Gözlerden uzak bir ışık kovalama hikâyesi: Özgür Elver

"Işığı kovalamayı seviyorum. Bu da benim dansım sanırım."
Gözlerden uzak bir ışık kovalama hikâyesi: Özgür Elver

12 Aralık - Arter - Duende
Arter ile birlikte

Arter ’de yeni konserler başlıyor Sanatın tüm disiplinlerini kapsayan programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu sunan Arter ’in performans salonu Karbon , aralık ayında iki farklı performansa ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Neler var? 15 - 16 Aralık: Neue Klangkunst ’un birbiriyle bağlantılı dokuz bölümden oluşan ve Bavyera Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı, Goethe-Institut ve Kagel-Burghardt Vakfı’nın destekleriyle gerçekleşen performansı Dokuzuncu Dalga - Doğaya Övgü , doğumumuzdan itibaren deneyimlediğimiz dokuz duygu ve varoluş durumunu, doğal ögeleri temsil eden imgeler ve yaratılan kapsayıcı ses ortamı eşliğinde anlatıyor. 22 Aralık: Jerfi Aji’nin bu yılın ilk aylarında yayımladığı Alexander Scriabin: Poems, Colours, Flames albümünün lansman konseri, Can Memişoğulları’nın bu etkinlik için özel olarak geliştirdiği yazılımla hayat bulan görsel bir dünya sunuyor. Jerfi Aji’nin klasik müzik alanındaki yetkinliğini Memişoğulları’nın incelikli görsel kurgusuyla birleştiren konser, adeta “sesin içinden bakabileceğin” bir deneyim yaratıyor. Aralık ayı konserlerinin biletlerini Arter' den temin edebilir, Arter ’in güncel programlarını daha yakından incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yüz yüze tanışmadan önce, Özgür’le benim için anlamı ve heyecanı kalbimin sınırlarını aşan bir gün aracılığıyla tanıştım: 25 Haziran 2022, Gezgin Salon Festivali. Beş yılın sonunda yeniden bir araya gelen Moderat sahnede. Ben #teambadkingdom diye sevinçten sarsılırken Özgür işinin başında, benim mutluluk göz yaşlarımı kadrajına sığdırıyordu. O akşamın çıktıları Instagram’da önüme düşünce ben de Özgür’le tanışmış oldum. Sonradan öğrendim ki o da festivalin bir diğer yürek söken ismi Molchat Doma için oradaymış.

Moderat’a yükselen eller. Gezgin Salon Festivali | Fotoğraf: Özgür Elver

Işıltılı dünyalar 

Şimdi benim Özgür’le tanışmamdan öncesine, onun İzmir’de fotoğraf makinelerinin ışıltılı dünyasıyla tanıştığı günlere gidelim. Gözlerini kamaştıran dünyanın kapılarını aralamaya vesile olan kişi foto muhabirlik yapan yakın bir aile dostları. Sonu gazetecilik okumaya varan yazma merakını bir şekilde içine serpiştiren de o. 

Onun bugünkü meraklarını, mesleğini, tutkularını yaratan tohumlar hep bir anda, aynı yıllarda atıldı. Özgür’ün ailesi müzikle ilgileniyor. Mesela babasının kuzeni zamanında Cem Karaca’nın bateristliğini yaptı. Babası ise hobi olarak sevdalı. Her birinin hayatına ve ortaya koyduklarına kulak veren Özgür, kendi hikâyesine de müziği yakıştırdı. Öyle ki onu bugüne varan karşı koyamadığı bir tutkusu hâline getirdi. Hayatın merkezine müziği kondurduğu yolculukta yol gösterenlerden biri de babasıyla aldığı kasetlerdi. Bunu, iki yıl önce Babylon’da kadrajına aldığı Nekropsi konserinden söz açıldığında öğrendim:

Küçükken İzmir’de Karşıyaka’da oturuyorduk. İskelenin üzerindeki bir dükkândan kaset alırdık. O dönem Nekropsi’nin Mi Kubbesi kasedini almıştım. Çok özel, kilometre taşı bir albümdür Türkiye rock tarihi açısından. Yani, o albümü dinleyerek büyüdüm. Öyle olunca Nekropsi’yi çekmek inanılmaz bir anı oldu.

