Gülümse kaderine


Kültür ve sanat dünyasının ışığı: TEPTA
“ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: The Smile, A Light for Attracting Attention
Süre: 53 dk
Plak Şirketi: XL Recordings
Kartonet: Radiohead’in son albümü A Moon Shaped Pool’un üzerinden altı yıl geçti. Grup, dokuz albümlük diskografisinde hiç bu kadar uzun ara vermedi. Belki de grubun şarkılarına konu olan kehanetler peşi sıra gerçekleşmese şimdi yeni Radiohead albümünü dinliyor olabilirdik. Bu kısım belirsiz. Bildiğimizse Jonny Greenwood’un dünya kabuğuna çekilmişken Thom Yorke’un yanına gidip birlikte şarkı yapmayı teklif etmesi. Onlu yaşların başında Oxford’daki Abingdon School’un müzik odasında tanışan ikili, neredeyse kırk yıldır birlikteler. Müziğin tek dil olduğu bir evrende birbirlerinin peşindeler.
The Smile, Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un ilk kez büyük bir projede yaptığı iş birliği oldu. Bu yüzden The Smile’a yeni bir macera olarak değil, yıllardır yolculukta olan ikilinin nihayet aynı sofraya oturması olarak bakabiliriz. Baş başa değiller. Masada bir üçüncü de var. Sons Of Kemet’in davulcusu Tom Skinner, tek başına bir ritim fabrikası olarak yanlarında. Sofradaki tüm yemeklerden de Radiohead’in ömürlük aşçısı Nigel Godrich sorumlu.
Bir sokağa çıkma yasağı projesi olan The Smile, ilk kez gün yüzüne çıktığı çevrim içi düzünlenen Glastonbury Festivali’nin üzerinden bir yıl geçmeden 13 şarkıyı barındıran ilk albümleri A Light for Attracting Attention’ı yayımladı. Kayıt odasında Ed O'Brien, Colin Greenwood ve Phil Selway olmasa bile albümde Radiohead izlerine fazlasıyla denk gelmek mümkün. Grubun katmanlı ses kurgularına, duygusal kreşendolarına, örümcek ağı gibi örülen gitar kanallarına ve Yorke’un yıllandıkça değeri artan falsetto’larına Skinner'ın zil takıntısıyla süslenen afrobeat ritimleri de eklendi.
A Light for Attracting Attention’la Thom Yorke, paranoyak meydan okumalarını bir kenara bırakarak değer verdiğimiz her şeyi kimsenin gülmek zorunda olmadığı büyük bir şakaya dönüştürdü.

The Smile, A Light for Attracting Attention
Neden dinleyelim?: The Smile’ın canlı performanslarını ilk kez izlediğim andan itibaren Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un gençlik dönemlerinden kalma bir hayali gerçekleştirdiklerini inandım. Hâlâ aynı düşüncedeyim. Üstlerinde Radiohead beklentisi olmadan, bunca yıl onları gülümseten seslerin peşinden gittiler. Albümü The Same’le başlatan Thom Yorke, şarkıyı “Savaşmaya gerek yok” sözleriyle açıp “Hepimiz aynıyız, hepimiz aynı şeyi istiyoruz”la kapatarak yaşadığımız modern distopyadan çıkış yolunu en baştan gösterdi. Bu aynı zamanda albümde kültürel bozulma, iklim değişikliği ve büyüyen otoriterlik canavarıyla meşgul olurken aklımızdan çıkarmamamız gereken sözler.
Albümden çıkan ilk tekli You Will Never Work In Television Again, Jonny Greenwood’un 1990'lı yıllardan beri yarattığı en sivri gitar sesleriyle punk etiketine sarılsa da A Light for Attracting Attention’ın ağırlık merkezinde alternative rock ve art rock var. Greenwood’un hazırladığı film müziklerinden ödünç aldığı orkestral süslemelerinin ve Nigel Godrich’ın kontrol odasında her sese yüklediği titiz ışıltılarının albümde önemli bir yeri var. Thom Yorke’un hem feryat eden hem de huzur veren vokalinin daha ilk şarkıdan iç sese dönüştüğünü söylemek mümkün.
A Light for Attracting Attention, The Smile’dan dinleyeceğimiz ilk ve tek albüm olabilir. Radiohead, yarım asırdan fazla zamandır dünyanın nasıl dibe battığını anlattı. Bunun üzerine The Smile, haklı çıkmanın huzursuzluğunu taşıyarak yorgun ruhlarımızı gülümsetmeye geldi. İyi ki de geldi.
Bu yazıyı tıpkı Thom ve Jonny gibi aynı müzik evreninde dolaştığımıza inandığım Nazlı Sönmez’in albüm üzerine düşüncelerini eklemeden bitirmek olmazdı:
The Smile için "British rock super-group" diyor Genius. Süper grup olduğunu kabul edebiliriz ama bir şeylere "süper" dediğimizde aklıma kahramanlar geliyor; olağanüstü şeyler yapabilen, süper güçleriyle tüm dünyayı kurtaran veya X-Men’deki Storm gibi iklimi kontrol edebilen... The Smile, herhangi bir süper güce ihtiyaç duymuyor. Zaten Thom ve Jonny var, her şeyi en basit haliyle mükemmelleştirmeye alışmış bir ikili. Bu albümde de bir kez daha hepimizin kendi kahramanımız olduğunu hatırlatıyorlar. Melodiler, sözler ve dünya yalnızlığı ile ilgili gerçek kanıtlar on üç şarkının içine yerleştirilmiş. Glastonbury’deki sürpriz performanslarından önce Thom Yorke, ekolu mikrofona "Not the Smile as in ha ha ha, more the Smile of the guy who lies to you every day," demişti. Bu dünya yalnızlığında, The Smile eski Radiohead albümlerinden kopardığı gitar rifleri, güncel ve gerçek dünya dertleri ile karşımızda. Ayrıca şimdiden belli olduğu gibi bu albüm yaz boyunca, beklediğimiz ama bir türlü gelmeyen serin rüzgar gibi etrafımızı sarabilir. Favorim değişmeyecek: Skrting On The Surface.
Benzer işler: Squid, Bright Green Field & Animal Collective, Time Skiffs.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Adamlar incelemesi; The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention; Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali çıktıları.
10 Haz 2022

YAZARLAR

Taner Turna
grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




