DURUM FELAKET ACİL

DURUM FELAKET ACİL

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Geçtiğimiz günlerde "Ergene'nin zehirli suları Marmara'ya akmasın, vana kapatılsın, derin deşarj durdurulsun” isimli kampanyayı başlatan çevreci iş insanı İzel Levi Coşkun'la kampanya, sürdürülebilirlik ve çevre politikaları üzerine konuştuk.


Yaptıklarınızı "yaptıklarımla insan olmanın gereği" olarak betimliyorsunuz. Bunun arkasındaki motivasyonu açarak eyleme geçiş sürecinizi anlatır mısınız?

Benim hayatımda sürdürülebilirliğin çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Sürdürülebilirliği de şu şekilde tanımlayabilirim: “Canlı cansız tüm varlıklarla aramızda olan bağı fark etmek”. Bu noktadan bakıldığında bir insan olarak benim aklım çalışıyorsa, belli bir eğitim aldıysam, birtakım tecrübeler kazandıysam insan olarak bunların karşılığını topluma ve çevreye verebilmem gerekiyor. Bunu yapamıyorsam yaşamanın bir anlamı yok gibi geliyor bana. Dolayısıyla ben eğer bu dünyada oksijen tüketen, karbon üreten, yemek yiyen bir varlık isem tükettiğimden daha fazlasını topluma ve çevreye fayda olarak döndürebilmeliyim. Bunun sorumluluğunu sürekli olarak hissettiğimi ve etrafımda gördüğüm birtakım olumsuzluklara yönelik şikayet etmek yerine bir şeyler yapabilmeyi tercih ediyorum.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin "Ekolojik Baba"larından birisiniz. Çocuklara "potansiyel bir tüketici" gözüyle bakılan toplumsal kültürde sürdürülebilirlik farkındalığını çocuklara nasıl aktarmalıyız?

Aslında çocuklara aktarılan yöntemle büyüklere aktarılan yöntem arasında pek bir fark olduğunu düşünmüyorum. Çünkü insanlar deneye yanıla, örnekler göre göre, hikâyeler dinleye dinleye öğreniyor ve birtakım davranış değişikliklerinde bulunuyor. Çocuk yetiştirirken şunu çok net olarak fark ettim: Siz ona aslında ne öğretirseniz onun karşılığını veriyor çocuk. 

Bundan hareketle mümkün olduğunca doğaya ve topluma karşı sorumlu olduğumuz bilinciyle Serra’ya hep hikâyeler anlatarak ve örnekleri de birebir uygulayarak yaklaşıyorum. Peki bundan kastım ne? Mesela denize girmeye gittiğimizde kıyıya çıkıp birlikte çöp topluyoruz veya çiçek koparmak istediğinde, “Bak o çiçeği sen koparttığın zaman bu çiçek sanki seninmiş gibi oluyor ama bir süre sonra ölüyor. Hâlbuki onu yerinde bıraktığın zaman herkes için yaşamaya devam eden bir çiçek oluyor.” gibi örnekleri ona sıkça vererek, doğayı inceleyerek ve ona saygı duyarak, hayvanlarla birlikte yetişerek ve onlara saygı duyarak bu şekilde iletişim kurmaya çalışıyorum kendisiyle. Bu doğrultuda bütün varlıklarla empati kurmasını da sağlamaya çalışıyorum. 

"DURUM ACİL DEĞİL, FELAKET ACİL."

İklim krizi, bir süredir iklim aciliyeti olarak anılıyor. Durum ne kadar acil, kendi gözlemlerinizi aktarabilir misiniz?

Durum acil değil, durum felaket acil. Yani korkunç derecede acil. Bunu birkaç örnekle anlatmaya çalışayım. Duymuşsunuzdur, Agence France Presse henüz yayımlanmamış son ICPP raporunun bazı bölümlerini ele geçirmiş. Bu rapor, durumun vahametinin bizim tahmin ettiğimizin çok ötesinde olduğunu gösteriyor. 

Mesela çocuğumuzu sabahları yuvasına götürüyorum. Gökyüzüne bakıyorum, çok az kuş görüyorum. Ben çocukken hatırlarım, bir seyahate gittiğimizde arabanın camına bir sürü böcek çarpardı. Ama şimdi böcek yok. Sanki doğadayız ama o doğa sterilmiş gibi. Yapılan zincirleme hataların ne gibi sonuçlar doğurduğunu Marmara çevre felaketinde de görüyoruz. Bazı şeyler doğada birdenbire belli etmiyor kendini. Bir günde olmuyor ama bir gün felaket kapımızı çalıveriyor. 