Nekropsi Babylon'da

Nekropsi Babylon'da | Fotoğraf: Özgür Elver

Müziğin bazen ekşi bazen tatlı notalarını dinleyerek keşfeden Özgür, bu sefer kendisi bir kapıyı araladı ve bugün de üzerine sayfalarca yazdığı gitarları, müzik enstrümanlarını keşfetti: “Ortaokulda The Smashing Pumpkins’in Vieuphoria belgeselini izledim. Bateristten etkilendim önce, sonra gözüme bas gitarist çarptı. Bana enstrüman çalmalıyım dedirten ikisinin uyumu oldu.” 

2006 yılında ilk kompakt fotoğraf makinesini alan Özgür, bir diğer ışıltılı dünyası olan enstrümanlarla haşır neşir olmaya hemen akabinde başladı. Özgür yaklaşık 16 yıldır bas gitar çalıyor. Rockçı liseli ergenleri bulup onlarla bir grup kurana kadar kendi başına çaldı. O yıllarda, müzik ve onun galaksilerine duyduğu ilgi daha ağız sulandırıcı geldiği için fotoğrafın ışıltısına pek kapılamadı. Ta ki 2013 - 2014 yıllarına, Özgür’ün birlikte yeşerttiği ilgilerinin metamorfoza uğrayışına kadar.

Dönüşmek, gelişip güzelleşmek 

Taner’le ortak bir noktamızı Ebru Yıldız’la sohbetini okurken öğrendim. Ben de hayatta başkalarının döngülerini, evrimini, giderken gelenlerini izlemeyi; onları yakalamayı severim. Özgür’ün hikâyesindeki döngüyle bahsettiğim yıllarda, 2013 - 2014’te karşılaştım. 

Müzik için deliren özgür ruh, pek dışarıya dönük bir bedende yaşamıyordu o dönemler. Ön planda olmayı çok sevmediği gibi kendi dünyasıyla baş başa kalmayı, sahnede dahi bas gitarıyla geri planda kalmayı tercih etti. Pedalboard onun için kurcalanacak bir oyuncak, Justin Chancellor ve Tom Morello gibi isimlerse bu oyuncağı hakkıyla, en deneysel şekilde oynayanlardı. Farklı sesleri aramak kadar ona keyif veren başka bir şey olmasa da birlikte çaldığı grupla bu arayışı tam da istediği noktaya getiremedi. İşte tam o sıralar, kendini sahnede tellerin ritmine kaptırmak çekiciliğini yitirdi ve tahtını müziğe kaptıran fotoğrafın ışıltılı dünyası, kadrajına müziği alarak yeniden doğdu. Bu aralık, Özgür’ün de yeniden doğuşuydu. Kendini dünyaya kapatıp arayış hâlinde olmanın bir işe yaramadığını hisseden Özgür, günde on saat gitar çalıp çekişmeli giden iç ve dış dünyası arasında takılmak yerine, kendine sahneyle izleyici arasında bir yer edinmeyi seçti: 

Çevreme kurduğum duvarları yıkmamın tek yolu, bir müzisyen olarak sahnede olmak yerine dinleyiciyle sahne arasındaki alanda olmaktı. Çektiğim fotoğraflarla diyalog kuruyorum sanırım. Bu benim için önemli. 

Dream Theatre 2009'da KüçükÇiftlik Park'ta | Fotoğraf: Özgür Elver

Dream Theater 2009'da KüçükÇiftlik Park'ta | Fotoğraf: Özgür Elver

Kendine, gitar çalmak konusunda “yapma demiyorum, hobi olarak yine yap” diyen Özgür, böylece müzik fotoğrafçılığına evrilen döngüsünü tamamladı. Sırada oyuna kaldığı yerden değil, sahnenin önünden devam etmek vardı. İlk denemeler aslında 2009 yılında, Dream Theater konserinde gerçekleşti. Fotoğrafçı kimliğiyle kadraj avına çıkmaya ise 2014 yılında, 24. Akbank Caz Festivali’nin Ege Üniversitesi’ndeki Kampüste Caz etkinliğinde başladı. Bu işe aslında kimsenin üretimini örnek alarak başlamadı. Keskin kişiliğinin getirdiği cesaretle sadece makineyi aldı ve çekmeye başladı. “Yeni olanı arama” dürtüsü bu sefer onu fotoğraf formunda, ışık ve gölgelerin arasında ele geçirmişti.

