Geçen ayın iki kritik zirvesi COP29 ve INC5’te yaşananlar

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Kasım ayı, gezegenin gidişatı açısından kritik öneme sahip iki zirveyle şahitlik etti. Bunların ilki 11-22 Kasım’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP29’du. İkinci önemli zirve ise 25 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen Küresel Plastik Anlaşması INC5’ti. Bu yazıda, iki zirveden beklentileri, öne çıkan gelişmeleri ve alınan kararları inceleyeceğiz.
Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP29)
Uzmanlar, ülkelerin iklim finansmanına dair önemli kararlar alınması beklenen COP29’un, önümüzdeki 10 yılda fosil gaz üretimini üçte bir oranında artırmayı planlayan Azerbaycan'da düzenlenmesine dair endişelerini bir süredir dile getiriyordu. Donald Trump’ın, ABD başkanlık seçimlerindeki zaferinin ardından, Macron ve Putin gibi büyük ekonomi liderlerinin zirveye katılmayacaklarını açıklanmasıyla birlikte zirve başladı. Zirvenin iki haftasına, gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki “iklim finansmanı” konusundaki anlaşmazlıklar ve tartışmalar damga vurdu.
Türkiye’nin yol haritası
Tüm bu gelişmelere ek olarak, Türkiye İklim Yol Haritası'nı COP29’da açıkladı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, zirvenin ilk haftasında uzun dönemli yol haritasının, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’ne ilişkin üst düzey bir taahhüt olduğunu; bu bağlamda birincil enerjide yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’ye ve nükleer enerjinin payının ise yüzde 30’a çıkarılmasının planlandığını belirtti.
Bakan Kurum ayrıca; atık sektöründe geri dönüşüm oranının yüzde 70’e çıkarılacağını, tarım alanlarının yüzde 10’unda organik tarım yapılacağını, mevcut ormanların korunması, millet bahçelerinin, yeşil alanların ve yeşil koridorların artırılması yoluyla karbon yutak alan kapasitesinin yükseltileceğini dile getirdi.
Bakan, soru-cevap kısmında kendisine yöneltilen “Belgede kömür sözü hiç geçmiyor. Fosil yakıtlardan ne zaman çıkacak Türkiye?” sorusuna cevaben yenilenebilir enerji kaynaklarını ve nükleer kapasiteyi artıracaklarını ve Türkiye’nin sonunda fosil yakıtlardan çıkacağını söyledi ancak konuyla ilgili tarih vermedi.
Öne çıkan karar ve tartışmalar
Yapılan araştırmalar, 2024’ün çok yüksek ihtimalle tarihe kaydedilmiş en sıcak yıl olarak geçtiğini gösteriyor. Dünya iklim krizine karşı hiç olmadığı kadar kırılgan bir hâldeyken, en büyük küresel zirvenin odağının finansman olması iklim bilimcilerden ve kâr amacı gütmeyen iklim araştırma kurumlarından büyük tepki görse de bu endişeler zirvede alınan kararlara yansımadı.
“Finans COP'u” olarak adlandırılan zirvede tüm gözler, 2026'dan itibaren devreye girecek iklim finansmanı için konulan yeni hedefe (NCQG) yönelik müzakerelerdeydi.
Gelişmiş ülkeler, başta yeni hedef için teklif etmeye hazır oldukları finansman miktarını açıklamaktan kaçındıkları için stratejik olarak sessiz kaldılar. Gelişmekte olan ülkelerin talepleri; yıllık 440 milyar dolar, 600 milyar dolar ve 900 milyar dolar arasında değişiyordu. Bu ülkeler, hükümetler tarafından harekete geçirilen özel finansmanı içeren ancak piyasa faizli kredileri, ihracat kredilerini veya genel olarak özel yatırımı içermeyen 1,3 trilyon dolarlık genel bir hedef önerdiler.
Zirvede sonuç olarak zengin hükümetlerin, 2035 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere yılda 250 milyar dolar ödemesi önerildi. Gelişmekte olan ülkelerin tepkisi ve müzakereleri terk etmesi üzerine 300 milyar dolar aktarılmasını öngören nihai anlaşma onaylandı. 2009 yılında, 2020-2025 dönemi için belirlenen yıllık hedef 100 milyar dolardı.
Avrupa İklim Eylem Ağı’nın (CAN) direktörü Chiara Martinelli zirveden çıkan nihai kararı şöyle yorumladı:
"COP29'daki başarısız sonucun sorumluluğu zengin ülkelere aittir. Hedefin 100 milyar doların üç katına çıkarılması kulağa etkileyici gelebilir ancak gerçekte, enflasyon hesaba katıldığında ve bu paranın büyük kısmının sürdürülebilir olmayan krediler olarak aktarılacağı düşünüldüğünde, bu hedef önceki taahhüde göre çok az bir artışla oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu dayanışma değildir. Bu, iklim krizinin ön saflarında yer alanların ihtiyaçlarına ihanet eden bir sonuçtur. AB, liderlik vaatlerine rağmen rahatsız edici bir eylem ve hırs eksikliği göstermiş, en çok ihtiyaç duyulduğu anda güveni ve ilerlemeyi baltalamıştır."
Küresel Plastik Anlaşması (INC5)
Güney Kore’nin Busan kentinde, plastik kirliliğini azaltmayı hedefleyen küresel bir anlaşmayı müzakere etme amacıyla toplanan BM Hükümetlerarası Müzakere Komitesi’nden (INC-5) çıkması beklenen Küresel Plastik Anlaşması konusunda da uzlaşma sağlanamadı. BM Çevre Programı İcra Direktörü Inger Andersen, müzakerelerle ilgili “Fikir ayrılıklarının devam ettiği açık” yorumunu yaptı.
INC5’te; plastik üretiminde kullanılan zararlı kimyasalların listelenmesi ve azaltılması, plastik üretiminin kontrol altına alınması gibi konulardan bahsedilse de bağlayıcı ortak bir karara varılamadı. Müzakerelerde; plastik üretimini sınırlandırma, plastik ve ilgili kimyasalların yönetimi, gelişmekte olan ülkelere finansal destek sağlanması gibi kritik konular ele alınsa da INC5 görüşmeleri sırasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle önemli kararlar ertelendi. Bu görüşmelerin "INC 5.2" adı altında daha sonraki bir tarihte devam etmesine karar verildi.
Anlaşmazlıklar ve suçlamalar
Daha iddialı bir anlaşma isteyen ülkeler, birkaç ülkenin süreci engellediğini öne sürdü. Fransa'nın Enerjiden Sorumlu Bakan temsilcisi Olga Givernet bazı ülkeleri “sürekli olarak engel teşkil etmekle” suçladı. Ruanda temsilcisi Juliet Kabera ise az sayıda ülkenin "gerekli tedbirleri desteklemediğini" ifade etti.
Petrol üreticisi bazı ülkelerin, plastik üretimindeki kısıtlamalara ve daha iddialı hedeflere karşı çıktığı düşünülüyor. Buna karşılık, 100’den fazla ülke plastik üretiminin sınırlandırılmasını, bazı zararlı kimyasalların ve gereksiz plastik ürünlerin aşamalı olarak kaldırılmasını destekliyor. Dünyanın en büyük plastik üreticileri olan Çin ve ABD’nin ise bu konudaki tutumu belirsizliğini koruyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, TBMM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında İmralı ile 23 Ekim’de yapılan görüşmeye ilişkin ayrıntıları aktardı.
12 Ara 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?





