Daha hızlı ve daha öfkeli: Tekno müzik

Dans müziği yıllar sonra yeniden sert tekno ve transın yükselişini yaşıyor. Tekno müzik sahnesinin bir parçası olan isimlerle yüksek BPM’li sert ve öfkeli tekno akımını konuştuk.
Daha hızlı ve daha öfkeli: Tekno müzik

16 Ekim - The Irish Spirit - Duende
The Irish Spirit ile birlikte

The Irish Spirit Gururla Sunar: MVÖ x Hey! Douglas Nedir? Sabırsızla beklediğimiz konserler . Türkiye’nin en değerli birlikteliklerinden mor ve ötesi , öncesinde ise kendine özgü kıymetli tarzıyla gönüllerde taht kuran Hey! Douglas , The Irish Spirit sunumuyla unutulmayacak bir gecede bir arada. Sen de oradasın değil mi? Nerede ve ne zaman? 1 Kasım Çarşamba geces i Volkswagen Aren a ’da. Neden gitmeli? Saymakla biter mi… Belli bir kesimin tüm gençlik yıllarının başrol oyuncularından, belli bir kısma ise akıp giden yıllardan sonra coşku ve heyecanla bir stadyum konserinde buluşturmanın mutluluğunu yaşatan mor ve ötesi ’nden bahsediyorsak nedenler sıralanmakla bitmez. Sen de Bir Derdim Va r, biz diyelim Cambaz , arka sıra desin Daha Mutlu Olamam … İkonik bir repertuvarı dinlemeye hazırsan öncesinde hak ettiğin ısınma turuna da Hey! Douglas ile kavuşacaksın. 70’lerin funk’ını gelecekten yorumlayan ve bizi kıpır kıpır eden isimle buluşacak olmaktan mutluluğumuzu gizleyemiyoruz. Bu ikili için çok hazırız! Not almalı: Kapıların 19.00 ’da açılacağı heyecan verici etkinlik için biletleri burada bulabilirsin. Hey! Douglas 20.30 ’da, mor ve ötesi 22.00 ’de sahnede parıl parıl parlamaya başlayacak. Geceye hazırlanırken, gözünden kaçma ihtimaline karşılık şuraya bir de tadı tamakta kalan bir Duende x mor ve ötesi sohbeti bırakmak isteriz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Pandemi kısıtlamalarının kalkmaya başladığı 2021’in Ekim ayında Berlin’in artık simgelerinden biri hâline gelen Berghain da kapılarını tamamen açtı. O dönem Berlin’de yaşıyordum ve bir buçuk yıldır kulübe gitmenin yanı sıra hiçbir kapalı alandaki etkinliğe de katılmamıştım. Ve bir gece yarısı kendimi o bitmek bilmeyen Berghain kuyruğunda buldum. İçeri girdiğimde aylarca evlerine kapanmış insanların enerjilerini dansla atmalarının dışında DJ’in oldukça sert tekno setiyle karşılaştım. Öte yandan çalan müziğe çok da hayran kalmadım. Hatta bir süre sonra setin hızından dolayı kendimi bir maratonu tamamlıyormuş gibi hissetmeye başladım. O dönem Berlin’de gittiğim büyük küçük birçok kulüpte çoğu DJ, setlerini 120 ila 130 BPM aralığı yerine 145 BMP gibi yüksek bir seviyede tutmaya başlamıştı bile.

Geçtiğimiz hafta yine Berlin’de 5 gün aralıksız partiye ev sahipliği yapan Sisyphos, Tresor ile Berghain kulüplerine gittiğimde karşılaştığım setler, 2 sene öncesine göre bile daha da hızlanmış ve sertleşmişti. 

Salyangoz anlamına gelen schnecke, yavaş tekno türüne denirken schranz ise şu an popüler olan progresif yani sert teknoya verilen isim. BPM’lerin yükselmesi 2019’un ikinci yarısında başladı. 2020’nin başında, pandeminin yayılmaya başlamasından hemen önce yükselişe geçti. Bu türün 90’lardan sonra yeniden büyük kulüplerde yer almasının en önemli iki nedeni var: TikTok ve pandemi. Pandemi döneminde eve sıkışıp kalmış olmak, çok daha sert ve tatmin edici bir müzik arayışını da beraberini getirdi. Öte yandan Almanya merkezli Groove dergisinin araştırmasına göre 2019’un başında dans pistleri 2016’ya göre çok daha hızlıydı. Bu da okları bambaşka bir yöne TikTok uygulamasına çevirdi. TikTok’ta şarkıların hızlı versiyonlarının popüler olması ve bunun çok daha gençleşen kulüp kitlesini etkilemesi, teknonun yeniden ön plana çıkmasındaki temel nedenlerden biri.

