“Çünkü Fenerbahçe bir kasaba aslında. Sakin, insanları tanıdık; sıcacık bir yer, yeşili, deniziyle.”


Casa Sunsets’le hayatın keyfine varılacak anlara doğru
Hayat size bir misket limonu verirse ne yaparsınız? Biz, yanımıza Casa Sunsets ’i alarak “ yaşamak işte bu ” dedirtecek, her anından keyif alacağımız eşsiz anlarla buluşuruz.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
“Mahalle evinin biraz daha genişlemesi gibi bir şey bence. Güvende hissettiğin; etrafında olup bitenden haberdar olduğun; yabancılık çekmediğin, çektirilmediğin; ait olduğun. Her gün aynı yerde gördüğün teyze ya da bacaklarına dolanan, sırnaşan kedi oralarda değilse ve sen bunu fark ediyorsan artık mahallelisindir!” diyerek anlatmaya başlıyor Cansu.
O sırada Little Studio’nun kapısı açılıyor, Suadiye’de yeni taşındığı eve su yeşili veya güneş sarısı tabaklardan almaya gelmiş bir bey — elinde kumaşlarla. Cansu ondan yana ilerliyor; yaşamak istediği evin duygusunu soruyor önce. Huzur mu, neşe mi, canlılık mı? Etrafımızdaki duvarlara asılı tablolarda hissettiğimiz hangisi diye düşünüyoruz o sırada. Şu tabaktaki fırça darbeleri mavi ortancayı anımsattı; bardaktaki dalgalanmalar rüzgârın hışırtısını; “İnanılmaz!” diye birbirimize attığımız gökyüzü fotoğraflarındaki tüm renkler, geçişler etrafımızda şimdi. Duygularımız da öyle, geçişken sanki.

Cansu, Little Studio'da
Biz tuvaller arasında gezinirken geri geliyor Cansu. Kaldığı yerden devam ediyor lafına. Ne diyorduk? “Her gün aynı yerde gördüğün teyze orada değilse ve sen bunu fark ediyorsan artık mahallelisindir. Ben beş yıldır Fenerbahçe’de bunu hissediyorum. Evim, atölyem, teknem, denizim ve huzurum burada benim. Her sabah Little Studio’nun kapısını mahallenin kedileri ve köpekleriyle birlikte açıyoruz; miyavlar, hav havlarla başladığımız gün kahkahalar, kapıdan başını uzatıp da 'Merhaba!' diyenlerin sesleri, geçerken bakkaldan veya marketten 'Bir şey ister misin?' diye uğrayanlarla ve bakmaya, almaya, sohbete gelen müşterilerle tempolu devam ediyor."
Fenerbahçe kasabası
Fenerbahçe mahallesi bugünkü adını yarımadanın batı ucundaki fener kulesinden almış. Osmanlı kaynaklarında Kelemiç (Kalamış) semti olarak geçen bölgenin Fener Bahçesi (Bağçe-i Fener) adıyla anılmaya başlaması, 1562'de burada bir deniz feneri yapılmasından sonra.
"Buralar doldurulmadan önce her gün havluları alır, denize girerdik," diye anlatıyor eskiler. Cansu, “İstanbul’un yaşanacak en güzel yerlerinden biri bence hâlâ Fenerbahçe. Denize yakın, yeşile bakan, kasaba gibi küçük ama insanları kültürlü,” diye tanımlıyor mahallesini. Fenerbahçe’de sadece yaşayan değil ama Cansu, aynı zamanda esnaf.

