Son gün gösterilen filmlerin sıkça sürpriz kazananlar çıkardığı festivalin kapanış töreni, Cumartesi akşamı yapılacak.
Cannes notları: Festivalden fısıltılar, favoriler ve tartışmalar


Levi’s®, 2025 İlkbahar/Yaz Sezonu ile keten ve denimi buluşturuyor
Sevilen Levi’s® parçalarını yaz kombinlerinde de kullanmak isteyenler için yeni Keten ve Denim Koleksiyonu, yazın en sıcak günlerinde sizi serin tutarken tarzından da ödün vermiyor. Yaz aylarının vazgeçilmezi olan keten, Levi's® denimi ile…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
13 Mayıs'ta başlayan 78. Cannes Film Festivali'nde son düzlüğe girdik. Kafalarda yavaş yavaş Ana Yarışma'da verilecek ödüllere dair fikirler oluşmaya başlamışken Emilia Perez, The Substance ve Anora gibi seyiriciyi ikiye bölen tartışmalı filmlerin dikkat çektiği 2024'e kıyasla daha "olaysız" bir Cannes seçkisiye karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün.
Julia Ducournau'nun Alpha'sı ve Ari Aster'ın Eddington'ı dışında özellikle eleştirmenler, yarışmadaki çoğu film hakkında aşağı yukarı bir uzlaşı sağlamış gibi görünüyor şimdilik. Bi Gan, Kelly Reichardt ve Dardenne kardeşlerin filmlerinin bu tanıma uyup uymayacağını ise yarın öğreneceğiz.
Asıl tartışmaların filmlerden çok festival politikaları, siyasi mesajlar ve festivale katılan ünlüler üzerinden döndüğü Cannes'ın açılış töreni ve öncesinde gündeme gelen Filistin meselesi ile ACID bölümündekİ Put Your Soul on Your Hand and Walk belgeselinde yer alan gazeteci Fatima Hassouna'nın öldürüldüğü haberi, tahmin edilebileceği üzere sonraki günlerdeki "festival gündeminde" pek yer bulamadı kendine.
- Filmin yönetmeni Sepideh Farsi, Fatima’nın ölümünden sonra hazırladığı yeni versiyona, ona filmin festivale seçildiğini haber verdiği görüntüleri de ekledi. Ancak bu tercihin, bazı izleyiciler tarafından, çok taze bir ölümün duygusunu araçsallaştırdığı gerekçesiyle eleştirildiğini de not düşelim.
İsrail'in Filistin'de işlediği suçlar karşısında tavır almak konusunda çekimser kalan festivalin, bu açıdan en çok merak edilen filmlerinden Nadav Lapid imzalı Yes!, dün "Yönetmenlerin On Beş Günü" bölümünde prömiyer yaptı. Festivalde kulaktan kulağa yayılan söylentilere göre aslında Ana Yarışma'ya kabul edilen ancak İsrail'e karşı fazla eleştirel bulunduğu için bu karardan geri adım atılınca "Yönetmenlerin On Beş Günü"nde kendine yer bulan film, İsrail'deki sanatçıların ve entelektüel kesimin ahlaki çıkmazını bir ön kabul olarak gören, bu ön kabulün kişide sebep olduğu kendine dönük nefrete odaklanan ve tam da bu yüzden paradoksal bir şekilde bir kurban olarak konumunu meşrulaştıran sinsi ve tehlikeli bir film.
Ana Yarışma'daki filmler arasında da günümüz halet-i ruhiyesinden Lapid'in perspektifine yakın izleri özellikle Aster'ın Eddington'ında görmek mümkün. COVID dönemi ABD'sinde geçen ve hem bireysel hem de toplumsal düzeydeki paranoyanın kontrolden çıktığı bir küçük kasaba anlatısı sunan film, yönetmenin benmerkezci ve psikanalitik Beau is Afraid filmine kıyasla daha dışa dönük, seyircisine düşünmek ve eleştiriyi farklı düzlemlere taşımak adına alan açan bir film. Aster'ın politik taşlaması izlenip bir kalemde kenara atılacak cinsten değil. Fransız eleştirmenlere kıyasla Amerikalıların daha pozitif yorumlarla değerlendirdiği filme, ABD'nin mevcut politik konjonktürü düşünüldüğünde jüriden bir ödül çıkması da ihtimal dahilinde.

Sırât | Kaynak: Cannes Film Festivali
Eddington'ın özellikle ikinci yarısında hissettirdiği yaygınlaşmış kaos ve şiddet, Oliver Laxe'nin Sırât filminde de baskın çıkan bir duygu. Festivalin ilk günlerinde prömiyer yapan film, eleştirmenlerden yüksek puanlar alsa da henüz dağıtım şirketlerinin radarına girmedi. Kuzey Afrika çöllerinde düzenlenen rave partilerinde kayıp kızını arayan bir baba ve oğlunun hikayesini dinî alegorilerle harmanlayan filmin, 2022 yılında eleştirmenlerin övgülerine rağmen festivalden eli boş dönen Pacifiction'ın kaderini paylaşacağına dair yorumlar ağırlıkta.
Dağıtım şirketlerinden festival sırasında gelen haberlerin ödül tahminleri üzerinde epey etkili olduğunu söylemek mümkün. Tam da bu sebeple bütün gözler, beş yıldır Altın Palmiyeli filmlere kataloğunda yer vermesiyle nam salan Neon'un üzerinde. Julia Ducournau'nun Titane'la elde ettiği zaferin ardından Alpha'nın da dağıtım haklarını alan şirketin, filmin yarattığı hayal kırıklığının ardından rotayı başka yöne çevirdiğini görüyoruz.
- Titane'daki gore ve body horror estetiğinden son derece uzak bir AIDS alegorisine imza atan Ducournau'nun bu riskli tercihi, ne yazık ki son derece dağınık, iç karartıcı ve özellikle mistik ögelerinin bağlamdan kopukluğuyla göze batan başarısız bir filmle sonuçlanmış.

