Gülümse kaderine

The Smile, ilk albümü A Light for Attracting Attention’la haklı çıkmanın huzursuzluğunu taşıyarak yorgun ruhlarımızı gülümsetmeye geldi.
Gülümse kaderine

10 haziran - Tepta - Duende
Tepta Aydınlatma ile birlikte

Kültür ve sanat dünyasının ışığı: TEPTA “ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier. Tek bir mimari detayın aydınlatmasından kompleks yapılara, özel ihtiyaçlardan kentsel aydınlatmaya kadar geniş çaplı projelere imza atarak tarihin aydınlatma mücadelesinde yer alan TEPTA , 1991’den bu yana insanın dokunduğu her alana ışık getiriyor. Neden TEPTA? TEPTA’nın markalarının sanat alanındaki aydınlatma armatürlerine ayırdığı ar-ge gücü, onların sürekli olarak teknik bakımdan üstün ve yenilikçi armatürler sunmasına imkân veriyor. Bu teknolojileri sanatla ilgili çeşitli ortamlarda deneyimletebilmek adına TEPTA, kuruluşundan bu yana İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin aydınlatma sponsorluğunu üstleniyor ve ARTER, Sakıp Sabancı Müzesi (SMM), Odunpazarı Modern Müze (OMM) gibi Türkiye’nin önemli sanat mekânlarını aydınlatıyor. İKSV tarafından organize edilen Venedik Bienali Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nunda sunulan eserleri iki kez aydınlatan marka, İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak açılan sergilerin, Contemporary İstanbul’da ve özel galerilerde açılan sayısız serginin aydınlatmalarını dönemsel olarak ve destek amaçlı üstleniyor. Sergiler haricinde, SAHA Studio ve Bursa’nın yeni sanat mekânı olan İMALAT-HANE gibi sanatçılar ve küratörler için etkileşim ve üretim imkânı yaratan mekânların kalıcı sponsoru olan TEPTA, DOT Ormanda’yı ve TRT’de yayınlanan ve sanatçı Günseli Kato tarafından hazırlanıp sunulan programı aydınlatıyor. Bunlara ek olarak; Türkiye’ye yeniden kazandırılan Atatürk Kültür Merkezi (AKM) projesinin aydınlatma çözüm ortağı olmaktan gurur duyuyor. 30. yılında TEPTA; Turan Farajova tarafından yazılan ve Serdar Kılıç’ın fotoğraflarıyla hayata geçen İstanbul Apartmanları kitabına basım desteği vererek başladığı kutlamalarını, SAHA Studio’da gerçekleştirdiği söyleşi ve Kurşunlu Han’da ArtHan Gallery ile birlikte özel olarak tasarladığı bir deneyim etkinliğiyle sürdürdü. TEPTA’nın Kurşunlu Han’da gerçekleştirdiği etkinliğin videosunu bu bağlantı üzerinden izleyebilir, farklı konularda, farklı mekânlarda, farklı konuklarla devam edecek etkinliklerini buradan takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Albüm: The Smile, A Light for Attracting Attention

Süre: 53 dk

Plak Şirketi: XL Recordings

Kartonet: Radiohead’in son albümü A Moon Shaped Pool’un üzerinden altı yıl geçti. Grup, dokuz albümlük diskografisinde hiç bu kadar uzun ara vermedi. Belki de grubun şarkılarına konu olan kehanetler peşi sıra gerçekleşmese şimdi yeni Radiohead albümünü dinliyor olabilirdik. Bu kısım belirsiz. Bildiğimizse Jonny Greenwood’un dünya kabuğuna çekilmişken Thom Yorke’un yanına gidip birlikte şarkı yapmayı teklif etmesi. Onlu yaşların başında Oxford’daki Abingdon School’un müzik odasında tanışan ikili, neredeyse kırk yıldır birlikteler. Müziğin tek dil olduğu bir evrende birbirlerinin peşindeler.

The Smile, Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un ilk kez büyük bir projede yaptığı iş birliği oldu. Bu yüzden The Smile’a yeni bir macera olarak değil, yıllardır yolculukta olan ikilinin nihayet aynı sofraya oturması olarak bakabiliriz. Baş başa değiller. Masada bir üçüncü de var. Sons Of Kemet’in davulcusu Tom Skinner, tek başına bir ritim fabrikası olarak yanlarında. Sofradaki tüm yemeklerden de Radiohead’in ömürlük aşçısı Nigel Godrich sorumlu.

Bir sokağa çıkma yasağı projesi olan The Smile, ilk kez gün yüzüne çıktığı çevrim içi düzünlenen Glastonbury Festivali’nin üzerinden bir yıl geçmeden 13 şarkıyı barındıran ilk albümleri A Light for Attracting Attention’ı yayımladı. Kayıt odasında Ed O'Brien, Colin Greenwood ve Phil Selway olmasa bile albümde Radiohead izlerine fazlasıyla denk gelmek mümkün. Grubun katmanlı ses kurgularına, duygusal kreşendolarına, örümcek ağı gibi örülen gitar kanallarına ve Yorke’un yıllandıkça değeri artan falsetto’larına Skinner'ın zil takıntısıyla süslenen afrobeat ritimleri de eklendi.

