Çelik İhracatçıları Birliği: "Çin iç piyasaya dönmezse kârlılığımız azalmaya devam edecek"

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Türkiye’nin en büyük 5’inci ihracatçısı olan çelik sektörü 2025 yılını 16,5 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Yıl genelinde miktar bazında toplam 19,4 milyon tonluk ihracat yapan sektör, bu performansla miktar bazında %10,1, değer bazında ise %2,5’lik bir ihracat artışı yakaladı. Sektör ayrıca 38,1 milyon tonluk toplam üretim miktarıyla dünyanın en büyük 7’nci, Avrupa’nın ise en büyük 1’inci üreticisi konumuna yükselmeyi başardı.

2025 yılı itibarıyla sektörün en büyük pazarı toplam ihracattan %60 pay alan Avrupa ülkeleri olurken, onu %14,1 pay ile Afrika ülkeleri takip etti. Söz konusu dönemde AB’ye yapılan ihracat miktar bazında %17,4 artarken, Kuzey Afrika ise %28,1 ile en hızlı büyüme yaşayan ihracat pazarı oldu. Bu bölgeler içinde özellikle Romanya, italya, Fas, Ukrayna ve İspanya gibi ülkeler sektörün ana pazarlarını teşkil etti.

Çelik İhracatçıları Birliği’ne (ÇİB) göre sektörün önündeki en büyük risklerden biri ise Avrupa Birliği’nin Haziran 2026’da çelik ürünleri kotalarında yapmayı planladığı %50’ye yakın düşüş. Üreticiler özellikle bu kota uygulaması ile birlikte 3 milyar dolarlık ihracatın risk altına gireceğini düşünüyor ve bu risklerin yönetilmesi için şimdiden çalışmalara başlanmış durumda.
Bu kapsamda bir rapor hazırlayan ÇİB Yönetim Kurulu, sektörün 2025 performansını değerlendirdi ve gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.
“Çin iç piyasasına dönmezse kârlılığımız baskılanır”
Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan 2025’te yakalanan ihracat artışını zorlu koşullarda sağladıklarını ifade ederek, “Küresel çelik piyasasında fiyatlar ciddi baskı altında. Çin’in yüksek ihracat hacmi ve dünya genelindeki arz fazlası fiyatları aşağı çekiyor. Bu ortamda büyümeyi ancak doğru pazarlara odaklanarak ve esnek bir stratejiyle sağlamak mümkün” açıklamasında bulundu.
Sektörün önündeki risklere de dikkat çeken Aslan, AB’de kota uygulamasının devreye girmesinden sonra, riske giren ihracatı farklı ülkelere yönlendirerek telafi edeceklerini söyleyerek, “Bu konuda en önemli ülkeler Adriyatik Denizi’ne komşu olan Arnavutluk, Kosova, Bosna Hersek gibi ülkeler. Bu noktalarda ihracatımız 2025’te arttı, 2026’da bu artışın ivme kazanacağını düşünüyorum. Ayrıca Kuzey Afrika, Batı Afrika ve Güney Amerika ülkelerine de ihracatımız artacak” açıklamasında bulundu.
“Çelik sektörü giderek bölgeselleşiyor. Uzak pazarlarda hem lojistik maliyetler artıyor hem de gümrük vergileri ve kotalar ciddi bir engel oluşturuyor. Buna karşılık yakın pazarlarda hızlı teslimat, esnek üretim ve güçlü ticari ilişkiler gibi avantajlarımız var. Çelik, dünyada en fazla kota ve vergiyle karşılaşan sektörlerden biri. Bir pazarda ihracat artışı sağladığınızda, çok kısa sürede yeni bir ticaret önlemiyle karşılaşabiliyorsunuz. Bu nedenle bölgesel büyüme ve ürün çeşitliliği artık bir tercih değil, zorunluluk.”
2024 yılından bu yana başta Çin ve Hindistan gibi ülkelerin fazla kapasiteyi ihraç etme politikaları nedeniyle çelik sektöründe kârlılığı ciddi manada baskıladığını ifade eden Aslan, “Çin ve Hindistan’ın kapasite fazlası nedeniyle 2024’ten beri kârlılığımız düşüyor. Geçen sene Çin’in ihracatı 119 milyon ton seviyesine çıktı, bu Türkiye’nin yaptığı ihracatın neredeyse üç misli. Şayet Çin kendi iç piyasasına dönmezse kârlılığımız 2027’ye kadar yükselemez.” açıklamasında bulundu.
“Uzak pazarlarda Çin’le rekabet edemiyoruz. Ancak komşu ülkelerde hızlı teslimat avantajımız var. Bugün Çin’den verilen bir sipariş 60 günde gelirken, biz maksimum 5 günde teslimat yapabiliyoruz.”
Aslan, çelik sektörünün, yeniden inşa sürecine giren Suriye’de ne gibi bir konum alabileceğine dair sorumuza ise, “Yıllık 1 ila 1,5 milyon ton civarında bir inşaat demiri tüketebilecekleri hesaplanıyor. Bunun %75-80’i Türkiye’den gönderilebilir” yanıtını verdi.
“Dünya koruma önlemi uygularken, piyasamızın açık halde devam etmesi mümkün değil”
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Dünya Çelik Birliği (Worldsteel) Başkanı ve ÇİB Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler, özellikle yassı çelikte ithalatın her geçen gün baskısını artırdığını ifade ederek, “Bu daha da artabilir çünkü Çin’deki ekonomik daralmanın kısa vadede rahatlayacağını öngöremiyoruz. Öngöremediğimiz sürece onların tüketimleri azalmaya, ihracatları artmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Sadece bu değil, özellikle ABD ve AB gibi bölgelerin pazarlarını kapatması onları da farklı pazarlara yöneltiyor. Bu da bizim üzerimizdeki baskıyı artırıyor. Alan daraldığı için özellikle fiyat tarafında üzerimizdeki baskı artıyor. Bu kadar maliyet baskısının ve ithalatın olduğu ortamda biz rekabet şansımızı giderek yitiriyoruz.
Türkiye arz fazlası olan bir ülke değil. 38 milyon tonluk bir üretim ve 39 milyon tona yakın bir tüketim var. Ancak biz tüketimimizin neredeyse yarısını ithal ediyoruz. Çin’de bu oran %0,2, Japonya’da %5’in altında, ABD’de %10’u, Avrupa’da ise %15’i geçmez.”
Özellikle Çin ve Uzakdoğu’da yoğun kapasite fazlalarına rağmen devlet tarafından ayakta tutulan şirketler karşısında Türk şirketlerinin rekabet gücünün azaldığına dikkat çeken Dalbeler, “Bu yüzden mutlaka birtakım koruma önlemlerinin alınması lazım. Mısır, Fas, AB, ABD gibi serbest ticaret anlaşmamızın olduğu pek çok ülke çelikte koruma önlemi uyguluyor. Dünya koruma önlemi uygularken bizim piyasamızın açık halde devam etmesi mümkün değil. Birçoğumuz vardiya kapatmaya başladık, işçi çıkarmak zorunda kalıyoruz. Maliyetlerimizde de artışlar var” dedi.
- Editörün önerisi: Çin'in fiyat rekabetine karşı Türkiye nasıl bir strateji izlemeli?
“Yalnızca MESS bünyesinde son 6 ayda 20 bin kişiye yakın istihdamda azalma var. Bundan sadece 5 sene öncesiyle kıyasladığımızda işçilik yalnızca dolar bazında 3 misli artmış vaziyette. Aslında çelik çok emek yoğun bir sektör değil, ancak buna rağmen bizim açımızdan işçilik ciddi bir kaleme dönüşmeye başladı.”
“Karbon hesaplaması yapacak akredite kuruluşlara ihtiyaç var”
Çelik sektörünü yakından ilgilendiren Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) ilişkin ortaya çıkan sorunlara da değinen ÇİB Başkan Yardımcısı Mustafa Tecdelioğlu, “Türkiye’nin çıkan skorları 5.74’le Çin’den sonra en yüksek skor. Bunun için fazla bir vergiyle karşı karşıyayız. Hesaplanan rakamlar şu an beklenenden çok daha yüksek. Nihai tüketiciler de bu vergiyi kabul etmiyorlar, bizim ödememizi istiyorlar” dedi.
Türkiye’de karbon hesaplaması yapacak akredite kuruluş ihtiyacına da dikkat çeken Tecdelioğlu, “Akredite kuruluşlar bir an evvel bu konuyla ilgili raporları hazırlamalı diyoruz ancak akredite kuruluş yok henüz Türkiye’de. En büyük risklerimizden bir tanesi bu. Bunlar kurulamazsa ileride Avrupa’daki rekabet gücümüzü kaybedebiliriz” ifadelerini kullandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yapay zeka, dünyayı daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızda değiştiriyor. Teknolojiyle etkileşime geçme biçimimiz kadar iş yapma şeklimiz, paraya ilişkin algımız ve toplumsal düzen de dönüşüyor. Alana yön veren teknoloji liderleri, bu teknolojinin yaratacağı düzenin nasıl görüneceğine dair birbirinden farklı gelecek senaryoları tasvir ediyor.

