Deprem sonrasında ekonomi: “Yeniden inşa” tartışmaları


Tüm ATM’lerde ayrıcalık: Odeabank Odeabanklıysanız tüm ATM'lerde ayrıcalıklısınız Müşterilerine çeşitli kolaylıklar sunarak yeni nesil bir bankacılık deneyimi sunan Odeabank , sağladığı ayrıcalıklara bir yenisini daha ekleyerek ATM işlemlerini kolaylaştırıyor. Nedir? Bireysel müşterilerine ATM’ler üzerinden para çekme, para yatırma ve bakiye sorgulama işlemlerinde avantaj sunan Odeabank , yurt içindeki 52 binden fazla ortak paylaşımda yer alan banka ATM’sinden ayda beş kez ücretsiz olarak işlem yapma fırsatı sunuyor. Neden önemli? Odeabank müşterileri acil durumlarda Odeabank ATM’si aramak durumunda kalmadan veya ek işlem ücreti ödemeden kapsama dahil tüm ATM’lerden kolaylıkla işlem yaparak zaman kazanıyor. Siz de Odeabank müşterisi olarak çeşitli ayrıcalıklardan faydalanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilir ve Müşteri Ol butonundaki formu doldurabilirsiniz. *Odea Bank A.Ş. piyasa koşullarını dikkate alarak kampanya dahilinde sunduğu işlem ücretsizlik uygulamasıyla kampanyanın diğer şartlarını değiştirme ve kampanyayı durdurma hakkını saklı tutar.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
“Yeniden başlamak” söz konusu olunca, depremin sadece psikolojik ve toplumsal yaralarını iyileştirmeye odaklanmayı dilerdik. Oysa ilk günlerden bu yana öne çıkan bir büyük gündem maddesi de ekonomik maliyetler üzerine. Deprem ekonomisi tartışmak ve deprem sonrasını kurgulamak ise bir “yeniden inşa” meselesi…
Depremin ekonomik maliyeti
5 yılda 150 milyar dolarlık maliyet: Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan kapsamlı çalışma, depremden etkilenen 11 ilde yeniden kalkınma maliyetinin 5 yıllık bir dönemde yaklaşık 150 milyar dolara ulaşacağını gösteriyor. Söz konusu plan dâhilinde en büyük maliyet kalemini %60 pay ile inşaat oluşturuyor ve bunun yarısının da kamu kaynaklarıyla finanse edilmesi öngörülüyor. İnşaatı %24 ile mal kayıpları (taşıt, demirbaş, stok ve tüketim malları) ve %10 ile hanehalkı destekleri takip ediyor.
Deprem kaynaklı bu harcamaların, söz konusu dönemde, ilk yıllarda milli gelirin %2,5-%3,5 bandında seyredeceği ve toplamda %8’i civarında bir ek finansman ihtiyacı yaratacağı belirtiliyor.
Milli gelirden aldığı pay %9,8 olan ve 14 milyonluk nüfusu barındıran bölgede deprem sonrasında öne çıkan diğer maliyet tahminleri de şu şekilde:
- Dünya Bankası (WB), depremin yarattığı doğrudan maddi hasarı 34,2 milyar dolar olarak hesaplıyor. Yeniden imar ve enkaz kaldırma maliyetleri de eklenince bu miktarın iki katına yükselmesi bekleniyor. Öte yandan Dünya Bankası, 9 Şubat tarihinde enkaz kaldırma çalışmaları ve yardımlar için ilk etapta 1 milyar 780 milyon dolarlık bir paket de açıklamıştı.
- Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) 27 Şubat tarihinde uydu temelli değerlendirmesinde, deprem sonucu fiziksel hasarın 34,2 milyar dolar olduğu ve toparlanma sürecindeki maliyetlerde bu rakamın iki veya üçe katlanabileceği belirtiliyor. Hükümet öncülüğünde yapılacak uzun dönemli bir ihtiyaç analizi neticesinde tutarın 100 milyar doları aşacağı da söyleniyor.
Öte yandan, yapılan tahminlerin –özellikle seçim gündemi içinde olduğumuz düşünüldüğünde– kendi içinde birçok belirsizliği içerdiğini de belirtmek gerek. Şehirlerin yeniden inşasına dair net bir yol belirlenmiş değil ve hasarların boyutuna dair tespitler de henüz sonuçlanmadı.
Riskler: Tüm bu maliyet tahminleri, hâlihazırdaki yüksek dış ticaret açığı, enflasyon, cari açık ve gelir adaletsizliği ortamında belirli riskler de doğuruyor. Bütçe açığının ve iç borçlanmanın artması ile yeni ek vergiler bu kapsamda değerlendiriliyor. Bunun sonucundaki beklenti ise büyüme performansındaki kayıp.