Deneyselin ve ışığın peşinde 

Pandemiden önce Babylon’daki Lalalar konseri için asıl ilk profesyonel işim diyen Özgür, 2020’den bu yana fotoğraf albümlerine Babylon’da bir araya geldiğimiz nice buluşmayı iliştiriyor. Bomonti’de yankılanan sesleri ve eşlikçi heyecanları dört kenara sığdırırken yönünü Salon İKSV’ye, sahnesinde yüz yüze gelebilmek için peçeteye en arzu duyduğumuz müzisyen isteklerimizi yazdığımız o yere çevirdi. Hatta şimdilerde yola birlikte devam ettiği The Flabbies’in albüm lansman konserini de orada kayıt altına aldı. 

 The Flabbies Alive lansman konseri | Fotoğraf: Özgür Elver

Lalalar | Fotoğraf: Özgür Elver

Keyifle anlattığı grupla ilgili konuşurken Özgür’ün söylemesine şaşırmayacağım bir detay öğrendim: Fotoğraflamak için sahneye çıkmayı tercih etmiyor. The Flabbies’i çekmeye ayırdığı anlarda bile: “Çünkü onların mahrem alanı. Mesela ben de sahnede çaldığımda kimsenin orada olmasını istemem. Rica ederlerse anca. Karşıdan çekmeyi daha çok seviyorum; düzgün bir açı, düzgün bir kadraj.” Şaşırmadım. Özgür’ün göz önünde olmaktan kaçmayı tercih ettiğini hâlihazırda öğrenmiştim. O diyaloğu sözlü değil, fotoğraflarıyla kurmayı seviyor. 

cicexcocux, Bant Mag. sunar: Demonation Festivali No: 11'de | Fotoğraf: Özgür Elver

cicexcocux, Bant Mag. sunar: Demonation Festivali No: 11'de | Fotoğraf: Özgür Elver

Özgür için, “düzgün bir açı, düzgün bir kadraj” noktası başlarda sahnenin tam önüyken şimdilerdeyse aralarına karışınca sıcaklık ve ter miktarının arttığı, kalabalıkların yarattığı koridorlar: “Son zamanlarda sahne önünde değil, orta alanda kalmayı tercih ediyorum. Işığı kovalamayı seviyorum. Bu da benim dansım sanırım.” 

Müzikte deneysel olanı arayışının fotoğraftaki tezahürü ışığın peşine düşmek. Onun için iş, bir süre sonra fotoğraf çekmek yerine oyun oynamaya dönüşüyor. Özgür’ün yetişinlikteki oyun bahçesinde ciddiyet gerektiren kovalamacalı oyunlara yer var. Sobelemesi gereken de ışıklar. Açık mekânlardansa kapalı alanlarda oyun oynamayı sevmesinin nedeni de bu. Ne kadar ışık yetersizliği, o kadar ebelemece.

Emma-Jean Thackray, 32. Akbank Caz Festivali'nde | Fotoğraf: Özgür Elver

Emma-Jean Thackray, 32. Akbank Caz Festivali'nde | Fotoğraf: Özgür Elver

Yeni favori alanını keşfederken fotoğraflarına yepyeni ek paketler eklemeyi de keşfetti: Siluet, izleyiciyle etkileşim ve detaylar. Konserleri anımsayınca kiminin aklına sanatçılar ve yüzleri gelse de Özgür o anları silüetlerle hatırlıyor, kadrajına da onları alıyor. Karanlıkta yaşamı sürdüren biri olarak fotoğraflarına ruhunu koymaktan geri durmuyor. Lafı da gelmişken; zaten ne görüyorsa bizim de onu görmemizi, ne hissediyorsa onu hissedebilmemizi umuyor. Herhangi bir detay, korneasına kaydedilmiş olandan uzaklaşmamalı. Biraz gren biraz blur kâfi. 

Jakuzi | Fotoğraf: Özgür Elver

Küçük oyunlar peşinde koşmaktan tarifsiz bir zevk alan Özgür’e konser sırasında başka neler yapıyorsun diye sorduğumda oyunu sonuna kadar sürdürdüğünü paylaştı. Parti gibi, oyun da devam etmeliydi. Hatırlamadığı anlar var mı diye merak ettiğimdeyse yine şaşırmadığım bir yanıt aldım: Elbette yoktu. İşinde gücünde, oyunun peşindeyken herhangi bir anı radarından ve zihninden nasıl kaçırabilirdi ki? İzleyenlerle sahne arasındaki etkileşimi fark ettiğinde de ayrıca öne fırlamalıydı. Çünkü etkileşim, Özgür’ün en değerli motivasyonlarından biri: 

Çektiğim sanatçıları dinleyeyim ya da dinlememiş olayım, eğer izleyenle etkileşime girebiliyorsa ve o enerjiyi alabiliyorsam "konser iyi geçti" demem mümkün. Bunun en iyi örneğini, The Flabbies'in Salon İKSV'deki konserinde gördüm. İstediğim tek bir kareyi yakalamış olmam bile pozitif yönde bakmam için yeterli.