Almanya merkezli yemek teslimatı platformu Delivery Hero, yakın zamanda Uber'in satın alma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Masaya konulan 14,8 milyar dolarlık teklif, ilk bakışta şirketin son yıllarda büyük bir atılım yaptığı teslimat pazarındaki yeni bir satın alım gibi görünse de aslında Uber’in yıllardır adım adım ördüğü çok daha büyük bir dönüşümün son halkasıydı.

Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni kurallara göre, tekstil sektöründeki devasa israfı önlemek amacıyla büyük moda markaları bundan böyle satılamayan giysi ve ayakkabıları imha edemeyecek. Her yıl Avrupa’da satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9’u çeşitli yöntemlerle imha ediliyordu. Satılmayan ürünleri için önce indirimli satışlar, alternatif satış kanalları ve farklı pazarlar kullanılacak, şirketler ürünleri hayır kurumlarına veya sosyal girişimlere bağışlayabilecek.

Gün bittiğinde o yapılacaklar listesindeki bütün tikleri atmış olmak profesyonel hayatın gereği olabilir. Müşterinizin, yöneticinizin memnuniyeti elbette önemli… Ancak bir şekilde kendi düşüncelerinizle baş başa kalma lüksünü bulabildiğiniz bir an olursa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bugün sadece önüme yığılan işleri mi erittim, yoksa ortaya gerçekten bana ait bir şeyler koyabildim mi?"

Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?




