“Burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.”


Casa Sunsets’le rahatla, eğlen, kışın her anının keyfini çıkar Arkadaşlarınla her anından keyif aldığın bir günün kapanışını yapmak üzere son kez sıcak kumlara basıp seni serinletecek denize doğru heyecanla yürüyorsun. Üstelik, henüz bitirdiğin şişenin ardından ağzında o ferahlatıcı misket limonu tadı kalmış…ooups! bir dakika, hangi mevsimdeydik biz? Sevgili SOLİ okuru, ağızda kalan misket limonu tadıyla kendimizi ansızın sımsıcak bir yaz ayında bulduk ama Casa Sunsets bizi dürterek yaşamanın keyfini kışın, karlı günlerde de doyasıya hissedebileceğimizi hatırlatıyor ve seni, dağ eteklerinde kayarken “yaşamak işte bu” dedirtecek Türkiye’nin snowboard noktalarına davet ediyor. Salda, Burdur: Yolların virajı seni biraz ürkütebilir ancak sonuna geldiğin zaman Salda Gölü manzarasıyla mükemmel bir seyir deneyimi yaşıyor, yaşadığın anın eşsizliğini hissediyorsun. Hem de bembeyaz tepelerin üstünde. Palandöken, Erzurum: Kar sporları tutkunlarının vazgeçilmez tercihi Palandöken, pek çok pist seçeneğinin yanı sıra muhteşem manzarası, kolay ulaşımı ve şehre yakınlığıyla gönüllerde taht kuruyor. Erzurum’u kuşbakışı görme fırsatı sunan merkeze her mevsim uğrayabilir, keyif dolu anlar yaşayabilirsin. Kartepe, Kocaeli: İstanbulluların yaşam enerjileri yeniden depoladıkları rutinden kaçış rotası Kartepe; çevre illere yakın konumu nedeniyle kayak ve snowboardseverler için vazgeçilmez bir merkez. Ancak rüya gibi doğasına kavuşmak istersen yola erken saatlerde çıkmanı, yoksa kayak merkezine girmek için uzun bir kuyruk bekleyebileceğini hatırlatmak isteriz. Kartalkaya, Bolu: Her seviyeye uygun kayak pistiyle Bolu Köroğlu Kış Turizm Merkezi, çam ağaçları arasında nefes kesen (ee soğuktan kesilir tabii dediğini duyar gibiyiz) bir deneyim sunuyor. Tam da sevdiklerinle en küçük anların bile keyfini paylaşmalık. Ilgaz, Çankırı: Merkez, Ilgaz Millî Parkı içerisinde yer alıyor. Ilgaz Dağı’nın Çankırı’ya bakan tarafı Kastamonu tarafına göre daha sakin oluyor ancak diğer tarafta daha fazla pist bulunuyor. Farklı pistler deneyimlemek istersen Kastamonu, daha az sıra beklemek istersen Çankırı tarafını öneriyoruz. Tercih senin tabii ama her dakikasında kendini “yaşıyor” hissedeceğine eminiz. Mevsim ne olursa olsun “yaşamak işte bu” demek için Casa Sunsets’i bu bağlantı üzerinden takip edebilir; snowboard, kite, sörf ve günbatımı tutkunları için sunduğu önerilerin tamamına ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Göktürk’e ben çocukken taşındık. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar bomboştu. Sessiz, sakin ve yeşil. Bugün yerleşim artmasına rağmen Göktürk insanı şehrin betonlarından ve kalabalığından uzak tutuyor. Hâlâ İstanbul’da sadece Göktürk’te yaşayan bilir: günün sonunda sessizliğin ne olduğunu. Göktürk’te gün sessiz ve sakin geçer fakat renk katmak her zaman mümkün.
Mahalle doğayla iç içe olmak; kaymak ve koşu gibi sporlar için benzersiz noktalar sunuyor. Ormanın içinde kayarken mükemmel manzaralarla karşılaşabiliyorum. Her bir manzara sanata dönüşüyor, bana kendimle baş başa kalabilme gücü de veriyor. Etrafımın ormanla kaplı olması güvende hissettiriyor. Her şeyden kaçıp nefes alma fırsatının olması bu çağda büyük bir lüks. Kendimi evden çıkıp beş dakikada sessiz sakin bir ormanın ortasında bulabiliyorum.

Ege, komşusu ormanla
Kurtarılmış mahalle ve mahalleli
Mahalleli olduğumu daha evden çıkmadan rotamı hayal edebildiğimde hissediyorum. Göktürk’te yürüyerek ulaşım sağlamak çok kolay ve keyifli. Kısa mesafeler için her daim otomobillerine atlayanlar bunun pek farkında olmasa gerek. Binalar yüksek değil, insan ölçeğinde. Göz alabildiğine orman. Şehrin “merkezi”ne inmeye gerek duymadan vaktimi geçirebildiğim bir hayatım ve düzenim var burada. Mahalle, bana yetiyor. İstediğim zaman ormanlara gidip doğayla baş başa kalabiliyorum. Göktürk beni kucaklıyor. İnsan yaşadığı yerden daha ne ister?
Göktürklü olunca şehir sanki bir eğlence parkına dönüyor. Şehrin problemlerini, kaosunu ve gürültüsünü pek ciddiye almıyorum. Çünkü oradan istediğim zaman kaçabileceğimi biliyorum. Bir yerlere giderken stres olmuyorum. Çünkü orada keyfî nedenlerle bulunduğumu biliyorum. Çok sıkılırsam da Göktürk’e dönüp şehrin kaosunu uzaktan olanı biteni bir seyirci gibi izliyorum. İnsan İstanbul’da yaşarken daha ne ister?
Mahalle içinde mahalle: Site hayatı ve komşuluk
Göktürk’te siteler çok yaygın ve sınırları net bir şekilde belli. Âdeta her site bir mahalle. Sadece sokaklarımız ortak diyebiliriz. Bu hem yabancılık çekmemize sebep oluyor hem de sınırları hissetmemize. Belki bu sebepten, Göktürk’te insanlar genelde kendi sitesinde ya da evinde oluyor. Kahve, yemek ve iş için dışarı çıkılıyor. İş çıkışı evlerine dönüp şehirden uzaklaştıklarını hissetmek için burada yaşıyor ve mahalleye geri döndüklerinde onları kucaklayan özel bir alanda hissediyorlar: evde, sitede, mahallede.

