Dezenflasyonda hayat pahalılığı

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Dün enflasyon rakamları açıklandı. Aylık TÜFE %1,37, ÜFE %2,46 geldi. Yıllık TÜFE %35, ÜFE ise %24 seviyelerinde gerçekleşti. Rakamlar piyasa beklentilerine göre herhangi bir sürprize işaret etmiyor. Bununla birlikte, hane halkının gelecek 12 aylık enflasyon beklentisinin %53, reel sektörün aynı dönem için beklentisinin %40 civarında olduğunu düşünecek olursak, aylık ve yıllık rakamlarda düşüş devam etse de hissedilen enflasyonun çok daha yüksek olduğu gerçeği değişmemiş oluyor.
Verilerin detayına baktığımızda, uzun bir aradan sonra ÜFE’nin görece yüksek gelmesi ve yıllık artış oranının %22’lerden %24’lere çıkması, özellikle Haziran ayında ortalama petrol fiyatlarında ortaya çıkan artıştan kaynaklanıyor. Buna kısmen sepet kurunun son birkaç aylık artışı da etkide bulunmuş görünüyor. ÜFE maliyet enflasyonunu yansıttığı ve ağırlıklı olarak kur ve emtia fiyatlarından etkilendiği için Haziran ayında bu tablo ortaya çıkmış durumda.
Gıda enflasyonu mu, dezenflasyonu mu?
Vatandaş olarak bizi daha çok ilgilendiren TÜFE’nin detaylarına baktığımızda, görece düşük rakamın, aylık %0,27 gerileme gösteren gıda sektöründen kaynaklandığını görüyoruz. Gıdanın ağırlığının endekste %25 civarında yüksek bir değerde olması, manşet rakamı aşağı çeken ana unsur görünüyor. Normal koşullarda Haziran ve Temmuz ayları, gıda sektörünün eksi geldiği ve manşet enflasyonu yılın en düşük seviyelerine çektiği aylardır. Bu çerçevede bir sürpriz bulunmuyor. Bununla birlikte, Mayıs ayı, yaz meyve ve sebze fiyatlarının artışıyla manşet rakamın yükseliş gösterdiği bir aydır. Geçtiğimiz Mayıs ayında da gıda fiyatlarının ve özellikle meyve-sebze fiyatlarının negatif gelmesi, çarşı pazarda gördüğünüz hareketleri pek de yansıtmıyor. Zaten çok pahalı olan kiraz, erik gibi yaz meyve-sebze fiyatları Mayıs ayında çok yüksekti. Haziran ayında da yüksek, ama bir miktar düşüş gösterdi. Bu durumda, geçen yılın üzerinde açılan yaz meyve-sebze fiyatlarının nasıl olup da Mayıs ayında negatif enflasyon getirdiğini anlamak çok kolay gözükmüyor. Gıda enflasyonunda bir başka soru işareti de Türk-İş’in Ankara’da gıda fiyatlarından hesapladığı dört kişilik bir ailenin açlık sınırı rakamlarının son iki ayda %4’ün üzerinde artış göstermesinden kaynaklanıyor. Türk-İş anketinin kümülatif %9-10 arttığı bir dönemde, TÜİK gıda fiyat endeksinin kümülatif negatif tarafta kalması, gerçek gıda enflasyonu nedir sorusunu canlı tutmaya devam ediyor.
Hizmet enflasyonu bildiğimiz gibi...
Endeksin detaylarında sürpriz olmayan bir başka nokta da başta konut olmak üzere hizmet fiyatlarının yüksek seyrini devam ettirmesi diyebiliriz. Konuttaki yıllık artış %65, aylık artış %2,7 seviyesinde bulunuyor. Eğitimde yıllık artış %73 seviyelerine gelmiş durumda. Yine detaylarda gördüğümüz bir unsur, 12 ana sektörde izlenen TÜFE endeksinin sekiz tanesinin ortalama %1,37 olan rakamın üzerinde olması, 5 sektörün ise %2’nin üzerinde bir enflasyonla karşımıza çıkması diyebiliriz. Özetle, gerek hizmetler gerek gıda dışında çoğu sektörde artışın güçlü olması, enflasyon algımızı ve beklentilerimizi yüksek tutmaya devam ediyor.
Ücretlerde reel kayıp, hissedilen enflasyonu artırıyor
