Emre Dilber: "Belli sektörlere öncelik vermiyoruz, her alanda yatırım yapabiliriz"

Türkiye’de girişim sermayeciliği son yıllarda niş bir yatırım alanı olmaktan çıkıp, sermaye piyasasında belirgin biçimde büyüyen bir yatırım sınıfına dönüştü. Peki son yıllarda Türkiye’de girişim sermayeciliği nasıl ilerliyor, GSYF’lerin avantajları ve dezavantajları neler, GSYF’ler yatırım yaptıkları şirketlere neler katıyor ve ÜNLÜ Ar-Ge Girişim Sermayesi Yatırım Fonu yatırım yaparken en çok hangi önceliklere dikkat ediyor? Ünlü Ventures Direktörü Emre Dilber, Aposto okurları için anlattı.
Emre Dilber: "Belli sektörlere öncelik vermiyoruz, her alanda yatırım yapabiliriz"

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Türkiye’de girişim sermayeciliği son yıllarda niş bir yatırım alanı olmaktan çıkıp, sermaye piyasasında belirgin biçimde büyüyen bir yatırım sınıfına dönüştü.

Özellikle Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 2014 yılında çıkardığı Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (GSYF) mevzuatı ve 2024 yılında bu mevzuatta yapılan kapsamlı güncellemelerin ardından GSYF’ler, profesyonel yatırım yöneticileri ile geniş yatırımcı tabanını bir araya getiren bir ana kanal haline geldi. Aradan geçen 11 yılın ardından kurulan GSYF sayısı 400’ü aşarken, bu fonlarda yönetim yatırım tutarı ise 350 milyar TL düzeyine kadar yükseldi. 

  • Bu sayı özellikle 2020’li yıllarda daha da hızlandı. 2021 yılında 93 olan toplam aktif GSYF sayısı 2023 yılında 263’e, 2024 yılında ise 440’a çıktı. 

Peki son yıllarda Türkiye’de girişim sermayeciliği nasıl ilerliyor, GSYF’lerin avantajları ve dezavantajları neler, GSYF’ler yatırım yaptıkları şirketlere neler katıyor ve ÜNLÜ Ar-Ge Girişim Sermayesi Yatırım Fonu yatırım yaparken en çok hangi önceliklere dikkat ediyor? Ünlü Ventures Direktörü Emre Dilber, Aposto okurları için anlattı. 

“Sadece 2025 yılında 78 yeni GSYF yetkilendirildi”

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Emre Dilber, öncelikle Türkiye’de girişimcilik ve risk sermayesi ekosisteminin son on beş yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini ve ekosistemi daha iyi anlamak için gelişimin üç ana dönemde incelenebileceğini söyleyerek, bu aşamaları şu şekilde sıraladı:

“2011–2015 dönemi, Türkiye’de kurumsal girişim sermayesi yapılarının ilk kez görünür olduğu, ekosistemin temellerinin atıldığı yıllardı. Bu dönemde ilk girişim sermayesi fonlarının kurulmaya başladığını gördük. Yatırım hacimleri küçük olmasına rağmen, ekosistemin gelişeceğine dair ilk sinyallerin alındığı, bilgi birikiminin oluşmaya başladığı bir evreydi.

2015–2020 yılları ise Türkiye için kırılma noktası niteliğindeydi. Yemeksepeti’nin satın alınması ve oyun sektöründe gerçekleşen başarılı çıkışlar, yatırımcı nezdinde Türkiye pazarına yönelik güveni hızla artırdı. Bu dönemde Türkiye unicorn’larını çıkarmaya başladı; Peak ve Dream Games gibi başarı hikayeleri hem yerli hem global fonların ilgisini çekti. Ancak fon sayısı ve fon büyüklükleri o dönemde hala oldukça sınırlıydı ve ekosistem gelişiminin erken aşamalarını yaşıyordu. 

