Güvencesizlik çağı

Belirsizlik hissiyle yaşamanın ağırlığı
Güvencesizlik çağı

2 Nisan - Sanofi - Odak
Sanofi ile birlikte

Sanofi’nin girişimcilik programı: PharmUp İnsan hayatını iyileştirmek için bilimin mucizelerinin peşinden giden Sanofi ’nin girişimcilik programı PharmUp ’ta dördüncü dönem için son başvuru tarihi 7 Nisan. Nedir? Sanofi ’nin Endeavor Türkiye iş birliğiyle yürüttüğü, sağlık sektöründe katma değer yaratacak yenilikçi fikirlerin gelişimine destek olmak için hayata geçirdiği girişimcilik programı PharmUp ’ın dördüncü döneminde Akıllı Sağlık Cihazları ve Diagnostik Çözümler (giyilebilir teknolojiler ve hızlı test araçları), Medikal Eğitim ve İletişim Araçları, Sağlıklı Yaşam Çözümleri, Dijital Sağlık ve Teletıp, Veri Yönetimi ve Analitiği, Kurumsal Dijital Dönüşüm başvuru kategorileri yer alıyor. Neden önemli? Sağlık dikeyinde çalışan, ölçeklenebilir, geliştirilebilir ve sürdürülebilir fikirlerin hayat bulduğu programda, seçilecek girişimler için Endeavor ile hazırlanan mentorlük desteği ve eğitimler içeren üç aylık hızlandırma dönemi başlayacak. Programa kabul edilen tüm girişimlerden birer temsilci, 14 - 17 Haziran 'da Paris’te yapılacak olan VivaTech konferansına katılabilecek. Bu dönem sonrasında ürünlerini olgunlaştıran start-up’lar programın final gününde (Demo Day) sektörün önde gelen isimlerine şirketlerini tanıtma şansı yakalarken girişimciler olası iş birliği fırsatları da göz önünde tutularak bir değerlendirmeden geçecek. 7 Nisan’a kadar bu bağlantı üzerinden başvuru yapabilir, detaylı bilgiyi şu adreste bulabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Mert Söyler

Her geçen gün daha da derinleşen ekonomik krizin ve yaklaşan seçimlerin gölgesinde en çok tartışılan konulardan biri Türkiye’nin ekonomik geleceği ve izlenecek olan ekonomi politikaları. Hükümet tarafındaki tartışmaların yanı sıra muhalefet tarafında da ekonomi, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi ile siyasi gündemin ana konusu olmaya devam ediyor.

Ekonominin siyasi söylemde bu kadar merkezi olmasının sebebi ekonomik belirsizlik hissinin hayatımızın her alanını sarması. Gündelik toplumsal hayatımızda gerçekleştireceğimiz en ufak ekonomik karardan tutun da küçük ölçekten büyük ölçeğe şirketlerin atacakları her ekonomik adım “seçimlerden sonrasını beklemek” kararıyla öteleniyor.

Fakat bu belirsizlik hâli sadece şu anki siyasi olarak çalkantılı durumumuzun ortaya koyduğu bir durum mu, yoksa belirsizlik hali zaten içerisinde bulunduğumuz ekonomik yapının bize her zaman ve her yerde kendini gösteren bir yansıması mı?

İngiliz ekonomist Guy Standing’in ortaya attığı prekarya kavramı, mevcut durumumuzu daha iyi tanımlamak için kullanabileceğimiz kavramlardan bir tanesi. Precarious yani tehlikeli, güvencesiz, riskli kavramıyla proletarya kelimesinin birleşiminden oluşan prekarya, içerisinde bulunduğumuz ruh hâlini güvencesizlik duygusuyla açıklamaya çalışıyor.

Bizden önceki nesiller için fena olmayan bir eğitim almak ve maaşlı bir işe girmek en azından orta ölçekli gelecekte göreceli bir sabitiyet ve güvence hissi sağlamaktayken, günümüzde yüksek eğitime sahip olmak bile çoğu zaman herhangi bir güven ve emniyet hissine sahip olmak için yeterli olmuyor. Kısa zaman aralıklarıyla değiştirilen veya değiştirmek zorunda bırakılan işler, freelance çalışmak, sendikasızlaştırılan iş kolları, çalışanları sürekli değişim ve hareket halinde olan bir iş piyasasına mahkum etmiş durumda. Kimileri piyasanın bu akışkan halinin bireysel özgürlüklerin ve kendini geliştirmenin sağlanması için uygun koşulları sağladığını iddia edebilir fakat aksini ispat etmek çok daha kolay.