Bence iklim krizinin etkilerini çok net olarak görüyoruz. Bu konuda herkesin, “Hayır canım, ben bir insanım ne yapabilirim ki?” diye düşünmeden, her attığımız adımda bu konuya farkındalıkla yaklaşmamız gerekiyor. Her tükettiğimiz malzemede, her elektrik ya da araba kullandığımızda, her an bunun farkındalığıyla yaşamak zorundayız. Bundan başka bir çıkar yolumuz olduğunu da düşünmüyorum. Pandeminin de bu yüzden bir acil durum mesajı verdiğini düşünüyorum. Çünkü pandemi diyor ki: “Bakın, viraja gediniz insanlık olarak. Döndünüz döndünüz, dönemediniz durum vahim”.

Müsilaj felaketinin gelecek kuşakları nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Şimdi burda ufak bir düzeltme yapmak istiyorum çünkü bu bir müsilaj felaketi değil. Çünkü müsilaj bir çıktı, sonucu da bir çevre felaketi. Bu felaketin bütün Marmara Denizi Bölgesi’ni etkileyeceğini düşündüğüm gibi ilk başta yaptığım sürdürülebilirlik tanımına istinaden bunun Karadeniz’i, Ege’yi; Ege’nin Akdeniz’i, Akdeniz’in okyanusu etkilediği zincirleme bir durum yaratacağını düşünüyorum. Marmara Bölgesi’nin etrafında gerekli önlemler alınmazsa bu bölgenin yaşanabilir bir yer olmaktan bir süre sonra çıkacağını düşünüyorum. Marmara Denizi Çevre Felaketi’nin gelecek kuşakları inanılmaz düzeyde olumsuz etkileyeceğini söylemek istiyorum. Şu anda denizde süngerler, yengeçler, mercanlar, balıklar ölüyor. Yakında deniz kuşları da ölmeye başlayacak.

Unutmayalım ki İstanbul burada kurulduysa Marmara Denizi ve Boğaz kenarında olduğu için kuruldu. Denizin bizim hayatımızdan çıktığı; eski dönemde Haliç’in koktuğu, kolera ve tifo gibi salgınların olduğu bir noktaya geldiğimiz anda burası bir yaşam alanı olmaktan çıkacak. Zaten antik şehirlerin tarihine baktığımızda, bu şehirlerin bir bölümünün savaşlar, bir bölümünün de deprem ve birtakım çevresel felaketler sonucunda terk edildiğini görüyoruz. İstanbul’un da uzun vadede kesinlikle böyle bir şey yaşamayacağının garantisi yok. O nedenle de bu konu çok ama çok önemli.

Sürdürülebilirlikle alakalı farkındalık, yeşil iletişim ve moda sektöründeki yavaş moda akımı gibi hareketler, iletişim çağı ve sosyal medyanın hızıyla görünürlük kazandı. Change.org gibi paydaşlar, bunların yayılmasına ve kamuoyu tepkisinin dijitale aktarılmasında önemli bir rol oynuyor. Siz bunların bir değişim yarattığını gözlemleyebiliyor musunuz? 

Daha önce iki tane kampanya başlatmıştım, bunlardan bir tanesi Sivriada’yla ilgiliydi. Yassıada’da yapılan ve Yassıada’yı bir beton yığınına çeviren inşaatın ardından, o inşaatın atıkları dolayısıyla çevredeki mercanlar ve diğer deniz canlıları zarar görmüştü. Hatta adanın çevresinde yaşayan deniz mercanları yok olmuştu. Benzer bir inşaatın Sivriada’da da yapılacağını duyduğumuzda, benim de üye olduğum Deniz Yaşamını Koruma Derneği, bölgede bir mercan taşıma projesi başlatmıştı. Sivriada’da inşaat yapılacağını hiç kimse bilmiyordu. Başlattığım kampanyayla 50 bine yakın imza topladım. Sonuç itibarıyla resmî gazetede yayımlanan bir kararla oradaki inşaat durduruldu. Bir süre şantiye olarak kullanıldı, şu anda şantiyenin binaları da ordan kaldırılmış durumda. 

Bunu şu nedenle söylüyorum. Tabii ki resmî gazetede yayımlanan karar, açılmış bir davaya istinaden alınmış bir karardı. İmzalar toplandı diye bu karar alındı diye bir şey yok fakat en azından kamuoyunun konuya ilişkin farkındalık sahibi olmasında bir katkım olduğunu düşünüyorum. Bunun herkes tarafından bilinmesinin önemli bir kriter olduğu inancındayım.

Keza Büyükada’nın Heybeli’ye bakan tarafında denizin doldurularak yapılması planlanan bir Heliport projesi vardı. Bu projeden de çok az insanın haberi vardı, bununla ilgili de bir imza kampanyası başlattım. Sosyal medya vasıtasıyla bu haberin yayılmasına katkıda bulundum. Sonuç itibarıyla bu proje de iptal edildi.