2020 sonrası dönem ise GSYF tebliğindeki düzenlemelerle birlikte Türkiye’de fonların nicelik ve nitelik açısından hızla büyüdüğü yeni bir aşamayı başlattı. 2025 Eylül itibarıyla GSYF sayısı 500’ün üzerine çıktı; sadece 2025 yılında 78 yeni GSYF yetkilendirildi. GSYF’lerin toplam portföy büyüklüğü bir yıl içinde 200 milyar TL’den yaklaşık 350 milyar TL’ye çıkarken, tüm yatırımların yaklaşık %40’ında en az bir GSYF'nin yer aldığı bir yapı oluştu. Bu gelişmeler, GSYF'lerin Türkiye yatırım ekosisteminde ana akım bir finansman mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor.”

Ekosistemdeki zayıf halkanın ise erken aşamadan büyüme aşamasına geçişteki düşük dönüşüm oranı olduğunu söyleyen Dilber, “Türkiye’de tohum aşamasından Seri A’ya geçiş oranı yaklaşık %7 seviyesindeyken, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi pazarlarda bu oran %50’ye yakın. Buna paralel olarak, yatırım bilet büyüklükleri de Avrupa'nın oldukça gerisinde” dedi.

“Tüm bu göstergeler, Türkiye girişimcilik ekosisteminin hızlı bir ivme yakaladığını ancak küresel muadillerine göre hâlen erken aşamada olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, unicorn başarıları, artan fon sayısı, güçlü GSYF tabanı, kurumsal yatırımcı katılımı ve büyük yatırımların yeniden görünür hale gelmesi Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda çok daha derinlikli ve sürdürülebilir bir girişim sermayesi altyapısına kavuşacağına işaret ediyor.”

“Bu yıl 1000’den fazla şirkete bakıldı, sadece 10’u uygun bulundu”

GSYF’lerin, Türkiye’de hem bireysel hem de kurumsal yatırımcılar için giderek daha stratejik bir yatırım aracına dönüştüğüne dikkat çeken Dilber, “Öncelikle GSYF’ler, yatırımcılara geleneksel sermaye piyasaları dışında yeni bir varlık sınıfına erişim imkanı sunuyor. Bu fonlar aracılığıyla, normal şartlarda bireysel yatırımcıların ulaşması güç olan erken aşama teknoloji şirketlerine, ölçeklenebilir iş modellerine ve yenilikçi sektörlere yatırım yapılabiliyor. GSYF’ler aynı zamanda bu şirketlerin paylarını menkulleştirerek, zaman içinde güçlenmesi beklenen bir ikincil piyasanın temellerini atıyor” ifadelerini kullandı. 

GSYF’lerin, yüksek büyüme potansiyeline sahip şirketlere yatırım yapma olanağı sunarak yüksek getiri fırsatı yarattığını da söyleyen Dilber, “Bunun yanında GSYF’ler, geleneksel varlık sınıfları olan hisse senedi ve tahvil ile düşük korelasyon sayesinde yatırımcının portföyünün risk/getiri dengesini iyileştiriyor. Bu avantajlar, profesyonel bir yönetim altında daha etkin hale geliyor. GSYF’lerde yatırım kararları deneyimli portföy yöneticileri ve yatırım komiteleri tarafından titizlikle yürütülüyor” dedi. 

“Örneğin bizim fonumuzda yalnızca bu yıl 1.000’den fazla şirkete bakıldı ve bunlardan sadece 10’u yatırım kriterlerimize uygun bulundu. Bu seçicilik, yatırımcının riskini azaltırken fonun portföy kalitesini güçlendiriyor. Ayrıca SPK düzenlemeleri ve portföy yönetim şirketlerinin gözetimi sayesinde güçlü bir kurumsal şeffaflık, düzenli raporlama ve yatırımcı koruması sağlanıyor.” 