The Flabbies Alive lansman konseri | Fotoğraf: Özgür Elver

“Tepe ışığı kriminal bir ışıktır.” 

Şehrin nadide sahnesi Salon’daki buluşmaları karelerine sığdırmaya başlamadan önce, yani evde market poşeti yıkadığımız günlerde, aradığı etkileşimi bulmak en zor olandı. Özgür, pandemide de elbette yine bir ışıltılı dünyanın içindeydi; ama bu sefer karşılaştıklarını ömür torbasına doldurmaktan pek de haz almadı. Hani senin işin olan ama seninle hiç örtüşmeyen işler vardır ya, o da o sıralar onlardan birkaçıyla uğraşmak zorunda kaldı. İlk sınavı stüdyoda, ürün fotoğrafçılığıydı. Okulda fotoğrafçılık dersindeyken de öğretmişlerdi: “Tepe ışığı kriminal bir ışıktır.” Özgür, bir yıl boyunca suç mahallinde mahsur kalmıştı. 

Benim için berbat bir deneyimdi. Orada bir yıl çalıştım. Aslında kovulmayı bekledim. Düşünsene, Babylon’da ne anlar yakalıyorsun sonra bir bakmışsın kendini stüdyoda buluyorsun.

Onun için talihsiz serüvenler dizisinin son durağı klinik fotoğrafçılığı oldu. Bu sefer imtihanı, estetik operasyonu geçiren hastaların öncesi-sonrası fotoğraflarını çekmekti. Öte yandan orada geçirdiği vakit kısa sürdü; çünkü bu defa kovulmayı başardı. Kovulma nedeniyse “hastaları çok sanatsal çekmesi” idi. Bu tecrübelerin ona ne kattığını sorduğumda hiç düşünmeden ışık konusunda iyice beslendiğini söyledi. Tepe ışığıyla yakalanan fotoğraflar genelde olumsuz sonuç verse de Özgür’ün müziği kadrajına aldığı anlara yansıması oldukça olumlu oldu.

Mesailer silsilesi 

Özgür bu sıralar makinesinin perde ömrünü Salon İKSV’nin etkileşimi bol sahnesinde azaltmaktan hoşlanıyor. Yeni isimleri orada keşfediyor; gördüklerinden, dinlediklerinden oldukça memnun ayrılıyor. Buralarda tanışmaktan memnun olduğu isimler arasında Ghostly Kisses ve Noga Erez var. Hem müzik hem fotoğraf portfolyosunu doldurmanınsa onun için bazı bedelleri mevcut. Bazen aynı gecede iki ayrı mekânde sörf yapması, üzerine dökülen içkilere kaçış taktiği uygulaması gerekiyor. 

Ghostly Kisses | Fotoğraf: Özgür Elver

Özgür’ün yazmaya merakı olduğundan bahsetmiştim. Öyle ki gitarlar için kaleme aldığı kelimelerin sayısı bir hayli fazla. Hatta bir dönem Blue Jean’de staj yaptı. Adını duymak bile ne güzel geldi değil mi? Bir de Özgür’ün değerli isim Çağlan Tekil’le çalışıp paha biçilemez günler geçirdiği anıları duysan… Şu an ise Zuhal Müzik’te çalışıyor. Kendisi, mesailer silsilesinin gündüz durağı. Gece kuşu telden tele konmadan önce 9 - 18 saatlerini içerik yazmaya; sahnelerarası koşturmadığı akşamlarını da gitarlarına ayırıyor. Bu tempoyu nasıl sürdürebileceğine dair bir planı yok fakat “az uyku bana yeter” sözlerini ondan işittiğimi de söyleyebilirim. Şu an Özgür yolun başında olduğunu biliyor. Dönüşümün meyvesi olan müzik fotoğrafçılığıyla uzun yıllar geçirmek istediğinden de emin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

📷 Kadrajına Müziği Alan Fotoğrafçılar #6 | Özgür Elver

Fazla uykuya yer olmayan, gözlerden uzak bir ışık kovalama hikâyesi: Özgür Elver.

12 Ara 2022

Arter ile birlikte
Özgür Elver | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Naz Eraslan

Copywriter @Aposto

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?