Hayal Edilen Dünyanın Gerçek Olduğu Yer: Biophilia


Jam Session sahnesi geri dönüyor: #RuhunuDinle Geçtiğimiz yıl çok değil, bu zamanlardan birkaç ay önce yaz mevsimini, gidilecek tatilleri planlıyor, festivalleri takip ediyor; sezonda kaçırılmayacak konserleri takvimlerimize işliyorduk. Şu günlerde karıştırdığımız sosyal medya arşivleri bize bir yıl öncesinden maskesiz, kolonyasız hikâyeler anlatıyor. Aposto! için de durum farklı değil; örneğin geçtiğimiz yıl tam bu zamanlar The Irish Spirit'in İstanbul’un iki yakasının sevilen mekânlarında ilkbaharı karşıladığı konser ve buluşmaları heyecanla duyuruyorduk. Neyse ki aradan bir yıl geçti, İrlanda ruhu pandemi dönemini de boş geçirmedi, bazı gerçeklere alıştık ve bugün, karşınıza yine bir müjdeyle çıkıyoruz: İrlanda ruhunun müzikli kaşifi The Irish Spirit; Jam Session’la mekânlar arası müzik yolculuğuna 28 Mart’ta geri dönüyor. Müzik ve eğlence yeniden bu civarlara geliyor. Jam Session geri dönüyor: Müziği bir keşif aracı olarak gören The Irish Spirit'in, Türkiye’nin güncel müzik sahnesinin öne çıkan isimlerini İstanbul’un en sevilen mekânlarında ağırladığı serisi Jam Session , #RuhunuDinle mottosuyla geri dönüyor. İstanbul’un iki yakasını müzikle birbirine bağlayan Jam Session bu yıl dijital evren sınırlarını genişletiyor; hem müziği hem de bir yıldır kapalı kalan mekânları ve sektörü destekleme ana hedefiyle sahnesini açıyor. Ne zaman? Geçtiğimiz üç yıl boyunca şehre heyecan katan Jam Session bu yıl, 28 Mart – 12 Nisan tarihleri arasında dolu dolu bir programla gerçekleşiyor. Etkinlik boyunca İstanbul’un Bina, Arka Oda, Salon IKSV, Kulp, Blok Mekan, Efendi ve Hunhar gibi sevilen mekânlarda gerçekleşecek konserlerle oyuncu ve komedyen Efe Tunçer’in sürpriz konuklarla gerçekleştireceği iki söyleşinin kayıtları, YouTube’dan yayınlanacak. Konserlere ve sürprizlerle dolu programa ilişkin tüm duyurular da Instagram’dan paylaşılacak. Jam Session’ın #RuhunuDinle çağrısına, "Aramıza katıl!" davetine kulak verenleri The Irish Spirit’in Instagram ve YouTube hesaplarını takip etmeye davet ediyoruz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Herhangi bir şeyi dış görünüşüyle değerlendirmenin sığ olduğu, zarfa değil mazrufa bakmanın gerektiği konusunda teoride hepimiz hemfikir olsak da özellikle kaset, cd ve plak gibi fiziksel müzik ürünlerini satın alırken, sırf kapağı ilgimizi çektiği için elimizin gittiği albümler olmuştur. Hatta o kapaklar sayesinde belki tanışmayacağımız ya da tanışmamızın zaman alacağı sanatçıları bulmuşuzdur. Bazen de sevdiğimiz müzisyenler iç dünyalarına, şarkıların anlamlarına, ilham kaynaklarına giden ekmek kırıntıları yerleştirmiştir kapaklara. Björk gibi müziğini çevreleyen her detaya müziğin kendisi kadar özen gösteren sanatçılar da içinde kaybolabileceğimiz bütün bir evren yaratabilir. 2011’de yayımlanan Biophilia, bunun iyi bir örneği.