Örneğin, 2011 gibi globalleşmenin etkilerinin gözlenebilir şekilde daha az olduğu bir tarihte çeşitli üniversiteler ve BBC tarafından yapılan Büyük Britanyalı Sınıf Anketi’nde prekarya sosyal sınıfı Büyük Britanya’da yaşayanların %15’ini oluşturuyor. Bu grup yoksulluk sınırının altında, pek maddi birikimi olmadan, şehir merkezinden uzak bölgelerdeki kiralık evlerde yaşıyor. Tipik olarak temizlik, bakım, kargo işçiliği, kasiyerlik gibi işler prekarya sosyal sınıfını teşkil etse de prekarya işlerin temel özelliklerini düşük ücretler, düzensiz çalışma saatleri, tehlikeli çalışma koşulları, yasal ve sosyal güvencelerden yoksun olma hâli şeklinde sıralayabiliriz. 2011’den günümüze bu özelliklere sahip iş kollarının sayısının ve kapsamının azalmaktan ziyade pandemi ve derinleşen ekonomik krizle beraber daha da arttığını söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Günümüzde sözleşmeli, kısa vadeli, proje odaklı, geçici işler sadece tipik prekarya iş kollarında değil; sanayiden tarıma veya yaratıcı endüstriler olarak adlandırılan ve bilgi temelli, sosyal kapitali yüksek iş kollarında da sıklıkla denk gelinir hale geldi. Siyaset bilimci Alphan Telek de 2020 yılında yayınladığı kitabında, prekaryanın Türkiye’de de neredeyse her sosyo-ekonomik sınıfı içerisinde barındıran bir sosyal sınıf olduğunu belirtiyor. Türkiye’de üniversiteden yeni mezun olan her genç, ebeveynlerinin göreceli bir şekilde kolayca iş bulabildiği ve yıllarca aynı iş kolunda, kadrolu bir şekilde çalıştığı emek piyasası yerine güvencesizliğin, sendikasızlığın, düşük ücretlerin ve sözleşmeli işlerin domine ettiği bir çalışma ortamında geleceklerini planlamak zorundalar.

Prekarya sosyal sınıfının içerisinde bulunduğu bu ekonomik güvencesizlik ve belirsizlik hâli aynı zamanda sürekli bir şekilde korkuyla, endişeyle ve aidiyet hissedememe duygusuyla yaşamaya da neden oluyor. Bu duygular kimi zaman kişinin kendini yetersiz ve beceriksiz hissetmesine kimi zaman ise onu bu duruma iten sisteme karşı kin ve nefret ile yüklenmesine sebep oluyor. Fakat sosyoekonomik ve politik problemler her zaman kendilerini dönüştürücü bir sistem eleştirisi olarak yansıtmak zorunda değil; tam tersine, dünyanın her yanındaki gelişmeler gösteriyor ki sistemik problemlerin kendini en kolay ifade edebildiği alan popülist siyasetin kürsüsü.

Prekarya, kendisini içerisinden çıkılmaz bir hâlde hissediyor. Kendini ne kadar geliştirse de bulabildiği bütün işlerde ya hakkı yenilmiş ya da başarısız olmuş hissediyor. Tam da bu nedenle prekarya, günümüzün en tehlikeli sosyal sınıflarından birini teşkil ediyor. Fakat tehlike, prekaryanın kendisinden değil; onu bu hâle getiren, içerisinde bulunduğu durumdan bir çıkış yolu sunamayan emek piyasası düzeninden kaynaklanıyor.

Detaylıca hazırlanmış kalkınma planları, ekonomi zirveleri bize sanayileşme yoluyla, yaratıcı endüstriler ile gelişmişlik vadederken prekaryaya daha adil, güvenceli ve örgütlü bir emek piyasası sunmayı görmezden gelmek demokratik değerler için ölümcül derecede büyük bir hata olacaktır. Türkiye tarihinde aksak bir şekilde günümüze kadar gelebilen parlamenter demokrasinin bütün aktörlerine yöneltilen tepki, özellikle prekaryayı oluşturan genç nesiller nazarında sisteme dönük yapıcı bir eleştiri ve aksiyon şeklini almaktan ziyade popülist siyasete yönelen ve sosyal adaleti sağlamaktan uzak bir nefrete dönüşecektir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Güvencesizlik çağı

Belirsizlik hissiyle yaşamanın ağırlığı

04 Nis 2023

Sanofi ile birlikte
Alex Hall

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Elif Bayram

·

25 Ağu 2026

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Sinem Dönmez

·

22 Ağu 2026

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?
AngstAngst

HİKAYE

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Ümit Alan

·

21 Ağu 2026

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak
AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?