Dertleştiğimiz yapay zeka, toplumsal ve ekonomik ilerlemeyi de getiriyor mu?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Eşinizin ailesinin evliliğinize fazla müdahale ettiğini düşünün. Umarım etmiyordur ama ettiğini varsayalım. Ne yapacağınızı bilemiyor ve üretken yapay zekaya sormaya karar veriyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri merkezli OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT, saygı çerçevesinde bir mesafe koymanızı yani sınır çizmenizi öneriyor. Çin’de geliştirilen DeepSeek, eşinizin ailesinin müdahalesinin samimi bir kaygı ve sevgiden kaynaklanabileceğini söyleyerek uzlaşmanızı tavsiye ediyor. Fransa merkezli Mistral ise eşinizin ailesiyle yaşadığınız durumun yıpratıcı olabileceğini belirtiyor ve duygularınızı anlamlandırmak için günlük tutmanızı öneriyor.
Aynı soru, üç farklı tavsiye.
The Economist’in “AI models’ values are very different from most people’s” başlıklı yazısındaki bu örnek, nesnel tek bir doğrunun bulunmadığı durumlarda yapay zekanın sadece bir yanıt sunmadığını aynı zamanda bir bakış açısı da ortaya koyduğunu gösteriyor. Modelin yanıtları, eğitildiği veri kümesinden, modeli geliştirenlerin değer yargılarından ve tasarım tercihlerinden izler taşıyor. Ama üç tavsiyenin ortak bir noktası var. Sınır çizecek, uzlaşacak ya da günlük tutacak olan sizsiniz. Yani çözüm her seferinde bireyde. Ancak kullandığımız modelin neyi makul veya sakıncalı gördüğü, zamanla bizim de olayları nasıl değerlendirdiğimizi etkileyebilir ve toplumdaki kanaatlerin şekillenmesinde rol oynayabilir.
Bu neden önemli?
FutureBright Group ve anbean tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’nin Gençleri” araştırmasına göre 17-26 yaş aralığındaki gençlerin %65’i kendini kötü hissettiğinde en az bir kez bir yakını yerine yapay zekayla konuştuğunu söylüyor. Yani her üç gençten ikisi, kendini kötü hissettiğinde bir insana değil yapay zekaya yönelmiş.
Yapay zekanın artık sadece bilgiye ulaşmak ya da gündelik işlerimizi kolaylaştırmak için başvurduğumuz bir araç olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla yapay zeka kullanımının, bir problemin çözümünde hazır cevaplara erişimin kolaylaşmasıyla öğrenmenin doğasını değiştirmesi ve karar alma süreçleri, değer yargıları ve duygusal değerlendirmeler üzerindeki etkisi düşünüldüğünde taşıdığı riski de göz ardı etmemek gerekiyor. Bir sorunun çözüm yolunu yapay zekaya bıraktığımızda problemi tanımlama, muhakeme, eleştirel ve etik düşünme, yaratıcılık ve doğru soruyu sorabilme becerilerimizi de ona devretmiş olabiliriz.
Dertleştiğimiz, görüşüne başvurduğumuz yapay zeka, kişisel sorunlarımızla nasıl baş edebileceğimize ilişkin öneriler sunabiliyor. Oysa etrafımızı çevreleyen geçim sıkıntısı, güvencesiz çalışma, barınma sorunu, aşırı hava olayları ve bölgesel savaşlar gibi meseleler yalnızca bireysel çabalarımızla çözülebilecek gibi durmuyor.
Bireylerin sorunlarla baş etme kapasitesinin artması, o sorunları doğuran toplumsal ve ekonomik koşulların değiştiği anlamına gelmiyor. Belki de bu yüzden umut kişiselleşiyor, yani insanların etki edebildiklerini düşündükleri alana çekiliyor.
Umut neden kişiselleşiyor?
