CİNSELLİK HAKKI

İnsan nefes aldığı sürece cinsel bir varlık — o zaman cinsel hakları insan haklarından ayrı tutmak mümkün mü?
CİNSELLİK HAKKI

22 Şubat - TürkTraktör - ANGST
TürkTraktör ile birlikte

TürkTraktör 1 milyonuncu traktörünü kutluyor Türkiye’nin otomotiv sektöründeki ilk üretici kuruluşu TürkTraktör , 68 yıllık köklü geçmişinin bir simgesi olan 1 milyonuncu traktörünü üretim bandından indirerek başarılarla dolu tarihinde bir eşiği daha atlamanın gururunu yaşıyor. TürkTraktör: 1954 yılında Türkiye’nin otomotiv sektöründeki ilk üretici kuruluşu olarak faaliyetlerine başlayan TürkTraktör, kuruluşundan bugüne tarım sektörüne yön veren yüzlerce yeniliği hayata geçiriyor. 2021 yılında Türkiye traktör üretiminin yüzde 67’sini ve ihracatının ise yüzde 88’ini tek başına karşıladı. Neden önemli? Bugün traktör pazarında tüm dünyada yıllık üretim adetleri 1.6 milyon seviyesinde ve Türkiye’de hâlihazırda kullanılan traktör parkı 1.3 milyon civarında. Bu göstergeler, TürkTraktör’ün 1 milyonuncu üretim adedine ulaşmasının ne kadar önemli bir kilometre taşı olduğunu ortaya koyuyor. Gelecekte: Tarımda sürdürülebilirliği ve verimliliği odağına alan, varlık nedenini tarımı dönüştürüp geleceğe hazırlamak olarak ortaya koyan TürkTraktör, modern tarıma yön veren köklü bir kurum olarak beş maddeden oluşan Tarımın Geleceği Vizyonu ’nu hazırladı. Bu kapsamda; tarımda teknoloji kullanımının yaygınlaşması için yaptığı çalışmaları hızlandırmayı, çevre ve iklim değişikliğiyle ilgili Türkiye’deki çiftçinin algısını güçlendirmek için projeler yürütmeyi, üretimde verimlilik artışı sağlayacak tarım ekipmanlarının geliştirilmesi için Ar-Ge çalışmalarına hız vermeyi, doğanın ve tarımının korunması için sürdürülebilir tarım konusunda farkındalık çalışmaları gerçekleştirmeyi önceliklendiriyor. Türkiye’de çiftçiye her zaman en iyisini sunmak için çalışan TürkTraktör’ün 1 milyonuncu traktöre özel reklam filmini buradan izleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Rayka Kumru

Cinselliği kapsamlı şekilde ele almak, kanıta dayalılık kadar haz odaklı olabilmeyi gerektiriyor. Seks-pozitif olmak kadar, feministliğin en radikal sayılan alanlarında direnmeyi, bireysel anlamda ciddi bir istikrarlılık ve içe dönüşü gerektiriyor. Cinsellik kapsamlı hâlde ele alınmadığında, cinsel haklar da eksik kalıyor. Temeli sağlam olmayan bir algının üzerinde talepler durmakta güçlük çekiyor.

Cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakkı, beden bütünlüğü hakkı, şiddetsiz yaşam hakkı — bunların her biri iç içe geçmiş ve birbirlerinden çoğunlukla bağımsız var olamazken cinsel hakları insan haklarından ayrı tutmak da mümkün olamaz.

İnsan = cinsel varlık

İnsan haklarını sadece bazı insanların hakkı olarak görmek kendi içinde nasıl bir çelişki yaratıyorsa cinselliği bazı insanların varoluşuna yakıştırmak da insanın varoluşuna bir o kadar ters düşüyor. İnsanların cinsel varlıklar olduklarının kabulü, cinselliklerini aynı şekilde, belli bir şekilde ya da hiçbir şekilde ifade edip etmeyecekleri anlamına gelmiyor. Belki tüm yanlış anlaşılma burada başlıyor. Her insanın cinselliğinde, cinsellik yolculuğunda, cinsel gelişim ve yaşayışında özgün ve tek olduğu fikri, cinselliği sadece ikili kutulara sığdırmayı kendine huy edinmiş, bundan hem güç hem de kâr elde etmiş bir sistemde ne de radikal bir düşünce. 

Hâlbuki cinsellik hakkı, önümüze sınırlı seçeneklerle sunulan, arkamızdan itilerek sıkıştırıldığımız kutulardan birini seçmek değil, kendi varoluşumuzdan başka hiçbir şeyi seçmeme hakkımızdır. Ve bir varoluş, radikal değildir — sadece bir varoluştur. 

Peki insanların kurduğu sistemler tarafından utanç, korku ve güçle özdeşleştirilen bir kavram nasıl olur da güven, sağlık ve haz anlamına gelecek şekilde tekrar tasarlanabilir? Cinselliğin bir hak olarak talebi için bu şart mı? 

Kendi beynimizin sınırlarını ancak beynimizin tamamını kullanarak anlayabileceğimiz gibi, kendi cinselliğimizin en özünde mümkün kıldıklarını, kapasitesini belki de şimdi, elimizde kaynaklar ve sistemlerle anlayamıyoruz. “Yenilik” olarak anlandırdığımız şeylerin aslında özümüzde olan fakat yüzyıllardır patriyarka, kapitalizm, din, kolonizasyon ve benzeri sistemler tarafından köreltildiğini bazen hesaba katamıyoruz. 

