Düne geri dönemem: Half Waif

Nandi Rose Plunkett, çoktandır kendi tarihini, yaşanmışlıklarını ve parçalanmış benlik duygusunu keşfetmeye açık.
Düne geri dönemem: Half Waif

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Bir pazar günü. Şehirde sessizlikle kutlanan ve neredeyse paralel evrenin varlığına inandıran bir tatil dinginliği hâkim. Kıymetli. Karşılıklı açılan pencerelerin bana verdiği yetkiye dayanarak müziğiyle dalgalı serinlikler vadettiğini düşündüğüm biriyle tanışmak üzereyiz. Nandi Rose Plunkett, ailesinden ona kalan mit ve hikâyelerin değerinden bahsettiği bir röportajında "Hikâye anlatmanın gücü, acının kaynağından beslenerek uzaklık duygusu yaratmak için değerli bir araç. Hikâye anlatmak ve şarkı yazmak, kendimden uzaklaşmak için birer yol. Mesafelerin hem yararlı hem de tehlikeli bulduğum koruyucu bir mekanizma olduğunu düşünüyorum." sözleriyle zihnimde ilk perdeyi açtı. 

Hafızam, onun bu cümlelerine hemen Douwe Draaisma'nın Unutmanın Kitabı'ndan notlarıma eklenen "her insan içinde, hayat hikâyesinin sürekli yeniden gözden geçirilen bir ham taslağını taşır," cümlesiyle karşılık verdi. Bir çeşit düet ya da sadece bir yolculuk hatırası… Plunkett, çoktandır kendi tarihini, yaşanmışlıklarını ve parçalanmış benlik duygusunu keşfetmeye açık. Bunu onun aydınlık ve karanlık, analog ve dijital, yalnızlık ve topluluk temaları arasındaki çizgiye yerleşmiş müziğinde de duymak mümkün. 

Kendi hâlinde: Çocukken çoğu vaktimi salondaki kare desenli halımızın üzerinde oyunlar kurarak geçirirdim. O kareler her seferinde başka bir senaryonun parçası oldu. Bazen balkondan gördüğüm dağların tepesine kurulmuş bir kasaba bazen tarih öncesi bir dönemde hayalimdeki medeniyete ait bir buluşma noktası… Hepsi, en yakını benden 7 yaş büyük olan kardeşlerimden kalan tekilliğin birer yansıması âdeta. Batı Massachusetts'te kocaman arka bahçesi olan bir evde saatlerce tek başına oyunlar oynayarak büyüyen Nandi Rose Plunkett için de durum aynı. 6 yaş büyük kız kardeşiyle ortak bir ilgi alanı bulamayan Plunkett, zamanının çoğunu bahçedeki salıncakta ya da trambolinde geçirdi. Tam anlamıyla kendi hâlindeydi.

Yirmilerinde koluna yaptırdığı biri yumuşak kenarlı ve gölgeli organik şekilli, diğeri sert çizgili ve soyut formdaki iki gül dövmeleriyle hayali ve plancı kimliğini dışa vurduğunu söyleyebiliriz. O da benim gibi büyüdüğü şehri terk ederken geriye bakıp "En iyi hâlimle tekrar görüşmek üzere," demiş midir? Bilinmez.

Fotoğraf: Tonje ThilesenFotoğraf: Tonje Thilesen


Birincil enstrüman: Lise yıllarında şarkı sözleri yazmaya başlayan Nandi Rose Plunkett, zamanla ritüele dönüşen bu üretimini Ohio'daki Kenyon College'da klasik müzik eğitimi aldığı dönemde de sürdürdü. 2010 yılında Pinegrove isimli bir grupla kampüs konserlerinde sahne almaya başlayan Plunkett'in Bandcamp üzerinden kayıtlara geçen ilk solo üretimi, 2012'de gerçekleşti. 