Geçen yılın ilk altı ayında %24 civarında bir enflasyon gerçekleşmiş, yıl sonu rakamı %44 olmuştu. Benzer bir eğilimin devam edeceğini varsaysak bile ilk altı ayda %17 civarında gelen enflasyonun yıl sonunda %30 civarı, hatta biraz üzerinde kalma olasılığı yüksek görünüyor. Yaşadığımız yüksek enflasyon bir dezenflasyon sürecinde olsa da hayat pahalılığı sorunu artmaya devam ediyor. Ortalama ücretlerin asgari ücrete daha fazla yakınsadığı bir ortamda, Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırının asgari ücretin 4000 TL üzerine çıkması ve son iki ayda %10’a yakın kümülatif artış göstermesi, dezenflasyon sürecinde olsak bile alım gücündeki erimenin hayat pahalılığını yüksek hissetmemize engel olamadığını da gösteriyor.
Sonuç olarak, dezenflasyon konusunda gerek hanelerin, gerek reel sektörün, gerek finans sektörünün görüş birliğinde olduğunu, tüm kesimlerin enflasyon beklentisinin düştüğünü görüyoruz. Fakat hanelerin 12 ay sonra %53, reel sektörün %40, finans sektörünün %25 civarında enflasyon beklediği bir ortamda, Merkez Bankası’nın yaklaşık %18-19 civarında bir enflasyon öngördüğünü unutmamak gerekiyor. Enflasyonla ilgili kafa karışıklığını yaratan en önemli nedenlerden birisi bu görünüyor. Unutmayalım, enflasyondaki düşüş, emtia fiyatlarının son bir yılda baskı altında olduğu, reel ücret kayıplarının ortaya çıktığı, ekonominin yavaşladığı bir dönemin sonucudur. Türkiye ekonomisi geçen yıl %3,2, bu yıl ilk çeyrekte %2 büyüdü. İkinci çeyrekte büyüme %2-3 bandında görünüyor. Yani tüm koşulların enflasyonun düşüşünü desteklediği, hatta kur artışlarının da kontrol edildiği ortamda, enflasyonun %35’lerde olması, enflasyonla mücadelede gidecek daha çok yolumuzun olduğunu gösteriyor.
Enflasyon ile mücadelenin ana unsurları sıkı para ve maliye politikaları uygulamak, gerekirse gelirler politikasını toplumsal görüş birliği ile devreye sokmak, verimliliği artırmak, rekabeti aksatan yapısal sorunları çözmek, eğitim, hukuk gibi ekonomi dışı alanları uluslararası düzeyde en üst seviyeye taşımaktır. Bu unsurların tamamını yeterince devreye sokmak yerine döviz kuru politikasını enflasyon ile mücadeleye ikame ettiğimiz sürece enflasyon hedeflerine ulaşmamız pek kolay olmayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İş Bankası’nın ana destekçiliğinde 2017'den bu yana süren Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemi, çevrimiçi düzenlenen Demo Day etkinliğiyle tamamlandı. Yapay Zekâ Fabrikası’nın yürüttüğü bu dönemde 10 teknoloji girişimi mezun oldu. Dönemi öne çıkaran iki gelişme var: Mezunların 10'da 8'i işini doğrudan yapay zeka üzerine kuruyor ve seçim süreci bu kez bilinçli olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’in dışına açıldı. Yeni mezunlarla birlikte programın toplam mezun sayısı 198'e ulaştı.
05 Kas 2026

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi 29-30 Ekim'de Ankara'da yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT'nin üyesi; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemcisi. Zirvenin sonunda üye devletler 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Bildiri ortak alfabeden küp uyduya, savunma sanayisi kolejinden ulaşım koridorlarına kadar pek çok konuyu kapsıyor.

ABD’de 2026 ara seçimlerinin Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanması, Amerikan ekonomisi ve küresel finansal piyasalar açısından yeni bir siyasi denge oluşturdu. Ancak seçim sonuçlarının ekonomi politikalarında radikal bir yön değişikliğinden ziyade, yürütme ve yasama organları arasındaki anlaşmazlıkları artırması bekleniyor.

ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?