Berlin'in en uzun soluklu kulüplerinden biri olan Tresor | Fotoğraf: Jacobia Dahm

Şikayetten tebriğe

Berlin’de yaşayan DJ ve prodüktör Akkor, kulüplerdeki müziğin değişimine dair gözlemlerini şu sözlerle anlattı: “Gözlemlediğim kadarıyla kulüplerin ana sahnelerinde temposu yüksek olmayan işler genellikle yer almıyor. Bu tempo eşiğinin altında kalan işler etkinliklerin küçük sahnelerindeler artık. Tek sahneli klüplerde tercih edilen müziğin temposu hep çok yüksek. Müzikal tavrını beğendiğim tekno sanatçısı Nnamael ve etkinlik serisi Art Bei Ton’un kurucusu, aynı zamanda Hypnotic Black Magic sanatçı adı ile DJ Appoline Guedon’un da fikirlerini aldım. Nnamael son 5 sene içinde kulüplerdeki müziğin hızlandığını ve hissizleştiğini, takip ettiği sanatçıların bir kısmının bu trende uyumlandığını ve daha yüzeysel kompozisyonlar yaptığını dile getirdi.”

GMZ adıyla performans sergileyen Gamze Sakal, yüksek BPM’li müziklerin yaygınlaşmasından memnun olanlardan: “Pandemi öncesinde aynı hızda müzikleri yine icra ediyorduk fakat sadece kendi düzenlediğimiz küçük veya özel etkinliklerde çalabiliyorduk. Kulüpler tarafından kısıtlanıyorken şu anda daha fazla kabul görüyoruz. Pandemi öncesinde ‘çok hızlı, çok sert çalıyorsun, biraz düşür’ yorumları ve uyarıları alıyorken artık herkes tarafından bilinen kulüpler tarafından ‘çok iyi çaldın, harikaydın’ tebrikleri alınıyor. Artık hardstyle, schranz ve hard trance gibi akımlar da kabul görmeye başladı.”

Bastırdığın enerjiyi dans pistinde toksin gibi atmak

Kulüpler bir yandan alt kültürü temsil ederken bir yandan da pop müziğin pazarlama tekniklerinin de etkisi altında. Çevrimiçi dinleme servislerindenin etkisiyle kısalan şarkı sürelerinin bir yansıması DJ setlerinde mevcut. Kısa ve sert olan tekno setlerinin etkisi daha yüksek. Çevrimiçi tüketimi de bu oranda daha fazla. Yüksek tempolu müziğin bir diğer özelliği de kulübe adım atar atmaz kitleyi etkisi altına alabilmesi. Âdeta yoğun bir ruh hâlinde geceye başlamak için bir hızlandırıcı. Ancak bu durumun dans pistine yansıması çok daha kaotik. Mesela Sisyphos kulübünün yeraltı sahnesinde sert tekno çaldığı sırada içerideki kitle de aynı sertlikte DJ’e dansıyla karşılık veriyordu. Yuvarlak şekile oluşturan kitle adeta bir boks ringinde gibi ileri geri gidiyordu. Benim gibi kulübe gitmeyi sevip fakat ironik bir şekilde dans etmeyi sevmeyenlerdensen kesinlikle bu müzik sana hitap etmeyebilir. 

Naz Eraslan, elektronik müzik sahnesini yakından takip eden isimlerden biri. Ona göre bu müzikte dans etmek başka bir enerjiyi içinden çıkarmak demek: “İlk defa SNTS dinlemeye gitmiştim. Sanki yere çiviliymişim de sert ve robotik bir şekilde kendimi ondan kurtarmaya çalışıyormuşum gibi dans ediyordum. Oradaki öfkeli ve karanlık enerjinin dışavurumundan aldığımız hazla kendimizi cidden rahatlamış ve özgür hissetmiştik. Gün ışığında maruz kaldığın ve bastırdığın ne varsa hepsini yüksek kalp ritmiyle vücudundan toksin gibi attığın bir seans gibiydi. Hâlâ arada bu hissi aradığımı biliyorum. Boiler Room’un Hard Dance serisini de bolca dinlerdim.”