“GSYF yapısının yatırımcılara sağladığı önemli katkılardan biri de vergi tarafındaki avantajlar” diyen Dilber, “Mevzuata tabi olmak kaydıyla, GSYF yatırımlarının belirli koşullar altında vergi matrahından indirilebilmesi ve fondaki kazançlara uygulanan stopaj avantajı, yatırımcının net getirisini anlamlı şekilde artırıyor” diye de ekledi. 

“Exit stratejilerini daha yatırımın başında planlıyoruz” 

GSYF’lerin doğası gereği birtakım riskler de içerdiğini söyleyen Dilber, “Erken aşama yatırımlarda portföy riski, bu varlık sınıfının en belirgin özelliklerinden biri. Bu riski yönetmek için portföyümüzü sektör ve aşama bazında çeşitlendirmeye büyük önem veriyoruz. Yatırımlarımızı milestone bazlı yapılandırarak şirketin gelişim seviyesine göre ilerliyor, erken aşamada ise küçük ticket’larla başlayarak hem riskimizi dağıtıyor hem de şirketi tanımak için zaman kazanıyoruz” ifadelerini kullandı. Bir diğer önemli başlık ise girişim yatırımlarında çıkış sürelerinin öngörülebilir olmaması nedeniyle yaşanan likidite riski” diyen Dilber, “Bu nedenle exit stratejilerini daha yatırımın başında planlamayı ve bu stratejiyi düzenli olarak gözden geçirmeyi tercih ediyoruz. Ayrıca güçlü M&A ve secondary market ağlarına sahip olmak, likiditeyi artıran kritik faktörlerden biri” diye devam etti.

Değerleme ile ilgili risklere de değinen Dilber, “Biz ÜNLÜ Ar-Ge GSYF olarak uluslararası standartlara uyumlu, şeffaf bir değerleme yaklaşımı benimsiyoruz. Yeni bir yatırım turu gerçekleşene kadar yatırımlarımızı maliyet değerinden taşımayı tercih ediyoruz. Çünkü bir şirketin gerçek değerini, en doğru şekilde yeni turda oluşan piyasa fiyatının yansıttığına inanıyoruz. Bu yaklaşım hem şirket değerlemelerindeki volatiliteyi azaltıyor hem de yatırımcıya daha güvenilir, şeffaf ve tutarlı bir portföy değeri sunuyor” dedi. 

Son olarak regülasyon ve uyum riskleriyle alakalı da yorum yapan Dilber, “SPK mevzuatı, vergi düzenlemeleri ve hukuki gereklilikler titizlikle takip edilmesi gereken konular. Bu nedenle fonlarda hem düzenli iç denetim sistemleri işletiyoruz hem de regülatörlerle yakın temas halinde olup güncel mevzuata hızlı uyum sağlamayı önemsiyoruz” açıklamasında bulundu. 

“Belki sektörlere öncelik vermek yerine, potansiyelli her alanda yatırım yapma esnekliğine sahibiz”

ÜNLÜ Ar-Ge Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun tercih ettiği sektör ve yatırım stratejilerine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Dilber, “ÜNLÜ Ar-Ge Girişim Sermayesi Yatırım Fonu olarak yatırım stratejimiz sektör agnostik bir yaklaşım üzerine kurulu. Yani belirli sektörlere öncelik vermek yerine, potansiyel gördüğümüz her alanda yatırım yapabilme esnekliğine sahibiz. Türkiye’de girişimcilik ekosistemi oldukça dinamik ve birçok alanda fırsat barındırdığı için, stratejimizi tek bir dikeyle sınırlandırmayı tercih etmiyoruz” dedi. 

“Bugüne kadar yaptığımız 10 yatırımın 8 farklı sektöre dağılmış olması da bu yaklaşımın doğal bir sonucu. Portföyümüzde fintech, healthtech, siber güvenlik, AI teknolojileri gibi farklı alanlar bulunuyor. Bu çeşitlilik, hem riskin dengelenmesini sağlıyor hem de Türkiye’nin çok çeşitli inovasyon alanlarında güçlü girişimler çıkarabildiğini gösteriyor.”