İllüstrasyon: Ege Özyuvacı
Göktürk, mahalle kültürünün üzerine lüks siteler yapılmaya başlanan bir yer. Bu nedenle burada yaşayanlar arasında bir çeşitlilik hâkim — fakat şimdilerde çoğunlukla insanlar sitelerde kendi dairelerinde daha soyutlanmış şekilde yaşıyorlar. Bu çeşitliliğin genelde pek içinde değiller.
Komşuluk ilişkileri de pek gelişmiş sayılmaz. Mesela iletişim kurabildiğim, Göktürk’te “Komşum,” diye bahsettiklerim zaten küçükken sitede tanıştığım ve bugün en yakın arkadaşlarım olanlar. Şimdi hepimiz kendi evlerimize taşındık ve yine komşuyuz.
Burada sokaktan arkadaş edinmenin kolay olacağını düşünmüyorum — yine de gördüğüm kadarıyla tüm sitelerin ortak alanları hâlâ eskisi gibi çocuklarla dolu. Bu beni oldukça mutlu ediyor. Belki Göktürk’te sonradan komşuluk kolay gelişmiyor ama çocuk yaşlarda başlayan arkadaşlıklarla kök salıyor.
Esnaf, ister istemez özel bir yere sahip — 20 yıllık geçmişe sahip yerler hâlâ açık ve aynı yerde. Sürekli bir dönüşüm olmadığından aynı çocukluktan tanıdığımız arkadaşlarımız gibi oradalar. Yeni açılan restoran ve kafeler dışında.
Öyle tüm mahallelinin birbirini tanıdığı bir komşuluk ilişkisi olmasa da Göktürklüler herkesten uzakta olduğunu biliyor. Bu durum yeri geldiğinde dayanışma bile yaratabiliyor. Göktürklüler olarak başka mahallelere gitmediğimizden bulunduğumuz yer bize özel — bu da bize aidiyet duygusu veriyor.
Şehrin içinde doğa, doğanın içinde şehir
Sabah sokağa çıkıp bir sürü insanla selamlaşmıyoruz belki ama sokağın daimi sakinleri köpeklerimiz; komşularımız var selamlaştığımız. İstanbul’un en çok sokak köpeğine ev sahipliği yapan mahallesi burası. Her köpek çetesinin kendine ait bir sokağı var — burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.

Yeşilliklerin arasında
20 yıl önce taşındığımızdan beri sınırları genişlemese de kendi içinde nüfus yoğunluğu artan bir yer Göktürk. Çocukken oynadığımız çayırlarda artık siteler var. Sokaklar dışında boş alan bulmak artık çok zor. Çoğu insan ulaşımını araçlarıyla sağlıyor — bu da trafiğe ve gürültüye yol açabiliyor. Sessiz bir yer olduğu için trafiğin sesi insanları rahatsız etmeye yetiyor.
Doğanın içinde yaşamalarına rağmen bazı insanların hep acelesi var burada. Şehirden kaçıp şehirdeymiş gibi yaşamak bana saçma geliyor. Yine de her yer site olsa bile binalar hep insan ölçeğinde ve alçak. Orman hep orada. Şehirin boğuculuğu burada pek yok. Daha çok yeşili hissetmeye, fırsatları varken sokakta bir nefes daha almaya ve temiz yolların değerini bilenlere tabii.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Ege'nin peşinde Göktürk'teyiz — burada komşuluk eski dostunla, ormanla, ağaçla, köpekle, kediyle.
30 Oca 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.

Halihazırda yoğun ilgi gören tatil beldelerine “instagramlanabilir” yeni keşiflerin de eklenmesiyle özellikle yaz aylarında dünyanın dört bir yanındaki dingin kasabalar turist akınına uğruyor. Peki popüler tatil destinasyonlarında düzeni sağlamak adına alınan yaratıcı (ve kimi zaman oldukça katı) önlemler neler?

Şu sıralar herkesin “aklı havada” ve bunun çok haklı bir sebebi var: Bir kuşun peşine düşmek, dikkatimizi yeniden bulunduğumuz yere çevirmek ve yaşadığımız dünyanın daha büyük hikayesine dahil olmak demek. Kuş Kolektifi’nin kurucusu, Şehir Kuşçuları radyo programının bir parçası, doğa savunucusu, meraklısı ve kuş gözlemcisi Yaz Güvendi ile kuşların bize öğrettiklerini, doğayla bağ kurmanın yollarını ve şehirde kuş gözlemciliğinin imkanlarını konuştuk.

Defender Trophy, yalnızca fiziksel dayanıklılığı ve sürati ölçen bir yarış değil; disiplin, takım çalışması ve maceracı ruhunu genlerinde taşıyan köklü bir organizasyon. Tekerlekler hayati bir amaç için dönüyor: Doğayı ve vahşi yaşamı korumak.
22 Tem 2026