Fotoğraf: Carsten Koall

Türkiye’de müzik yasaklarının bir yansıması olarak yüksek BPM

HICCUP projesinin kurucularından biri olan Mert Köse, lokal sahnelerdeki değişimi ve kendi projelerindeki yaklaşımı şu sözlerle aktardı: “Benim şahit olduğum değişim Türkiye nezdinde pandemi öncesinde başladı. 2018 yılında İstanbul’da tekno kolektiflerinin sayısı giderek artmaya başladığı bir dönemdi. Bu kolektifler başlarda, Do it yourself (kendin yap) yaklaşımıyla kendi rave partilerini düzenlemeye başladı. Biz de aynı dönem kendi partilerimizi veriyorduk. 2019 yılı bugün ortaya çıkan sound’un keşif dönemleriydi. HICCUP olarak live set up’ta birtakım değişiklikler yapma kararı aldık. Aslında BPM veya müzik türü gibi şeylerden ziyade daha çok projedeki yaklaşım üzerine konuştuk.

GMZ de Türkiye’deki elektronik müzik sahnesinin Avrupa’dan yüksek oranda etkilendiğini düşünenlerden: “Pandemi bitmesine rağmen Türkiye’de çok ama çok uzun süren müzik yasağı geceleri etkiledi. Eskiden daha yavaş BPM’lerde başlayan ve yavaş yavaş yükselen geceler, kısıtlı süre nedeniyle yüksek başlamaya başladı. Dinleyicinin de kulağının iyice alışmasıyla eskiden reddedilen hızlar, artık tüm kitle tarafından kabul edilir ve sevilir oldu. Artık GMZ olarak sahneden indirilme veya bir daha book’lanmama riski olmadan 150+ BPM’lere çıkarak yapmak istediğim müzikle performans sergileyebiliyorum.” Gamze ve Mert'in söylediklerinden genel trendin yanı sıra lokal etkilerin de elektronik müzik sahne sahnesinde değişimlerinin önünü açtığını söylemek mümkün. 

"Varım, buradayım, burası benim alanım."

Türkiye tekno sahnesinin takipçilerinden Mustafa Aslan, sert teknonun yükselmesinin nedenlerine çok daha sosyolojik açıdan bakmamı sağladı: “Bence hepimiz çok öfkeliyiz. Evlere kapatılmaktan, sokaklardan kovulmaktan, yarına dair hiçbir fikrimizin olamamasından ve haberleri çaresizce izlemekten bıktık. Bu sıkışmanın getirdiği bir güç var. Bu güç kendine ifade alanı bulmaya çalışıyor. Punk’ı ortaya çıkaran ve rock’n roll’dan o yüksek ritimli distorted sesin çıkmasını sağlayan öfkeye benzer bir yerde olduğumuzu hissediyorum. Dünyanın her yerinde gerçekte olduğun kişi olarak var olmana imkan veren toplulukların katkısıyla bunun yaygınlaşmasını da aynı şeye bağlıyorum. ‘Varım, buradayım, burası benim alanım, yalnız değilim ve kim olduğumu bulmaya çalışırken sizin önceden elime tutuşturduğunuz hiçbir cevabı kabul etmeyeceğim’ diyoruz. Sahne şu an bunu söylememe imkan sağlıyor, en azından benim kişisel tecrübem buradan besleniyor.”

Berlin'in popüler kulüplerinden KitKatClub'ın önü | Fotoğraf: Jacobia Dahm

Yaşam tarzına eşlik eden müzikler

Almanya’da çoğu kulüpte fotoğraf ve video çekmek yasak. Buna rağmen TikTok’un bu kulüplerdeki setlere sızıp etkilemesi ise şaşırtıcı. Acaba TikTok’un hızlandırılmış şarkıları sadece sözlü müzikte değil, aynı zamanda kulüp ortamına da sokması bu trendin bir sonucu mu? Yoksa tıpkı içerik alışkanlığında olduğu geceyi daha hızlı tüketme arzusundan mı kaynaklı? 