Türkiye pazarına bakıldığında son beş yılda en çok yatırım alan sektörlerin fintech ve oyun teknolojileri olduğuna dikkat çeken Dilber, “Türkiye’nin güçlü dijital finans altyapısı, düzenlemelerdeki gelişmeler, fintech’i sürekli besleyen bir alan haline getiriyor. 2025 yılında fintech girişimleri 200 milyon doların üzerinde yatırım alarak toplam hacmin yaklaşık yarısını oluşturdu. Hem erken aşama hem de büyüme aşamasında fonların ilgi gösterdiği bir dikey olmaya devam ediyor” dedi ve “Benzer şekilde oyun sektörü Türkiye’nin küresel rekabet avantajına sahip olduğu alanlardan biri. Peak ve Dream Games gibi yüksek profilli çıkışlarla güçlenen oyun ekosistemi, erken aşama yatırımcılar için hala cazibesini koruyor. 2025’in ilk yarısında yatırımların yaklaşık dörtte biri bu sektöre yöneldi. Avrupa’daki en aktif oyun girişim pazarlarından biri haline gelen Türkiye, özellikle mobil, hyper-casual ve mid-core alanlarında üretim gücünü koruyor” diye ekledi. 

“Son yıllarda hızla öne çıkan bir diğer alan ise yapay zeka uygulamaları” diyen Dilber, yapay zekanın 2025 yılında yapılan toplam yatırımların %17,7’sini aldığını hatırlatarak, “Özellikle Applied AI dediğimiz; fintech, sağlık, e-ticaret, üretim ve veri-analitik gibi dikeylere uyarlanmış yapay zeka çözümleri ciddi bir büyüme potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla AI’ı tek başına bir sektör olarak görmekten çok, her sektörü dönüştüren yatay bir teknoloji olarak değerlendiriyoruz” dedi. 

“Ancak tüm bu sektör eğilimlerine rağmen, yatırım kararlarımızı yalnızca alan bazlı değil; daha çok büyüme potansiyeli, ekip uyumu ve tecrübesi, ürün-pazar uyumu, uluslararası ölçeklenebilirlik ve teknolojik üstünlük gibi temel dinamiklere göre veriyoruz. Bu yaklaşım, sektör değişse dahi kaliteli ve sürdürülebilir girişimleri bulmamızı sağlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de yalnızca belli dikeylere yoğunlaşmak yerine, farklı sektörlerden stratejimize uygun fırsatları değerlendirmeyi sürdüreceğiz.” 

“Şirketle ilişkimizi salt finansal yatırımcı perspektifiyle yönetmiyoruz”

GSYF’lerin şirketlere kurumsallaşma, ölçeklenme ve pazara erişim gibi alanlarda sağladığı stratejik katkılara da değinen Emre Dilber, “Bu katkıları temel olarak iki ana başlıkta toplamak mümkün: finansal destek ve operasyonel destek. ÜNLÜ olarak biz, şirketlerle ilişkimizi salt finansal yatırımcı perspektifinde değil, uzun vadeli değer yaratmayı hedefleyen bir ortaklık yaklaşımıyla yönetiyoruz. Çünkü günümüzde iyi girişimler yalnızca sermaye değil, doğru yatırımcıyı seçmeyi de önemsiyor. Finansal açıdan baktığımızda şirketlerin büyüme planlarını hayata geçirebilmeleri için gerekli sermaye desteğini sağlıyoruz. Başarılı girişimler için ihtiyaç duyulduğunda follow-on yatırım imkanı da sunarak sermaye devamlılığını destekleyen kritik bir rol oynuyoruz” ifadelerini kullandı ve sözlerine şöyle devam etti: 