Hayatımızdaki diretiler: Monogami, evlilik, namus, heteronormativite, atanmış cinsiyet, toplumsal cinsiyet rolleri gibi evrensel sandığımız kavramların aslında tarihin bir noktasında diretiler olarak hayatlarımıza dâhil olduğu ve cinsel hakların önünde bariyer oluşturdukları ihtimalini düşünüyor muyuz?

İnsan cinselliği, deneyimlenebileceği kapsamda hakları da beraberinde getirdiğinde ancak en yüksek faydayı sağlayabilir. Fakat ortak bir cinsellik anlayışının olmadığı bir ortamda ve cinsel hakların uygulanmadığı bir sistemde, cinselliğe bakış açıları cinsel haklara dair algıları, sınırları, talepleri ve pratikleri de otomatik olarak etkiler. 

Çocukların kendi bedenlerini tanımalarını kabul edemeyen, bedenlerin belli bölümlerinin tıp kitaplarında dahi saklayan, insan oluşunun temelinde olan bir şeyi, insanlığı temelinden yok edecekmiş gibi ele alan, güç elde etmek adına cinselliği alet eden sistemlerden, cinsel haklarımızı uygulamalarını beklemek ne de büyük bir ironi…

Ebeveyn-çocuk, bazen iki yetişkin ve devlet-vatandaş arasında var olabilen tahakküm ilişkilerinin içinde cinsel haklar, insanların erişebildikleri bir şey olmaktan çıkıp kaybetmekle tehdit edildikleri fantezi ürünleri dönüşüyor. Soluduğumuz hava kadar gerçek olan bu haklarımızın lüksler veya şanslar olarak algılanmalarına sebep verebiliyor.

Cinsellik sadece üremek için mi var?: O zaman cinsel haklar üremeyle sınırlı kalacak. Gebe kalabilen insanların cinsellikleri üreyebilme kapasiteleri ve deneyimleri dışında tanınmıyor mu? O zaman cinsel haklardan beklenti de bu doğrultuda şekillenecek. Eğer toplumlar kadınların sevişebilme kapasiteleri, tüm dünyanın heteroseksüel ve cis insanlardan oluşmadığının farkındalığı, çocukların da yaşlıların da cinsel varlıklar olduklarının kabulüyle yüzleşemiyor, bu konularda diyaloğa dahi girmeyi kabul edemiyorsa cinsel haklardan ve dolayısıyla insan haklarından bahsedilemez hâle geliyor. 

Kendi kendini tatmin eden, arsız ve hadsiz bir düzen bu. İnsanları kategorilere ayırarak belli grupları insan hakları kapsamında çıkarmaktan farksız. Cinselliğe hakkı olan, o dönemin toplumsal ve siyasi arenasında ancak cinselliğe hakkı olduğu düşünenlerden ibaret oluyor.

Sansürbasyon ve bastırmasyon

Yıllar önce Türkiye’de toplumsal diskurun cinselliği ele alışından bahsederken kullandığım “sansürbasyon” ve “bastırmasyon” kavramları işte tam bu durumu anlatıyor. Sansürleme ve baskılama üzerine kurula bir toplumsal cinsellik anlayışı beklentisinde, cinselliğin hakkından, cinsel haklardan bahsetmek tam olarak neye benziyor? Bahsetmekten talep etmeye, talep etmekten sistemsel değişimlere geçebilme mücadelesi, başka mücadeleler arasında nerede konumlandırılıyor? Peki ya cinselliğimizle kesişen diğer tüm özelliklerimiz, kimliklerimiz ve varoluş biçimlerimiz bu mücadeleden nasıl zarar görüyor? Cinsel haklardan mahrum bırakılmamız başka hangi haklardan mahrum bırakılmamız anlamına geliyor?

İnsan nefes aldığı sürece cinsel bir varlık — yaşı, inancı, bedeninin şekli ya da rengi, hayat deneyimleri, kimliği, genitallerini ismi ya da şekilleri fark etmeksizin nefes aldığı sürece cinsel bir varlık. Eğer her insan kendi cinsel oluşunda tekse o zaman cinsel olarak radikal olandan bahsedilemez. İyi-kötü, normal-anormal ve cinsellikle ilgili sıkça karşımıza çıkan ikililiklerle, iki ucu olan spektrumlarla ve ortalamalarla anlatılmayacak kadar karmaşık, fakat her bir hücremizde olabilecek kadar da sıradan: görüş, değer, inanç, duruş ve alglardan bağımsız olarak hepimizin hakkı olan.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

❤️‍🔥 CİNSELLİK HAKKI, KADIN BEDENİ VE HAZ KAVRAMI, TOPLULUK KURALLARI

Rayka Kumru'yla cinsellik hakkı üzerine konuşuyoruz; haz kavramı ve kadın bedeni alanında yeni bir feminist aktivizm alanı sunan Permitted Love'la tanışıyoruz.

22 Şub 2022

TürkTraktör ile birlikte
❤️‍🔥 CİNSELLİK HAKKI, KADIN BEDENİ VE HAZ KAVRAMI, TOPLULUK KURALLARI

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?

İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Metin V. Bayrak

·

04 Eki 2026

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Metin V. Bayrak

·

27 Eyl 2026

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?