu nedenle burada yaşayanlar arasında bir çeşitlilik hâkim — fakat şimdilerde çoğunlukla insanlar sitelerde kendi dairelerinde daha soyutlanmış şekilde yaşıyorlar. Bu çeşitliliğin genelde pek içinde değiller.
Komşuluk ilişkileri de pek gelişmiş sayılmaz. Mesela iletişim kurabildiğim, Göktürk’te “Komşum,” diye bahsettiklerim zaten küçükken sitede tanıştığım ve bugün en yakın arkadaşlarım olanlar. Şimdi hepimiz kendi evlerimize taşındık ve yine komşuyuz.
Burada sokaktan arkadaş edinmenin kolay olacağını düşünmüyorum — yine de gördüğüm kadarıyla tüm sitelerin ortak alanları hâlâ eskisi gibi çocuklarla dolu. Bu beni oldukça mutlu ediyor. Belki Göktürk’te sonradan komşuluk kolay gelişmiyor ama çocuk yaşlarda başlayan arkadaşlıklarla kök salıyor.
Esnaf, ister istemez özel bir yere sahip — 20 yıllık geçmişe sahip yerler hâlâ açık ve aynı yerde. Sürekli bir dönüşüm olmadığından aynı çocukluktan tanıdığımız arkadaşlarımız gibi oradalar. Yeni açılan restoran ve kafeler dışında.
Öyle tüm mahallelinin birbirini tanıdığı bir komşuluk ilişkisi olmasa da Göktürklüler herkesten uzakta olduğunu biliyor. Bu durum yeri geldiğinde dayanışma bile yaratabiliyor. Göktürklüler olarak başka mahallelere gitmediğimizden bulunduğumuz yer bize özel — bu da bize aidiyet duygusu veriyor.
Şehrin içinde doğa, doğanın içinde şehir
Sabah sokağa çıkıp bir sürü insanla selamlaşmıyoruz belki ama sokağın daimi sakinleri köpeklerimiz; komşularımız var selamlaştığımız. İstanbul’un en çok sokak köpeğine ev sahipliği yapan mahallesi burası. Her köpek çetesinin kendine ait bir sokağı var — burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.

Yeşilliklerin arasında
20 yıl önce taşındığımızdan beri sınırları genişlemese de kendi içinde nüfus yoğunluğu artan bir yer Göktürk. Çocukken oynadığımız çayırlarda artık siteler var. Sokaklar dışında boş alan bulmak artık çok zor. Çoğu insan ulaşımını araçlarıyla sağlıyor — bu da trafiğe ve gürültüye yol açabiliyor. Sessiz bir yer olduğu için trafiğin sesi insanları rahatsız etmeye yetiyor.
Doğanın içinde yaşamalarına rağmen bazı insanların hep acelesi var burada. Şehirden kaçıp şehirdeymiş gibi yaşamak bana saçma geliyor. Yine de her yer site olsa bile binalar hep insan ölçeğinde ve alçak. Orman hep orada. Şehirin boğuculuğu burada pek yok. Daha çok yeşili hissetmeye, fırsatları varken sokakta bir nefes daha almaya ve temiz yolların değerini bilenlere tabii.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Ege'nin peşinde Göktürk'teyiz — burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.
30 Oca 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.

Miuccia Prada ve Raf Simons’ın 2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonu, yeniden eteğe dönüyor. Moda sürekli yeniyi talep ederken Miuccia Prada’nın gücü, geçmişini reddetmeden değişebilmesinde yatıyor. Yıllar önce kurduğu bir fikri bugün yeniden yorumlayabilmesi, yaratıcılıkla tutarlılığın birbirine engel olmadığını; aksine aynı çizgiyi koruyarak da sürekli yenilenmenin mümkün olduğunu gösteriyor.