Ipsos’un 38 ülkede 29.542 yetişkinle gerçekleştirdiği “Global Trends 2026” araştırmasına göre katılımcıların %55’i kendilerinin ve ailelerinin geleceğine iyimser bakıyor. Bu oran ülkeleri için %36’ya, dünyanın geleceği için ise %25’e geriliyor.
Bu ayrışma, kontrol edebildiği alanda iyimserliğini koruyan bireyin, kendi kontrolü dışında olan makro ve küresel gelişmeler karşısında iyimserliğini geri çektiğini düşündürüyor. Ipsos bu ayrışmayı “umut kişiselleşti” diye özetliyor.
Diğer bir deyişle, jeopolitik gerilimlerden iklim değişikliğine, demografik değişimden teknolojik ilerlemelere kadar yaşanan gelişmeler neticesinde artan belirsizlik ortamında insanlar kendi geleceklerine ilişkin iyimserliğini korusa da dünyanın yarınının bugünden daha iyi olacağına dair iyimserlik giderek azalıyor.
Bu belirsizlik ortamı geleceği ne kadar ileriye dönük planladığımızı da etkileyebilir. Gelecek algısı kısaldıkça uzun vadeli hedefler yerini kısa vadeli kaygılara bırakabilir. Bunun yanı sıra iyimserlik ve umutlu olmak arasındaki farkı da göz ardı etmemek gerekiyor. Geleceğe dair olumlu bir bakış açısına sahip olmak ve beklemek işlerin yolunda gideceğini garanti etmiyor.
Veri, bağlamında anlam kazanır. Bu tabloyu anlamlandırmak için insanların neyi önemsediğine de bakmak gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) “Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2025” başlıklı haber bülteninde bireylerin mutluluk kaynağı olan kişilerde %69 ile “aile” yanıtı, mutluluk kaynağı olan değerlerde ise %64,9 ile “sağlık” öne çıkıyor. Mutluluğun kaynağı, insanların sevdikleriyle sağlıklı bir hayat sürmesi olarak görünüyor. Bu hayata sahip olmak herkes için ne kadar mümkün?
Veri Enstitüsü’nün Eylül 2026 Veri Pusulası araştırması, Türkiye’de iyi bir hayat için önemli görülen unsurlar ile bunların gerçekleştirilebilirliği arasında büyük bir mesafe olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, zihinsel ve fiziksel sağlığın iyi bir hayat için önemi ile mümkünlüğü arasındaki fark kırk puanı aşıyor. Yapay zeka çağı bağlamında düşünürsek teknolojinin mümkün kıldığı şeyler çoğalırken insanların kendileri için mümkün gördükleri hayat daralıyor mu?
Yapay zeka yaygınlaşıyor, peki ya refah?
Microsoft AI Economy Institute’un yayımladığı “Global AI Diffusion Q2 2026 Trends and Insights” raporuna göre, dünya genelinde çalışma çağındaki nüfusun üretken yapay zeka kullanım oranı bir önceki çeyreğe göre 1 puan artarak %18,8’e yükselmiş. Artış farklı seviyelerde olmakla birlikte neredeyse tüm ülkelerde görülüyor.
Türkiye’de de yapay zeka kullanımı hızla yaygınlaşıyor. TÜİK’in “Yapay Zeka İstatistikleri, 2026” başlıklı haber bültenine göre, 16-74 yaş grubunda üretken yapay zeka kullandığını beyan eden bireylerin oranı 2025 yılında %19,2 iken 2026 yılında %37,6’ya yükselmiş. Yaş kırılımına bakıldığında ise üretken yapay zeka kullanım oranının en yüksek olduğu grubun %64,9 ile 16-24 yaş aralığı olduğu anlaşılıyor. Yapay zeka kullanan bireylerin %86,4’ü yapay zekayı özel amaçlar için, %37,3’ü mesleki amaçlar için ve %32,6’sı örgün eğitim için kullandığını belirtiyor.