Dolayısıyla sosyal medyanın bu tip haberlerin yayılmasında çok büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Kampanyaları başlatmak da oldukça basit, bu nedenle Change.org ve Avaaz gibi platformlar bu tip konularla ilgili daha fazla insanın bilgi sahibi olmasını sağladığı için çok önemli.

 "BİR BİLGİYE ERİŞİMİM VARSA ONU PAYLAŞMAM GEREKTİĞİ DÜŞÜNCESİYLE YOLA ÇIKTIM."

"Ergene'nin zehirli suları Marmara'ya akmasın, vana kapatılsın, derin deşarj durdurulsun" denerek başlatılan Change.org kampanyası, Marmara Denizi çevre felaketinin başlıca sebeplerinden birine dur demeyi amaçlıyor. Kendinizi bu hareketin neresinde konumlandırıyorsunuz?

Kendimi bu hareketin içinde sade bir yurttaş; bu bölgede yaşayan, Marmara Denizi’yle kalpten bağı olan bir insan olarak konumlandırıyorum. Başta da belirttiğim gibi bir bilgiye erişimim varsa onu paylaşmam gerektiği düşüncesiyle yola çıktım. İlk önce Linked.in’de öğrenmiş olduğum bilgiyi aktardığım ve 110 bin kez görüntülenen bir post paylaştım. Birçok kişiden de konuyla ilgili geri bildirimler aldım. Birer yurttaş olarak hepimizin görevinin; eğer yanlış bir şey yapılıyorsa kamuoyu oluşturarak durumun düzeltilmesi ve dönüştürülmesini sağlamak olduğuna inanıyorum.

Hidrobiyolog Levent Artüz'ün açıklamalarına göre, Ergene Nehri atıklarının deşarj edilmesiyle Marmara diye bir şey kalmayacak. Kampanya, Tekirdağ'daki "Derin Deşarj" vanasının acilen kapatılmasını, Atık Su Kanunu'nun değiştirilip deniz ve göl kıyılarında sıkça kullanılan "derin deşarj" sisteminden vazgeçilmesini talep ediyor. Yasa koyucular, STK’lar ve Change.org gibi paydaşların ortaklığının, bizleri iklim aciliyeti konusunda taşıyacağı nokta hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Marmara Denizi’nde yaşamış olduğumuz felaketin bir kısmı, iklim krizi nedeniyle denizin ısınmasından kaynaklanıyor. Fakat Marmara’nın ısısı 1970’li, 1980’li yıllara nazaran iki derecenin üzerinde artmış durumda. Arada neredeyse bir derecelik bir fark var ki bu fark da birçok yanlış kullanım yüzünden ortaya çıkmış. Bu noktada Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, Kentsel Atık Su Arıtım Yönetmeliği ve derin deşarja izin veren Atık Su Arıtma Tesisleri Teknik Usüller Tebliği ve Derin Deşarj Tesisi Onay Genelgesi, bunların hepsinin iptal edilmesi gerekiyor. Burada varılması gereken nokta derin deşarjın tamamen kaldırılması, ileri arıtmaya geçilmesi ve bunlarla ilgili olarak da gerekli yatırımların yapılması. Bu olayın bir tarafı.

İkinci tarafı, Marmara Denizi çevresinde yapılacak her türlü tesisin onayının iptali. Örneğin, hâlâ birtakım kömür santralleri projelerinden bahsediliyor. Bunların acilen durdurulması gerekiyor. Hâlihazırda faaliyetteki bazı fabrikaların da kapatılması, Ergene Havzası’nı kirleten firmaların acilen tespit edilerek belki faaliyetlerinin durdurulması gerekiyor. Ayrıca belki belli bir süre Marmara’da endüstriyel balıkçılığın durdurulması da lazım. Bunların hepsi çok önemli adımlar ancak en önemli ilk adım derin deşarjla ilgili.

Müsilajın deniz yüzeyinden toplanması, denize oksijen verilmesi gibi çözümlerin iptidai olduğunu düşünüyorum. Zaten müsilajın %99’undan fazlası denizin dibine çökmüş durumda ve bütün canlıları öldürüyor. Denizdeki oksijen seviyesi de son derece azalmış durumda. Bu nedenle az önce bahsettiğim çözümler yama yapmaktan öteye geçmeyecektir çünkü asıl sorunun etrafından dolanan seçeneklerdir. Esas problem, Bedrettin Dalan’ın zamanında ortaya attığı derin deşarj uygulamasıdır ve öncelikli olarak atılması gereken en temel adım derin deşarjın durdurulmasıdır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 31: ACİL DURUM

Durum felaket acil: "Ergene'nin zehirli suları Marmara'ya akmasın, vana kapatılsın, derin deşarj durdurulsun" kampanyası ve Marmara Denizi çevre felaketi, sürdürülebilirlik hareketinin dışında bırakılan uyarlanabilir moda ve dahası.

27 Haz 2021

ANGST 31: ACİL DURUM

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?