Alpha | Kaynak: Cannes Film Festivali
Şirketin geçen yıl dağıtım haklarını satın aldığı Joachim Trier'in Sentimental Value filmi de yarışmanın favorileri arasında yer alıyor. Prömiyer sonrası ne kadar alkışlandığı elbette filmin başarısının doğrudan bir işareti olmasa da festival seyiricisinin Sentimental Value'yu çok sevdiği aşikar.
Öte yandan: Sentimental Value, Trier'in bir önceki filmi The Worst Person in the World'e kıyasla sinemasal açıdan daha zayıf bir film. Yıllarca ailesinden uzak kalmış bir babanın kızlarıyla yeniden bağ kurma çabasını konu alan yapım, film içinde film temasına rağmen imgesel açıdan hayli çorak kalıyor. Seyircisine aktarmayı hedeflediği duygusal derinliği ise ne yazık ki büyük ölçüde oyuncuların performanslarına bırakıyor.
Ana Yarışma’da yer alan Carla Simón imzalı Romería, uyuşturucu bağımlılığı ve AIDS temasını işleyen ikinci film olmasıyla ilginç bir tesadüfe yol açmış; bu bağlamda Sentimental Value’nun adeta bir anti-tezini sunuyor. Annesi ve babasını AIDS’ten kaybeden Carla Simón’un kendi aile geçmişinden ilhamla kurduğu anlatıda, güneşli Galiçya kıyılarını mat soluk maviler ve parlak kırmızılarla bezeyen melankolik görüntüler Romería’nın en güçlü yanını oluşturuyor.
Festival merkezinin koridorlarında ve basın odasında Altın Palmiye'nin en güçlü adaylarından olduğuna dair fısıltılar dolaşan esas film ise Jafar Panahi'nin yönettiği It Was Just an Accident. Kısa bir süre önce işini şansa bırakmak istemediği her hâlinden belli olan Neon'un dağıtım haklarını aldığını öğrendiğimiz It Was Just an Accident, Panahi'nin bizzat Cannes'a gelmesi sebebiyle de epey konuşuldu.
- Hapishanedeyken kendisine işkence eden adamı bulduğuna inanan ancak bundan bir türlü emin olamayan Vahid’in, benzer kaderleri paylaşmış bir grup insandan yardım alarak intikam arzusunu bastırma çabasını anlatan film; kimi anlarda Hitchcockvari bir gerilim, kimi anlarda ise Brechtyen bir mesafe sunarak, Panahi sinemasına aşina olanların yakından tanıdığı o özgün üslubu sürdürüyor.
Bu yıl Ana Yarışma Jürisi'nin başındaki Juliette Binoche'un Abbas Kiyarüstemi ve İran sinemasıyla bağlarını da göz önünde bulundurursak Panahi'nin Altın Palmiye şansının oldukça yüksek olduğu çıkarımını yapabiliriz.
Yarışmadaki ABD yapımı filmlerin etkisiyle her sene olduğu gibi bu yıl da Hollywood yıldızlar geçidine dönüşen Cannes seçkisinde, oyuncu ödüllerinin pek gündemde olmaması oldukça ilginç.
Lynne Ramsay imzalı Die, My Love’da takdiri hak eden tek unsur olarak öne çıkan performansıyla Jennifer Lawrence, Kadın Oyuncu kategorisinde neredeyse rakipsiz bir favori konumunda. Erkek Oyuncu kategorisinde ise Oliver Hermanus’un festivalin en büyük hayal kırıklıklarından biri sayılan Sound of Falling filmindeki başroller Josh O’Connor ve Paul Mescal’ın şansının olmaması, gözleri Richard Linklater’ın Nouvelle Vague filminde Jean-Luc Godard’ı canlandıran ve ilk uzun metraj deneyiminde dikkat çeken Guillaume Marbeck’e çeviriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ödül töreni için bekleyiş sürerken Cannes Film Festivali’nin nabzını tuttuk. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali ile rotamızı Ankara’ya çevirdik. “Jurassic World: Rebirth” ve “Caught Stealing” fragmanlarına heyecanlandık.
23 May 2025

YAZARLAR

Öykü Sofuoğlu
Sinema eleştirmeni ve çevirmen. Sinema çalışmaları alanında Paris VIII - Vincennes - Saint-Denis yüksek lisans yaptı. Berlinale Talents ve Locarno Critics Academy gibi uluslararası eleştirmenlik programlarına seçildi. Yazıları ve söyleşileri Altyazı Sinema Dergisi, Variety, MUBI Notebook, Screen Slate, Senses of Cinema ve Swissinfo.ch gibi mecralarda yayınlandı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




