

Sinema sektöründe eğitim ve network fırsatları: House of Yapımlab
Sinema tarihi bazı ortaklıkların kalıcı eserler bıraktığını gösteren birçok örnek içeriyor. Örneğin; Being John Malkovich, Adaptation, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi filmlerin arkasında Charlie Kaufman ve Spike Jonze ikilisini…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2014’ün nisan ayı. İstanbul Film Festivali, bulutların gölgesindeki İstanbul sokaklarına baharı getirmeye çalışıyor. Kapısı sokağa açılan sinemaların bir bir kapandığı, karanlığın yavaş yavaş çöktüğü günlerde, Feriye Sineması’nın yenilenip açılmasına sevinmemizin üzerinden bir yıl geçmiş. Hafta içi, öğle seansında programımda, ilk filmlerinin adını sıkça duysam da henüz izlemediğim yönetmen Fernando Eimbcke’nin yenisi var. Beşiktaş’ta vapurdan iniyorum ve otobüs beklerken, beş dakikadır trafiğin bir milim bile ilerlemediğini fark ederek Ortaköy’e yürümeye karar veriyorum. Yolun ortasında yağmur başlıyor. Şemsiyem yok, sırılsıklam olmamı engelleyip tatlı tatlı ıslatan ağaçlar var. Erken bile varıyor, salondaki yerimi alıyorum. Club Sándwich, tam da bu mevsimde, sezonun dışında, tenha bir otelde geçiyor - havuza atlamanın biraz cesaret ya da sadece çocuk olmayı gerektirdiği havalarda… İçimi ısıtıyor, yüzümü güldürüyor film. Dışarı çıkıyorum; güneş açmış.

Kaynak: Berlinale
Sıfır noktası: Kariyerine müzik videoları ve kısa filmlerle başlayan yönetmen Fernando Eimbcke'nin ilk filmi, tek günde ve tek mekânda geçen, siyah-beyaz bir büyüme hikâyesi: Temporada de patos / Duck Season (2004). Film, ailelerinin evde olmayacağını bilen, her ikisi de 14 yaşındaki Flama ve Moko’nun planladığı muhteşem pazar gününün nasıl da hiç planlamadığı yönde geliştiği üzerine. Elektrik idaresinin sürprizi, bir pizzacı ve yan komşularının uzatmalı ziyaretleri ve göründüğü gibi olmayan birkaç parça brownie’nin etkisiyle; bilgisayar oyunları, pizza siparişi ve porno dergilerinin yerini, ergenliğin saflığının büyüme sancılarıyla birleştiği bir hikâye alıyor. Yönetmen, sıradan bir pazar gününde, yapacak hiçbir şeyi olmayan dört kişinin bir apartman dairesinde ne yapabileceği üzerine düşündüğünü söylüyor ve ekliyor: “Hiçbir şey olmadığında, bir şeyler olacağına emindim.” Meksika sinemasına yeni bir soluk katan ve bu ilk filminin dağıtımcılığını Alfonso Cuarón’un üstlendiği Eimbcke, bu ve sonraki filmleri için ilham kaynakları arasında Jarmusch, Kaurismäki ve Ozu gibi yönetmenleri gösteriyor.

Ergenlik sancıları: Eimbcke’nin ilk filmi de sonraki filmleri Lake Tahoe (2008) ve Club Sándwich (2013) de büyüme sancılarına dokunuyor ve hem kendi çocukluğu ve ergenliğinden hem de ilk ikisinin senaryosunu birlikte yazdığı Paula Markovitch’in geçmişinden besleniyor. İlk filmdeki saflığın ve dostluğun yerini, yönetmenin sonraki filmlerinde daha derin mevzular alıyor. Lake Tahoe’nin Juan’ı, bir gün boyunca sokaklarda yürüyüp bozulan otomobilini tamir ettirmeye çalışırken aslında bir kaybı kabullenmekten kaçıyor, Club Sándwich’in Héctor'u bir erken yaz aşkıyla büyüdüğünü anlıyor. (Üstelik sadece Héctor’un değil, genç annesi Paloma’nın da büyüme, daha doğrusu oğlunun büyüdüğünü kabullenme hikâyesi bu.) Eimbcke’nin filmlerindeki en tatlı detaysa başlıklarında saklı; her biri adını, filmlerdeki oldukça ilgisiz, ufak detaylardan alıyor.
Sırada ne var? Fernando Eimbcke, üç uzun metrajlı filmin ardından iki kolektif projede, kısa filmleriyle yer aldı: Otuza yakın yönetmeni bir araya getirerek futbolun onlar için ne ifade ettiğini işleyen Short Plays (2014), 2014'te Meksika'da 43 erkek öğrencinin kaçırıldığı ve kaybolduğu bir trajediyi Meksika'dan 26 yönetmenin kısa filmleriyle anlatan belgesel film Ayotzinapa 26 (2016) ve Paris, New York ve Rio'nun ardından şehirlere adanmış kısa film antolojisi formatını Berlin'e taşıyan Berlin, I Love You (2019) yönetmenleri arasında yer aldı. Eimbcke'nin bir sonraki solo projesi ise henüz belli değil.
Diyor ki… “Senaryoyu, çekimleri ya da kurguyu, film yapımının her bir aşamasını bitirdiğimde ‘Daha da basitleştirebilir miyim? Karakterin ihtiyacı olanı tek cümlede ya da diyalogsuz ifade edebilir miyim?' diye düşünmeyi seviyorum. En basit olanı bulma konusunda takıntılıyım.”
Keşif Sineması Letterboxd’da. İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Fernando Eimbcke ve ergenlik sancıları, 45 yıllık ilk dans şarkısı, siyah yıldızın ışığı
26 Şub 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