İş biter, imza atılır
Merak ediyoruz, nasıl buradaki mahalleliyle esnafın sohbeti? “Aslında mahallenin kızı gibiyim ben. Birine hediye alınacaksa mutlaka dükkâna uğrar burada yaşayanlar. Bir tablo, porselen tabak veya bardak ayırtırlar. Eğitimler veriyorum, genellikle civardan oluyor gelenler; renklerin dünyasını, hissini, anlamını keşfediyoruz beraber. Mahallelinin uğrak yeri, sanat evi, atölyesi Little Studio. Az ötemde kahve kavuran arkadaşım bir sonraki sokakta harika yemekler yapan diğer bir arkadaşım, yan sokağımda çiçek atölyesi, karşı binamda sürekli piyano çalan bir sanatçı var. Sütümüz bitince koşup yan kapıdaki bakkaldan bir tane kapıp hayata duraklamadan devam edebilmenin güvencesi var burada. Minik bir kasaba gibi yaşıyoruz bir arada.”
Önü mavi, arkası yeşil
İşin özü şu: Fenerbahçe, Kadıköy merkezin yanı başında, sahil kasabası yaşantısını koruyan sokakları; eski İstanbul apartmanları; keyfi yerinde sokak hayvanları; yüzü gülümseyen esnafları ve İstanbul’un en güzel parklarından birini kalbinde taşımasıyla Kadıköy’ün diğer mahallelerinden daha torpillidir — Cansu’nun dediği gibi. Sahil yolunun sonuna doğru içerlek konumu, onu İstanbul’un arındırılmış bölgesi ilan etmeye yeter. Yürümeyi sevenler, bisiklete binip işine gidenler ve yelkene çıkanlar aynı kahvecide oturur. Sokaktaki kedileri besleyenler de onlardır, selam verip geçtiğin de — mahallelidir işte. İstanbul’un pek çizilmeyen bir tablosunun içindeki.
Kadıköy bostanları
Bu senaryo İstanbul genç nüfusuna da son yıllarda sempatik gelmiş olacak yahut İstanbul’un taşı toprağı altın yerlerini yeniden değerlendirmiş olacaklar ki Cansu’nun söylediğine göre son iki yıldır mahallede yaşayan genç nüfus artıyor. İstanbul’un kaosu değil huzurunun ilham verdiği yeri seçmek, kafanın içindeki sesleri susturmakla başlar. Susturmuş olacaklar. Önü deniz, arkası park bir yaşama geçmişler; önü gri, berisi griliklerden. Kasaba hayatına katılmışlar. Katılmaları, mahalledeki genç sanatçı, yazar, sporcu, yelkenci nüfusunu da artırmış. Bisikletine atlayıp rüzgâra kaptıranlara bisiklet aksesuarları ve bisiklet satan dükkânlar, tamirciler eklenmiş esnafların arasına.
Dönüşüm ve yeni, her zaman da iyi gelmemiş mahalleye tabii. Kentsel dönüşümün ürünü yeni yapılar ve eski İstanbul apartmanları bir arada salınıyor şimdilerde burada. Genç nüfusla yaşlı nüfusun, denizin ve ağaçların, kedilerin ve Martı’ların sokakları paylaştığı bu mahallede. Mahallenin eskisinden ve dönüşümünden Fenerbahçe’nin de nasibini aldığından bahsetmişti Kalamış’ı anlatırken Tunç Abi. Cansu da eski Fenerbahçelilerin dönüşüme karşı direndiklerinden bahsediyor. Pek tabii direnemeyenler ortada ki gökyüzünü zaman zaman yüksek binalar kapatıyor. Oysa bir zamanlar yalnızca ağaçlardan gökyüzünü göremediğimiz, yazın serin olsun diye oturup soluklandığımız sokakları anlatır mahallenin eskisi.

Yelkenci nüfusu, mahallesinde
Zaman ne olursa olsun, dönüşüm bizi nereye götürürse götürsün Fenerbahçe hâlâ gökyüzüne açıklıklardan, güneşe ağaçların dalları altından bakabildiğimiz; mahalleli ekibinde kedileri, sanatçıları, yelkencileri, yazarları, güler yüzlü Kadıköy insanını bulabildiğimiz; önü mavi arkası yeşil bir mahalle. Soluklanmak için her geldiğimizde turuncu bardaklarında Little Studio’da kahvemizi içtiğimiz. Taze makarnamızı alıp eve gittiğimiz; bahar gelince örtüleri kapıp pikniğe yollandığımız; denizin kokusunu her daim içimize çekebildiğimiz. Hele bir de rüzgâr varsa onu da arkamıza alıp kuş gibi hissettiğimiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cansu Şimşek'le Little Studio’da turuncu, mavi, sarı renklerin arasında başlıyoruz güne; marinaya yürüyoruz sonra, gün batımına tekneye açılacağız daha.
27 Şub 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.