- Bütçeye dair değerlendirmelerde kamu borcunun milli gelire oranının %30 seviyesinde olduğu; tahmini olarak %9’luk bir tepki dâhilinde ise “normal koşullarda” yeterli bir manevra alanının bulunduğu belirtiliyor. Bu noktada, döviz cinsi borcun yüksek olması, kamu bütçesindeki manevra alanını daraltan bir faktör olarak değerlendiriliyor. ,
- Küresel enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen ithalat faturası kabarırken, kurda yeni atakların önünün açılabileceği vurgulanıyor.
- Şubat 2023 enflasyonu %55,2 olarak açıklanmıştı. Enflasyona dair öngörülerde yıl sonuna kadar %50 seviyesinin altına inmeyeceği yönünde.
- Türkiye ekonomisinin 2023’te beklenen %3-3,5’lik büyüme performansında %2’lik bir kayıp yaşanacağı değerlendiriliyor. Bu hesaba göre 20 milyar dolarlık bir kayıp söz konusu oluyor.
- Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) raporunda artan dış finansman gereksinimlerinin ve seçimlere ilişkin siyasi belirsizliğin önemli kırılganlıklar yarattığı kaydediliyor.
Sektörel etkiler ve öne çıkan inşaat
Deprem sonrasında en büyük risk sahibi sektörün, esasında misyonu riski azaltmak olan, sigorta ve finans sektörü olduğu söyleniyor. Depremlerin sigorta şirketlerine maliyetinin 3,5-4 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Deprem sonrasında Borsa İstanbul’un faaliyetlerine devam etmesi üzerine süren tartışmalar, kısa sürede yerini fiyat oluşumlarına dair yorumlara bıraktı. Mevduat faizlerindeki ve BIST 30 ile diğer büyük şirket hisselerindeki yükselişe dikkat çekiliyor. Küçük hisselerdeki yükselişin, büyük hisselerdekine kıyasla 2 kat daha fazla olması nedeniyle de bu durumun sürme olasılığının yüksek olduğu belirtiliyor. Öte yandan, ülke ihracatının itici güçlerinden tekstil ve hazır giyim sektöründe. pamuk iplik üretimiyle birlikte dokuma ve örme kumaş üretiminde ciddi düşüşlerin olabileceği bekleniyor. Konfeksiyon üreticilerinin ihtiyaçlarını karşılamak için bir süre ithal kumaş kullanabileceği ve bunun da zaman alabileceği ifade ediliyor.
İnşaat: Deprem sonrasında, büyük bir hızla girişilen bu “yeniden inşa” sürecinde öne çıkan sektör ise kuşkusuz inşaat. İnşaat söz konusu olunca da yakın dönem ülke ekonomisinin dinamiklerinin sektöre olan etkisini vurgulamak gerekiyor.
- Türkiye’de 1998-2021 döneminde inşaat ve gayrimenkul faaliyetlerine 2,2 trilyon aktarılıyor.
- Aynı dönemde tüm kamu-özel işbirliği projelerine 150 milyon doları aşan yatırım gerçekleştiriliyor.
Fakat son 20 yılda inşaat odaklı büyüyen Türkiye’de, yakın zamanda sektörün yavaşladığı görülüyor. 2022 yılında sektördeki daralma %8,4 seviyesindeydi. Yavaşlayan performansın ardında maliyetlerdeki artış ve konut arsası üretimdeki düşüş olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle Türkiye’nin deprem sonrasında ulusal ya da sektörler düzeyinde gerilemesi beklenen büyüme performansı, gündeme getirilen “yeniden inşa” ile yani inşaat sektörünün yeniden canlandırılması üzerinden de değerlendirmeye açılıyor.
Bitirirken…
İnşaat, deprem ekonomisi tartışmalarında hem bir maliyet hem de bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor ve gündemin ana odağı hâline geliyor. Kısa sürede deprem bölgesindeki orman ve meraların imara açılması, yeniden inşanın aceleci bir biçimde taahhüt edilmesi ve demir-çelik-çimento sektörlerinden gelen yeniden inşa için yeterli kapasite açıklamaları; var olan inşaata dayalı büyüme dinamiklerinin sürdürülmesinde ve büyümenin yine inşaat odağında sürdürülmesinde ısrarlı olunduğunu gösteriyor.
Bu noktada, söz konusu dinamiklerin imar aflarıyla kaçak yapıların dikildiği ve denetim mekanizmalarının yumuşatıldığı; onca yatırıma karşılık yeni binaların dahi yıkıldığı; havalimanlarının, yolların ve hastanelerin kullanılmaz hâle geldiği bir senaryoya ve binlerce can kaybına yol açtığının üzerinde de durmak gerekiyor!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Depremin etkilediği, OHAL kapsamında bulunan 11 ilde depremin faturası ne büyüklükte? İş gücü hasarı, Türkiye genelinde sektörel istatistiklere nasıl yansıyacak?
15 Mar 2023