Akkor, bu soruya şu cevabı veriyor: “Appoline’in, Fazemag’a verdiği röportajında ‘Post-COVID kuşağı erken yetişkinlik yıllarını evde sınırlı bir şekilde geçirdikten sonra kulüp eğitimlerine Rihanna ve benzeri sanatçıların 160 BPM’lik sıradan trans remiksleriyle TikTok gibi platformlar aracılığıyla başladıl. Şimdi, sadece cinselliği ve maddelere karşı sınırlarını keşfetmek amacıyla ‘kinky’ kıyafetler giyen ve ‘sex pozitif’ etkinliklerde sert parti yapmaya istekli olan yeni bir kitle var. Gerçekten, kulüp kültürünü tamamen değiştiriyorlar’ demiş. Nnamael de ‘Bu değişimin en önemli sebebi sosyal medya. Özellikle genç kitle artık yükselen synth'ler eşliğinde elleri havada DJ’ler görmek istiyor. Tekno sahnesinde eski derinlik kalmadı’ demiş. TikTok ve benzeri sosyal platformların her türlü sahneye etkisi günümüzde yadsınamaz derecede. Bu platformlarda maruz kalınan müzik ve yaşam tarzı daha tanıdık olduğu için daha çok tercih edilebiliyor. Kendi gözlemlerimle birlikte Appoline’in söyledikleri, pandemi sonrasında kulüplerdeki müzik tercihinin madde kullanımı ve cinsellik ile yer değiştirdiğini düşündürdü bana. Eskiden müziğe eşlik eden yaşam tarzı artık yaşam tarzına eşlik eden müziğe dönüşüyor."



Sabahın erken saatlerinde Berlin'in popüler gece kulüplerinden Tresor'a girmek için sıra bekleyenler | Fotoğraf: Jacobia Dahm

Naz Eraslan da “TikTok’a taşınan merak uyandırıcı içerikler aracılığıyla teknoyla tanışılıyor. Öte yandan videolardaki hard tekno personalarının artmasının ve partilerde kıyafetten tutuma kadar siyah, daha da siyah olmasının da BPM’in durmaksızın yükselmesiyle karşılıklı bir ilişkisi var,” diyor.

Yorucu mu yoksa kısıtlayıcı mı?

Elektronik müzikteki değişimin etkilerine sadece dinleyici tarafından değil DJ açısından da bakmak önemli. BPM savaşları DJ’leri yoran bir şey mi? Akkor'un bu soruya cevabı şöyle: “Ben bu trendin yorucu olmaktan çok kısıtlayıcı olduğunu düşünüyorum. Tempo-enerji talebi sanatçılar için ister istemez geçerli bir tavır sunuyor. Bir konfor alanı yaratıyor. Bu konfor alanının özensizlik ile sonuçlanabileceğini düşünüyorum. Belli bir ritmin üstünde güvende olunca ne yapacağınızın önemi azalıyor. Temposu düşük bir iş yapmayı tercih eden sanatçılar da ana sahneye büyük ölçüde veda etmiş oluyor. Bence sanatçılar iki yönden de kısıtlanmış oluyor."

Dans pisti çok daha vahşi

Günün sonunda kulüpler çok daha genç, çok daha yeniliğe açık. Eskiden sadece sallanarak dans edilen dans pisti ise kıyafetinden tavrına her anlamda çok daha sert, cesur ve vahşi. BPM seviyeleri yükseldikçe eğlence de odak noktası. Sahnenin takipçisi olan kitle de tam olarak anın içinde.

Dünyada kızacak ve tepki gösterecek onca şey varken kulüpler, daha tempolu müzikle tüm bu enerjinin dansla atılması için araç oldu. İnsanlar ne kadar hızlı hareket ederse, mekânda da o kadar fazla endorfin salgılıyor. Dinleyicinin belki de sorgulanmadan, yargılanmadan tek kendi olabildiği yerler de işte bu mekânlar oluyor.

Love Parade Festival

Almanya'daki kulüpler de bu sırada yarattığı akımlarla her zaman olduğu gibi dünyayı etkilemeye devam ediyor. 90’larda yükselişe geçerek Love Parade gibi festivallerle milyonlarca kişiyi açık havada dans ettiren sert tekno müzik, 2000'lerde yaşadığı düşüşün sonuna geldi. 2020'lerde ne kadar hüküm süreceği fazlasıyla merak konusu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎚️Teknonun yeniden yükselişi

1990'lı yılların ardından yeniden yükselişte olan tekno müziğin ardındaki gerekçeler ve etkiler, acıların sesi olan Sufjan Stevens'ın son albümündeki duygu haritası.

16 Eki 2023

The Irish Spirit ile birlikte
🎚️Teknonun yeniden yükselişi

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi