
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
“Güzel” tam olarak nedir? Güzellik, öznel bir kavram mıdır? Aslında Antik Yunan’dan günümüze, filozofların bile yüzyıllardır kafa yordukları “Güzellik nesnel midir yoksa öznel mi?” sorusunu yanıtlamak, güzelliği tanımlamak çok da kolay değil. Güzelliğin doğası, sanatın doğasıyla birlikte Batı felsefesinin en kalıcı ve tartışmalı iki temasından birini oluşturuyor. Daha da ötesi, psikolojik sağlımızın üzerinde de oldukça etkili bir kavram güzellik. Amerikan Psikologlar Derneği’ne göre, dış görünüşten duyulan yoğun memnuniyetsizlik, anoreksiya nevroza ve bulimia nervosa gibi yeme bozuklarının ardındaki nedenler arasında sayılıyor. Peki, kişinin dış görünüşünü değerlendirirken kullandığı referenslar nelerdir? Güzellik standartlarını kimler belirliyor?
Ekonomik çıkarlar: Kozmetik endüstrisi sıkça “güzellik” kelimesiyle özdeşleştiriliyor; farkında mısın? Mesela şu an kalkıp bir moda dergisi açacak olsan karşına muhakkak türlü bakım ve makyaj ürünlerinin çıktığı bir “Güzellik” sayfası çıkar. Şimdi “güzellik ve bakım" adı altında üretilen ürünlerin satışını yapmaya çalışan firmaları düşünelim. Satış yaptıkları pazarlarda tekdüzelik yaratmak firmaların işine gelmez mi? Her yerde, çoğunluğa aynı ürünleri satmak ölçek ekonomileri açısından avantajlı olduğuna göre, tekdüze güzellik standartları firmaların çıkarlarıyla oldukça örtüşüyor.
Ne yazık ki kapitalizm, emperyalizm, ırkçılık ve cinsiyetçilikle güzelliğin küreselleşmesi arasındaki ilişki de açıkça kendini belli ediyor. İnsanlar sahip oldukları fiziksel görünümlerinden dolayı, özellikle de beden algılarıyla alakalı düşünceli ve hassaslarsa, mutsuzluğa ve memnuniyetizliğe sürüklenebiliyor. Mutsuz olalar, “daha iyi hissetme” ümidiyle standartlara uymak için pazarlanan ürünlere başvuruyor. Unutmamak gerekir ki bu tarz firmalar ürünlerini satmaya çalıştıkça, müşteriler asla güzellik standartlarına ulaşamayacak; çünkü her zaman yeni standartlar belirlenecek.

Sosyal medyanın karanlık tarafı: Sosyal medya kullanıcıları olarak, farkında olarak veya olmayarak –hangisi daha kötü bilmiyorum- güzellik kavramı üzerine paylaşılan hikâye bombardımanına uğruyoruz. Hızla tüketilen içerikler arasında geçiş yaparken, durup sorgulanması gereken ve gerçek dışı güzellik normlarını dayatan bu hikâyeler, sosyal medyanın en karanlık taraflarından birini oluşturuyor. Birçok kullanıcı sosyal medyanın sunduğu fotoğraf filtreleme ve düzenleme uygulamalarını kullanmadan fotoğraflarını paylaşmak istemiyor. Daha da “güzel” görünmek için kullandığı bu uygulamaların aslında öz güvenine zarar verdiğini fark etmiyor.
Evrim: Denis Dutton’ın Güzelliğin Darwinci Teorisi; sanat, müzik ve diğer güzel şeylerin, basitçe "bakanın gözünde" olmaktan çok uzak, derin evrimsel kökenleri olan insan doğasının temel bir parçası olduğunu savunuyor. Dutton’ın teorisi, insanların güzelliğine odaklanmaktan çok, insanlığın hayran kaldığı güzelliklerin ortak noktasına ve nedenlerine odaklanıyor. Bu açıdan teori masum gelse de güzellik kavramının evrim kaynaklı seçicilikle belirlendiğini destekleyen araştırma ve yorumlar tehlikeli olabilir. Çünkü kimin neden daha üstün, güzel ve baskın olduğunun biyolojik açıdan kanıtlanmaya çalışılması, ırkçılığa kadar varacak argümanların aracı hâline gelebilir. Günümüzdeki güzellik standartları, gerçekten evrimle ilgili olsaydı, tarih boyunca değişen “güzellik” tanımını nasıl açıklardık? Rönesans Dönemi'nde kabul gören güzellikle şimdikinin aynı olmadığı oldukça açık. Evrimin, Rönesans Dönemi’nden günümüze kadar geçen süreçte ilerleyecek kadar hızlı olmadığı da.
Farklı ve güzeliz: Ne yazık ki birçok insan kurmaca güzellik standartlarının, fotoğrafların unuttukları sahteliğinin etkisinde kalarak; kendini dışlanmış, önemsiz ve hatta yokmuş gibi hissediyor. Bu nedenle de güzellik normlarını eleştirel bir bakış açısıyla anlamalıyız. Kendimizden emin olmak, kim olduğumuza inanmak ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenmek, sevmek, beğenmek ve normlara başkaldırabilmek! Bence güzelliğin tanımı bu ama senin için bu olmak zorunda değil. Olmamalı da. Birilerinin, toplumun, sosyal medyanın, şirketlerin kime veya neye benzememiz gerektiğine dair görüşleri, öz değerimizi belirleyememeli. Hepimiz farklılıklarımızla güzeliz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?