Kaynak: M/M Paris
Şarkıların geleneksel albüm formatının yanı sıra, bir multimedya projesinde sunulduğu Biophilia, ilk “app albüm” olarak biliniyor. 10 şarkı için oluşturulan 10 iPad uygulamasını birbirine bağlayan, Scott Snibble’ın tasarladığı “ana uygulama” açıldığında, David Attenborough’nun sesi, kullanıcıya uygulamayla ilgili bilgi veriyor. Her uygulamanın içinde, şarkılar hem ses dosyası hem üzerine karaoke yapmayı mümkün kılan, vokalsiz bir versiyon hem de nota olarak bulunuyor. Stephen Malinowski’nin her şarkıya özel oluşturduğu animasyonlara ve şarkı sözlerine de uygulama içinden ulaşılabiliyor. Kullanıcılar, uygulamaların içine yerleştirilmiş küçük oyunlarla bazı şarkıları modifiye edebiliyor. Uygulamaların bütününde, albüm tasarımında olduğu gibi, doğa ve müzik arasında, uzay cisimleri ve enstrümanlar arasında paralellikler kurulmuş. Björk, kırmızı ve kabarık saçlarıyla kozmik bir müzik öğretmeni olarak, yaratılan bu evrenin merkezinde duruyor. Biophilia aynı zamanda MoMa’nın koleksiyonundaki ilk uygulama.
Biophilia’nın evreni, 1999’dan beri sanatçıyla çalışan M/M Paris ajansı tarafından tasarlanmış. Mathias Augustyniak ve Michael Amzalag ikilisi, Björk’ün birisiyle iş birliği yapabileceğini hissettiğinde, onu kendisi olması için rahat bıraktığını ve içindeki cevheri ortaya çıkardığını söylüyor. Ajans için bir müşteri değil, iş birliği yapılan bir sanatçı olan Björk, yaratıcı ekiple sürekli diyalog içinde olarak, sürecin her aşamasında yer alıyor. Augustyniak, Björk’le Biophilia için yarattıkları dünyanın, kendisi için bir açıdan korkutucu olduğunu itiraf ediyor; “Baş döndürücü… Bir kara delik gibi. Başka hiçbir müzisyenle bu kadar ileri gidemezdik. Yaratıcılık açısından o kadar zorlu ki her defasında ‘Nasıl bu kadar cesur bir iş üretebilirim?’ diye soruyorsunuz. Sanat dünyasının gücü, var olmadığını düşündüğünüz yeni bir dünya hayal edebilmekten geliyor. Ama sonunda o dünya, gerçek dünyayı etkiliyor.” M/M Paris’in hayal ettiği dünya, gerçek dünyayı etkiledi ve ikili, Biophilia ile En İyi Albüm Tasarımı dalında Grammy kazandı.

Kaynak: Hypebeast
İlk iPad’in piyasaya çıkışından sadece bir yıl sonra, albümünü iPad uygulaması olarak yayımlayacak kadar cesur olan Björk, Biophilia’nın sınırlı sayıda üretilen koleksiyon setleriyle de heyecan yaratıyordu. Belirli bir süre, sipariş üzerine üretilen Biophilia Ultimate Art Edition’ın ahşap kutusunun içinde albümün kendisi, bir bonus CD, 48 sayfalık bir Biophilia kitabı ve her biri albümdeki farklı bir şarkının tonuna ayarlanmış, renkli diyapozonlar bulunuyordu.
Björk, Biophilia’yı takip eden Vulnicura ve Utopia albümlerinde, yeni sesleri olduğu kadar tasarım temelli yeni ifadeleri de benimsemeye devam etti. Teknolojinin sunduğu tüm olanaklardan, müziğinin farklı biçimlerde deneyimlenmesi için faydalandı. Konserlerinde Tesla bobinlerini enstrüman olarak kullanan bir sanatçıdan da bu beklenirdi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Amacı kendinden büyük olanlar, düşlediği dünyayı yaratanlar, çeşitliliği kucaklayanlar, hayalle gerçek arasındaki gürültüyü bastırabilenler; bir kere daha: İyi ki varsınız.
19 Mar 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026