Üretken yapay zeka kullanımının yaygınlaşması ile onu ekonomik değere dönüştürmek ve yarattığı değerden pay almak aynı şey değil. Sular yükseldiğinde bütün kayıklar yükselir. Teknolojik ilerlemenin de benzer biçimde herkesin refahını artırması bekleniyor. Peki ya herkesin kayığı yoksa?
Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum - WEF) Future of Jobs Report 2025’e göre küresel iş gücü 100 kişi olsaydı, bunlardan 59’unun 2030 yılına kadar yeni beceri kazanması veya mevcut becerilerini geliştirmesi gerekecekti. İşverenler bu kişilerden 11’inin ihtiyaç duyduğu eğitime büyük olasılıkla erişemeyeceğini öngörüyor.
Bireylere verilen tavsiye çoğu zaman aynı. Kendini geliştir, yeni beceriler kazan, değişime ayak uydur. Elbette yeni beceriler edinmek önemli. Ancak insanlar zaten geçimlerini sağlamak, aileleriyle zaman geçirmek ve gündelik hayatın sorumluluklarıyla baş etmek için çabalıyor. Üretken yapay zeka ve hızlı teknolojik ilerlemeler, sektörleri ve iş gücü piyasalarını dönüştürürken tüm aktörler uyum yükünü paylaşmadığında, bireye “kendini geliştir” demek, kayığı olmayanlara daha iyi yüzmeyi öğrenmelerini söylemek anlamına geliyor. Bu da sorunun kendisini çözmüyor.
Öte yandan yapay zekanın herkesin istediği her şeye sahip olabileceği bir bolluk çağını mümkün kılacağı da dile getiriliyor. Elon Musk, Temmuz 2026’da The Economist’e verdiği röportajda yapay zeka ve robotların gelişimiyle çalışmanın isteğe bağlı hale geleceği, hatta 2036’da paranın önemini kaybedeceği bir gelecek öngörüyor. Peki bahsedilen bolluk mümkün olsa bile bundan herkesin yararlanması nasıl sağlanacak?
Daron Acemoğlu ve Simon Johnson, “İktidar ve Teknoloji: Bin Yıllık Mücadele” başlıklı kitabında üretkenlik artışından geniş kesimlerin de yararlandığı dönemler olduğunu ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmediğini ifade ediyor. Teknolojik ilerlemenin yarattığı kazanımların kimlere, nasıl ve ne ölçüde ulaşacağını tercihler belirliyor.
Yapay zeka kullanım oranı bu teknolojinin ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor ama bu dönüşümün iyi bir hayatı mümkün kılan refaha ne ölçüde ve nasıl etki ettiğini göstermiyor. Ücret eşitsizliği artsa, önyargılar derinleşse, yoksulluk büyüse bile kullanım oranındaki artış bir başarı hikayesi gibi sunulabilir. Yapay zekanın bizi daha eşit bir dünyaya mı yoksa mevcut eşitsizlikleri yeniden üreten ve hatta derinleştiren bir dünyaya mı götüreceği tartışılıyor. Ancak asıl soru, yapay zekanın iyi bir hayatı daha fazla insan için mümkün kılıp kılmayacağı. Bu yüzden yapay zeka çağında ilerlemenin ölçütü, makinelerin neler yapabildiği değil, insanların kendileri için mümkün gördüğü hayatın genişleyip genişlemediği olmalı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Hakan Bektaş
Akademisyen. Sosyal bilimlerde nicel araştırma yöntemleri ve toplumsal eşitsizliklerin ölçülmesi üzerine çalışıyor. Yaşam kalitesi, girişimcilik ve sosyal politika başlıca uygulama alanları arasında. Sayıların arkasındaki hikayeyi yazıyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının hala dirençli kalması öne çıkıyor.

AB’nin yeni “Made in Europe” kuralları, AB’den ayrılan İngiltere’yi içeride tutarken otuz yıllık Gümrük Birliği ortağı Türkiye’yi dışarıda bırakıyor. Bu tercihin ardında bir aidiyet ve rekabet kaygısı var. Türkiye’nin yanıtı rica değil, mütekabiliyet olmalı.