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yeni bir hobiye başlamak zaman, emek ve istikrar gerektiriyor; o hobiyi yapan kişiye benzemekse birkaç sipariş kadar yakın. Bir zamanlar müzisyenlerin “ekipman edinme sendromu” adını verdiği dürtü, bugün koşudan fotoğrafçılığa, kahveden kampçılığa uzanan bir iş modeline dönüştü. Markalar, tüketicinin olmak istediği kişiyi ve ait olmak istediği hayatı ürünlerle paketlerken gelecekteki hâlimize dair hayallerimizi de giderek büyüyen bir pazara çeviriyor.

Yapay zeka araçları hayatımıza girdiğinde genel kabul, herkesin bir gecede aynı kalitede iş üretebileceği yönündeydi. Oysa pratikte tam tersi bir tablo oluştu. Var olanları birbirine bağlayamayan, aradaki mantık köprüsünü kuramayan ve yaratıcı düşünemeyen birçok insan, sistemin içinde tıkandı ve ortaya “cilalanmış angaryalar” çıkmaya başladı.

Dünyanın en ünlü girişim hızlandırma programı Y Combinator, yakın zamanda sonbahar dönemi için hazırladığı “Requests for Startups” listesini yayımladı. 13 maddeden oluşan liste, girişim ekosistemindeki yeni trendleri ortaya çıkardı.

Otomobil sektöründe vergi sistemine yeni bir kavram girdi: Asgari maktu ÖTV. Sıfır araç alımlarında tahsil edilecek ÖTV için taban bir tutar belirleyen yeni sistem, Türkiye’de gelecekte kurulacak ÖTV mimarisinin ilk işaretlerini de ortaya koyuyor.

Türkiye’nin otomobil pazarında uzun zamandır alışık olmadığımız bir tablo ortaya çıkıyor. Sorun, artık fiyat yüksekliği ya da krediye ulaşmada yaşanan zorluklar değil. Otomobilin karşısında şu anda çok daha güçlü iki rakip duruyor: Mevduat faizi ve yatırımcının altındaki yükseliş beklentisi.