"Ruh hâllerimi kimliğimin bir parçası olarak görüyorum. Ben yaşananları yoğun bir şekilde hisseden biriyim ve bundan vazgeçmek istemiyorum," sözleriyle kendini tanımladığında Half Waif adını verdiği solo projesini başlattı. Söz yazımını varlığının en zor kısımlarını ayrıştırmak için bir araç olarak gören Plunkett, hafiflemek ve daha net olmak için şarkılara sığındı. Turneye çıktığı ilk andan itibaren hayatı göçlerle dolu büyükannesiyle kader ortaklığı yaşadığına inanan Plunkett için artık tek bir ev vardı, o da müziğiydi. Bu evde ona her daim eşlik eden de "birincil enstrümanım" diyerek tanımladığı vokaliydi — ona atfedilen her rolü üstlenmeye ve kimsesiz duygulara hizmet etmeye hazır bir eşlikçi.

Tecrit hissi: Yirmili yaşlarının heyecanına ve New York'taki tek pencereli küçücük odasına ikişer yıl arayla yayımladığı Kotekan, Probable Depths ve Lavender isimli üç albüm sığdıran Nandi Rose Plunkett, bu süreçte fısıltıyla mırıldandığı kimsesiz sözleri, yayımlanmış birer şarkıya dönüştürmeyi öğrendi. Yeteri kadar özgüven biriktirdiğinde, New York'tan taşınma kararı aldı. Onun için bir döngüyü tamamlamanın vakti gelmişti. Bu sefer arka bahçesini kendisi seçen Plunkett, koca gölgeli ağaçların arasında ve kuş seslerinin ahenkli melodileri eşliğinde egosunu susturarak yaratma dürtüsünü tetiklemeyi başardı. 

Yaşamın hızına hizmet eden şehirli metronun yerini çatı penceresi manzarasına yerleşen bir yük treni aldı. Yaşadığı tecrit hissi, Plunkett'ın "androjen, kir bulaşmış, alacakaranlıkta verandada volta atan ve ateş böceklerini, arabaların farlarını, uzaktaki cep telefonu kulelerinin kırmızı parıltısını izleyen" sözleriyle tanımladığı bir karakteri ortaya çıkarttı. O karakterin korkuyu reddeden ve en iyi benliğini bulma dürtüsü, The Caretaker albümünü doğurdu. Bu albüm aynı zamanda Plunkett'in 30'larını karşılama töreni oldu.

Half Waif, MythopoeticsHalf Waif, Mythopoetics


Dönüm noktaları: Ağustos 2020'nin Nandi Rose Plunkett için yeri ayrı. Bir yıl önce aynı ay içinde evlenen Plunkett, bu sefer yeni dünyada anlamlı ve tatmin edici bir şekilde nasıl ilerleyeceğine dair bilinçli kararlar vermenin peşine düştü. Müziğinin yanına doğada, başkalarına fayda sağlayacak ve ihtiyacı olanlara hizmet edebilecek işler ekledi. Çoçukluktan beri sevdiği ağustoslar, peşi sıra dönüm noktalarına dönüştü. Tam da bu sırada benliğinden çıkardığı, kendisine ve ailesine ait karanlık peri masalları, usulca şarkı sözlerine dönüştü. Bu sözlerin yuvasıysa bu ay başında yayımladığı Mythopoetics adlı albüm oldu. Annesinin Alice Harikalar Diyarında'dan alıntılayarak Facebook'ta paylaştığı "Düne geri dönemem çünkü o zamanlar farklı bir insandım," sözüne sarılan Plunkett'le yeni hikâyelerde görüşmek üzere. Hoşça kalın.


Bu zamana kadar Keşif Sahnesi'ne konuk olan sanatçıların tamamını Spotify çalma listemizden dinleyebilirsiniz.

DİNLE


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Düne geri dönebilir misin?

Şarkı sözlerine ilham olan karanlık peri masallarıyla Nandi Rose Plunkett ve Ayça Ceylan'la geçmişe seyahat.

20 Tem 2021

Düne geri dönebilir misin?

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi