Hayatın peşinden giden sesler: Joseph Shabason

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Uzun bir süre hafızamla ilgili şüphelerim oldu. Sevdiğim filmlerin, müziklerin, sözlerin aklımda kalması, hafızamda yer etmesiyle ilgili hep boşluklar oluştu. Zamanla anladım ki hayatıma dâhil edip hiç unutmadığım şeyler, ya duygusal bir bağlamla içselleşti ya da hikâyesel bir örgüyle bütünün parçaları oldu. Saksafoncu ve besteci Joseph Shabason’u daha yakından tanıdıkça ardı ardına karşınıza çıkan hikâyeler peşinden gidilecek cinsten. En azından benim için öyle oldu. Müziğiyle kalplere ve zihinlere girerek içe dönük deneyimler yaşatan Joseph Shabason’un Broken Hearted Kota şarkısıyla başladığım yolculuğa sizi de davet etmek istedim.
Varoluşsal sıkıntılar: Caz piyanisti bir babanın Afro-Küba müzik zevki eşliğinde büyüyen Joseph Shabason’un eline aldığı ilk enstrüman gitar oldu. Daha sonra hâlen devam eden Humber College Community Music programına katıldı ve 11 yaşında saksafon öğrenmeye başladı. Saksafon, 20’li yaşlarının başında enstrümanla varoluşsal sıkıntılar yaşayana kadar ve kendini tamamen caz müzikten uzaklaştırana kadar Shabason’un hayatında kaldı. "Asla isteyerek pratik yapmadım.” diyen Shabason, uzun bir süre faturalarını ödemek için çıktığı konserler dışında saksafonu eline dahi almadı. Ta ki 2010 yılında Destroyer grubuyla birlikte çalmaya başlayana kadar. Farklı müzik formlarını deneyimleyen Shabason, bu sayede enstrümanla olan ilişkisini de sorgulama fırsatı yakaladı.

Dokusal müzik: Saksafonundan ayrı kaldığı dönemde hayatına Yamaha DX7 ve Roland JX-3P synthsizer’larını ekleyen Joseph Shabason, zamanla kendini müzikle ifade etmeye başladı. Enstrüman çalma keskinliğini bir kenara bırakınca hayatındaki izlerin peşine düştü. Bu değişim ilk olarak davulcu Kieran Adams'la birlikte kurduğu DIANA isimli synth-pop projesini doğurdu. Ardından Terry Riley, Gigi Masin, Masabumi Kikuchi, Midori Takada, Jon Hassell gibi müzisyenlerin ona aşıladığı dokusal müzik sayesinde bireysel çalışmalara yöneldi.
İlk albüm: 20’li yaşlarının tamamını müzikal sorgulamalarla geçiren Joseph Shabason, ambient müzik ve minimalizm tutkusu sayesinde kendi yolunu açmayı başardı. Brian Eno’nun iyi müziğin göz ardı edilebileceği sözüyle önünü aydınlatan Shabason, bu sayede 2017 yılının en iddialı deneysel albümlerinden biri olan Aytche’yi kaydetti. Merkezine Nazi Almanyası’nın Yahudi Soykırımı’ndan kurtulmayı başaran büyükanne ve büyükbabasının yaşanmışlıklarını alan albüm, Shabason için geçirkenliğin ve dürüstlüğün sembolü oldu.
Bir hastalığın ardından: Aytche albümünün açtığı kapıdan geçtikten sonra Joseph Shabason için geri dönüş mümkün değildi. Nitekim öyle de oldu. Parkinson’a yakalanan annesiyle yaptığı dejeneratif hastalık deneyimlerine dayanan röportaj, Shabason’un bir sonraki albümüne ilham verdi. Yeni albümü Parkinson hakkında konuşmak için bir platform olarak kullanmak isteyen Shabason, annesiyle olan sohbetini müzikal olarak yorumlamayı, onu şarkıların çatlaklarına yerleştirmeyi denedi. Shabason, 2018 sonbaharında yayımlanan ve annesinin adı Anne'i taşıyan ikinci albümüyle dokusal müziğine eşsiz bir anlam daha yükledi.
Geçenlerde okuduğum bir kitaptan Douwe Draaisma’ya ait “Her insan içinde, hayat hikâyesinin sürekli yeniden gözden geçirilen bir ham taslağını taşır.” sözünü notlarıma ekledim. Görünen o ki Joseph Shabason, hayat hikâyesini yorumlamanın ve anlamlandırmanın bir yolunu buldu. Onun yaşanmışlıkları arasına kurulan empati köprülerinden geçmek, ben de bambaşka duygular uyandırdı. Umarım ucu size kadar dokunur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Biliyoruz siz de. Bu hafta tiyatroların güncel durumlarına bakıyor, tasarım bienali teması üzerine düşünüyor, sizi yeni yönetmenler ve yeni müzisyenlerle tanıştırıyoruz.
16 Eki 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sinemaya uyarlanan romanlarıyla bilinen İngiliz yazar Robert Harris'in 2015-2026 yılları arasında yazdığı Cicero Üçlemesi, "Imperium", "Lustrum" ve "Diktatör" adlı üç kitaptan oluşuyor. Tutkular, hırslar, entrika, kumpaslar ve cinayetler derken macera üçüncü kitapta Julius Caesar'a kadar uzanıyor.

Mindy Kaling’in yeni dizisi "Not Suitable for Work", New York’ta hayata tutunmaya çalışan beş arkadaş üzerinden 20’li yaşların dağınıklığına, arkadaşlığa ve en önemlisi iş ile aşk arasındaki bulanık sınırlara bakıyor.

Konser biletleri öyle pahalılaştı ki, çevrimiçi sıraya girmek artık mücadelenin sadece yarısı. Rekor seyirci ve gelirlerle zirve yapan konser ekonomisi, gençler için giderek erişilemez hâle geliyor. Peki gençlerin faydalanabileceği, bu sistemin dışına çıkan uygulamalar neler?

Babası Nahit Kabakcı Koleksiyonu’ndan devraldığı koleksiyonculuk mirasını bugün paylaşma, dayanışma, sergileme, kuşaklararası aktarım üzerinden yeniden düşünen Huma Kabakcı ile bir koleksiyonun kuşaklar boyunca geçirdiği dönüşümü, koleksiyonerliğin kamusal sorumluluğunu, Türkiye’den Orta Avrupa’ya uzanan diyalog alanlarını ve Lidice ile kurulan işbirliğini konuştuk.

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.



