Geçmişe rağmen geçmişe dönüş: Hong Khaou

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2014 yazı. 2013 baharında ülkenin ve şehrin geçirdiği dönüşümle güçlenen aktivist ruh ve bilhassa LGBTİ+ dayanışması, 2014’teki 33. İstanbul Festivali kitapçığının ön sözünde festival direktörü Azize Tan’ın da belirttiği gibi “Türkiye tarihinin en güzel sloganlarından birini” doğurmuştu: Nerdesin aşkım?. Kuir sinemayı yakınen takip eden bir sinemasever ve bir LGBTİ+ birey olarak, o yılki festivalin, adını bu slogandan alan yeni bölümü beni heyecanlandırmıştı. Bölümde yer alan filmlerin birçoğuna bilet almış, tabii bazılarını da yoğun festival programıma sığdıramamıştım. Birkaç ay sonra, sessiz sedasız gösterime girdiği yaz günlerinde, onlardan biri olan Lilting'i izlemek için soluğu sinemada almıştım. Hong Khaou’nun ilk uzun metrajlı filmi, kimlik meselesini sorgularken karakterine sadece bir LGBTİ+ birey olarak değil bir insan olarak yaklaşıyor, kimliği bir cinsel kimlikten çok daha öteye taşıyarak ait olma, göçmenlik, geçmişe tutunma ve yas gibi kavramları duygusal anlamda çok güçlü ve yaralayıcı bir filmde bir araya getirerek işliyordu. Ağlamıştım.

Lilting (2014, Hong Khaou)
Fotoğraf: Bir Film
Sıfır noktası: Kısa filmleriyle yolu sık sık Sundance ve Berlin’den geçen Hong Khaou'nun ilk uzun metrajlı filmi Lilting (2014), bağımsız projelere destek sağlayan Film London Microwave'in 2012 yılında seçtiği üç projeden biri olmuş. Proje kapsamında Khaou, Michael Winterbottom'ın rehberliğinden faydalanmış. Film, Londra’da yaşayan ve birbirlerinden çok farklı olan iki insanın, ortak bir yasla birleşmesini konu alıyor. Kamboçya kökenli erkek arkadaşı Kai’nin ölümünün ardından Richard’ı (Ben Whishaw), İngilizce bilmeden yaşamaya çalıştığı bakım evinde oğlunun yasını tutan Junn’la (Cheng Pei-pei) iletişim kurmaya çalışırken izliyoruz. Richard, aralarındaki tek sorunun dil bariyeri olmadığının bilincinde. Junn bu genç adamı, ölmeden önce kendisine açılma fırsatı bulamayan oğlunun cinsel kimliğiyle, yıllarca yaşayıp da dilini öğrenemediği bir ülkenin yabancılığıyla ve son yıllarda uzaklaştığını hissettiği oğluyla arasındaki mesafeyle özdeşleştiriyor. Kendisini ve yasını en iyi kavrayan kişinin o olduğunun farkına varması biraz zaman alıyor.

Hong Khaou
Fotoğraf: ShanghaiPRIDE Film Festival, 2016
Kamboçya / Vietnam: Khaou’nun ikinci filmi Monsoon (2019), yine kimlik arayışları, geçmişine dönüp de oraya ait olmadığını anlama hissi ve ortak duygusal bariyerlerle bağ kuran iki yabancıyla ilgili. Filmde Kit (Henry Golding), ebeveynlerinin ölümünün ardından Londra'dan kalkıp onların küllerini serpmek için en uygun yeri bulmak üzere bir yolculuğa çıkıyor. Çok küçük yaşta ayrıldığı ve yıllarca geri dönmediği ülkesine, Vietnam'a gidiyor ama çocukluğunun geçtiği iki şehirde, bulmak istediği anıları bulamıyor. Kendi geçmişindense orada yabancı olanlarla bağ kurabildiğini hissediyor. Yönetmen, bu filmin otobiyografik olmasa da oldukça kişisel olduğunu söylüyor. Kamboçya doğumlu Khaou’nun ailesi, çok küçük yaştayken politik sebeplerle Birleşik Krallık’a sığınmadan önce sekiz yıllarını Vietnam’da geçirmiş. Yönetmen, henüz başında olduğu filmografisine kimliğini (hem kuir hem göçmen kimliğini) ve köklerini, zorlamadan ve filmlerinin duygusal içeriğini sekteye uğratmadan yansıtıyor.
Sırada ne var? Şu sıralar oyun yazarı Marius von Mayenburg'un The Ugly One adlı oyununu sinemaya uyarlayan Khaou, bu projenin daha önceki filmlerinden çok farklı olduğunu fakat Monsoon'un ardından daha büyük ve daha cesur bir film yapmak için doğru zamanın geldiğini söylüyor.
Diyor ki… "İleriye gidebilmek için geçmişe dönmemiz ve geçmişi araştırmamız gerektiğine dair çok romantik bir fikir vardır. Ancak geçmişine dair anıları olmayan pek çok kişi için bunu yapmak gerçekten zor."
Keşif Sineması Letterboxd’da: İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Altın döngüsünü tamamlayan bir sanatçı, geçmişe rağmen geçmişine dönen bir yönetmen, Öykü Sözlüğü'nde son harf.
21 May 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.