“Operasyonel ve yapısal tarafta ise katkılar çok daha geniş bir çerçeveye yayılıyor. GSYF’ler, fon yöneticilerinin, yatırım komitelerinin ve yatırımcılarının bilgi birikimini girişimlerle buluşturarak güçlü bir mentor ve uzman ağı sunar. Bu ağ, girişimlerin doğru kişilere, doğru şirketlere ve doğru kaynaklara ulaşmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda finansal raporlama, bütçe-projeksiyon, ölçeklenme stratejileri, hukuki süreçler ve regülasyon takibi gibi konularda şirketlere kurumsallaşma desteği sağlanır.

ÜNLÜ Ar-Ge GSYF özelinde, portföy şirketlerimiz ile yatırımcılarımız arasında düzenli olarak sinerji yaratmaya yönelik temaslar kurulmasına önem veriyoruz. Böylece, hem yatırımcıların yeni teknolojileri tanıyarak kendi verimliliklerini artırabilmeleri hem de girişimlerin potansiyel müşteri ve iş birliği fırsatlarına erişebilmesini sağlıyoruz. Bu karşılıklı etkileşim, şu ana kadar portföyümüzde çeşitli iş birliklerinin ve sinerjinin oluşmasını sağladı.

Bunun yanında, ÜNLÜ & Co’nun güçlü olduğu M&A danışmanlığı, sermaye piyasaları ve strateji tarafındaki kaslarını portföy şirketlerine açarak, özellikle yurt dışı açılım, kurumsal ortak arayışı, stratejik yatırımcı ilişkileri ve exit süreçlerinde girişimlerimize rehberlik ediyoruz. Bu yaklaşım, yatırım sürecinin yalnızca giriş aşamasında değil, tüm yaşam döngüsünde değer yaratmasını sağlıyor.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Haftalık takvim: Yurt içinde beklentiler, yurt dışında PCE

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.

24 Ağu 2026

Haftalık takvim: Yurt içinde beklentiler, yurt dışında PCE
EXANTEEXANTE

HİKAYE

BAE'nin ambargo kararı İran ekonomisini nasıl etkileyecek?

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.

Emircan Yaman

·

23 Ağu 2026

BAE'nin ambargo kararı İran ekonomisini nasıl etkileyecek?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Tahvil piyasalarından merkez bankalarına ve hazine yönetimlerine mesaj var

Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.

Erhan Aslanoğlu

·

21 Ağu 2026

Tahvil piyasalarından merkez bankalarına ve hazine yönetimlerine mesaj var
EXANTEEXANTE

HİKAYE

KOBİ'ler, aile şirketleri, özel sermaye fonları: Türkiye’nin büyüme ve devir açmazı

Türkiye ekonomisinin omurgası KOBİ'lerin ihtiyacı mali ve beşeri sermayedir. Bunun yolu da büyüme sermayesi ve profesyonelleşmeden geçmektedir. Ancak özel sermaye yatırımları Türkiye'de milli gelirin yalnızca %0,03'üne denk gelmekte. Avrupa'da ise bu oran %0,44. Çözüm, şirketlerimizi kurumsallaştıracak daha derin bir özel sermaye piyasasından geçmektedir.

Yaman Alp Ungan

·

21 Ağu 2026

KOBİ'ler, aile şirketleri, özel sermaye fonları: Türkiye’nin büyüme ve devir açmazı
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Tahvil piyasalarında neler oluyor: Tahvil bekçileri mi görevde?

Uzun vadeli devlet tahvili getirileri dünyanın neredeyse her yerinde aynı anda zirvelere ulaşıyor. Getiri eğrisinin uzun tarafı son dönemlerde çokça dikkat çekmeye başladı. Ancak tahvillerdeki bu hareket, klasik “resesyon korkusu” hikayesine pek benzemiyor.

Tahvil piyasalarında neler oluyor: Tahvil bekçileri mi görevde?