A Light for Attracting Attention’la Thom Yorke, paranoyak meydan okumalarını bir kenara bırakarak değer verdiğimiz her şeyi kimsenin gülmek zorunda olmadığı büyük bir şakaya dönüştürdü. 

The Smile, A Light for Attracting Attention


Neden dinleyelim?: The Smile’ın canlı performanslarını ilk kez izlediğim andan itibaren Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un gençlik dönemlerinden kalma bir hayali gerçekleştirdiklerini inandım. Hâlâ aynı düşüncedeyim. Üstlerinde Radiohead beklentisi olmadan, bunca yıl onları gülümseten seslerin peşinden gittiler. Albümü The Same’le başlatan Thom Yorke, şarkıyı “Savaşmaya gerek yok” sözleriyle açıp “Hepimiz aynıyız, hepimiz aynı şeyi istiyoruz”la kapatarak yaşadığımız modern distopyadan çıkış yolunu en baştan gösterdi. Bu aynı zamanda albümde kültürel bozulma, iklim değişikliği ve büyüyen otoriterlik canavarıyla meşgul olurken aklımızdan çıkarmamamız gereken sözler. 

Albümden çıkan ilk tekli You Will Never Work In Television Again, Jonny Greenwood’un 1990'lı yıllardan beri yarattığı en sivri gitar sesleriyle punk etiketine sarılsa da A Light for Attracting Attention’ın ağırlık merkezinde alternative rock ve art rock var. Greenwood’un hazırladığı film müziklerinden ödünç aldığı orkestral süslemelerinin ve Nigel Godrich’ın kontrol odasında her sese yüklediği titiz ışıltılarının albümde önemli bir yeri var. Thom Yorke’un hem feryat eden hem de huzur veren vokalinin daha ilk şarkıdan iç sese dönüştüğünü söylemek mümkün. 

A Light for Attracting Attention, The Smile’dan dinleyeceğimiz ilk ve tek albüm olabilir. Radiohead, yarım asırdan fazla zamandır dünyanın nasıl dibe battığını anlattı. Bunun üzerine The Smile, haklı çıkmanın huzursuzluğunu taşıyarak yorgun ruhlarımızı gülümsetmeye geldi. İyi ki de geldi. 

Bu yazıyı tıpkı Thom ve Jonny gibi aynı müzik evreninde dolaştığımıza inandığım Nazlı Sönmez’in albüm üzerine düşüncelerini eklemeden bitirmek olmazdı:

The Smile için "British rock super-group" diyor Genius. Süper grup olduğunu kabul edebiliriz ama bir şeylere "süper" dediğimizde aklıma kahramanlar geliyor; olağanüstü şeyler yapabilen, süper güçleriyle tüm dünyayı kurtaran veya X-Men’deki Storm gibi iklimi kontrol edebilen... The Smile, herhangi bir süper güce ihtiyaç duymuyor. Zaten Thom ve Jonny var, her şeyi en basit haliyle mükemmelleştirmeye alışmış bir ikili. Bu albümde de bir kez daha hepimizin kendi kahramanımız olduğunu hatırlatıyorlar. Melodiler, sözler ve dünya yalnızlığı ile ilgili gerçek kanıtlar on üç şarkının içine yerleştirilmiş. Glastonbury’deki sürpriz performanslarından önce Thom Yorke, ekolu mikrofona "Not the Smile as in ha ha ha, more the Smile of the guy who lies to you every day," demişti. Bu dünya yalnızlığında, The Smile eski Radiohead albümlerinden kopardığı gitar rifleri, güncel ve gerçek dünya dertleri ile karşımızda. Ayrıca şimdiden belli olduğu gibi bu albüm yaz boyunca, beklediğimiz ama bir türlü gelmeyen serin rüzgar gibi etrafımızı sarabilir. Favorim değişmeyecek: Skrting On The Surface.

Benzer işler: Squid, Bright Green Field & Animal Collective, Time Skiffs.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🙃 The Smile'ın kaderi, Men, alt-J vakti

Adamlar incelemesi; The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention; Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali çıktıları.

10 Haz 2022

Tepta Aydınlatma ile birlikte
Fotoğraf: Alex Lake

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları

Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

24 Ağu 2026

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları
DuendeDuende

HİKAYE

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Aslı Ildır

·

24 Ağu 2026

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?
DuendeDuende

HİKAYE

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Eda Solmaz

·

24 Ağu 2026

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Enes Köse

·

21 Ağu 2026

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
DuendeDuende

HİKAYE

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Ağu 2026

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı