Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Kısa bir mola

Sinemada zamanı yavaşlatma eyleminin illa ki “sıkıcı” olmak zorunda olmadığını, olabilecek en şiirsel yollardan biriyle anlatan "Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri", zamanın ivmelenerek hızlandığı günümüze kısa bir mola sanki.
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Kısa bir mola

20 Aralık - Odea - Duende
Odea ile birlikte

Odea Radyo yatırım ve müziği buluşturuyor Odea Radyo , yatırım dünyasından haberleri, müzik dünyasının sevilen parçalarıyla biraraya getiriyor. Odeabank’ın özgün konseptiyle yatırımla ilgili son gelişmeleri takip edip yatırım dünyasına dair ufkunuzu genişletirken kaliteli müziğin keyfini çıkarabilirsiniz. “Swift” denilince aklınıza ünlü pop şarkıcısından önce döviz geliyorsa Odea Radyo'ya aitsiniz. Uzman ekonomistler ve Odeabank’ın uzman bankacıları tarafından hazırlanan eğitici ve keyifli programlar, yatırım planlarınız için güvenli rotalar çizmenin ötesine geçiyor. Odea Radyo'nun yerli ve yabancı şarkılardan oluşan seçkisiyle günün karmaşasından uzaklaşıyorsunuz. Odea Radyo'yu Karnaval uygulamasıyla telefonunuz ve tabletinizden dinleyebilirsiniz. Yatırımda uzmanlara, müzikte hit’lere kulak verenlerin adresi Odea Radyo ile buradan tanışabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri
Yönetmen: Murat Fıratoğlu
Yapım yılı: 2024
Süre: 83 dakika

Murat Fıratoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, senenin sürpriz yapımlarından biri. Venedik, ardından da Adana ve Ankara Film Festivalleri’nden ödüllerle dönen film, farklı coğrafya ve yönetmen sinemalarından pek çok iz taşısa da kendine has absürt mizahı, zaman algısı ve görsel diliyle onlardan ayrılan, “keşif” niteliğinde bir yapım. 

Film üzerine konuşmaya belki filmin isminden başlamalı. Hemme, borçlarını ödeyebilmek için Siverek’te bir domates hasadında çalışan Eyüp’ün amiri. Film, kızgın güneşin altında çalışan Eyüp’ün Hemme’yle yaşadığı bir tartışmayla açılıyor. Filmin toplumsal gerçekçi bir üslupla çekilmiş olan ve konumları gereği farklı hiyerarşik pozisyonlara sahip iki karakter arasındaki çatışmayı ele alan bu ilk bölümü, seyirciye yapılan masum bir “blöf” aslında. Eyüp’ün büyük bir öfkeye kapılıp Hemme’yi öldürmek için yola çıktığı, Hemme’yi kafasında öldürdüğü, Hemme’nin öldüğü - günlerden birisi

Burada gerçek bir ölümden değil, daha ziyade zaman zaman tekrarlayan, tamamına eremeyen bir arzudan, haksızlığın ve adaletsizliğin yarattığı dinmeyen bir öfkeden bahsedildiğini çok geçmeden anlıyoruz. Mesele Hemme değil, mesele o sabah yaşanan kavga da değil. Daha ziyade bir ruh hali, uçsuz bucaksız bir domates tarlasının büyüleyici görüntüsüyle açılan filmin her yerine yayılmış olan kırmızıyla tanımlı bir duygunun filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Filmin ismi de tıpkı filmin ilk bölümü gibi bir blöf aslında. Bu film ne Hemme’yle ne de Hemme’nin ölümüyle ilgili çünkü. Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri daha ziyade bir ara-zaman filmi. Sinemanın çok sevdiği iki olayın (kavga/çatışma ve intikam/cinayet) arasında geçen zamanın, “film-zamanda” genellikle es geçilen ya da olabildiğince kısa tutulan bir vaktin filmi. Yönetmen daha çok yürüme eylemi üzerinden tanımladığı bu hâli bir tür “askıda kalma” biçimi, Paul Schader’den yaptığı alıntıyla bir “yaşamama biçimi” olarak tanımlıyor. 

Eyüp gerçekten de film boyunca yürüyor. Şehrin dışında bir domates tarlasında başlayan film, Eyüp’ün Hemme’ye ulaşmaya çalışması ve yolda yaşadığı, onu geciktiren (ve “motorunu soğutan”) karşılaşmalarla dolu. Eyüp’ün kırmızı bir motorsikleti var gerçekten de, ilk arızayı o çıkarıyor. Gitmek, ilerlemek istemiyor sanki. Bu filmde Eyüp dışında hiç kimse yerinden kıpırdamak, olağanın, gündelik zamanın, döngüsel ritmin dışına çıkmak istemiyor. Zaten filmin hem şiiri hem de mizahı bu tezattan çıkıyor. 

Eyüp’ün çok haklı öfkesi sessiz, ifadesiz bir yüz ve sert bir mizaçta vücut buluyor. Sadece kafasında yaşıyor sanki Eyüp, filmde neyi görmüyorsak o Eyüp’ün kafasında zaten yaşanıyor sanki. Hemme’yi öldürüyor kafasında, belki tekrar tekrar. Bazen vazgeçiyor. Filmin kendisi de Eyüp gibi. Bir yanıyla oldukça gerçekçi ve ham bir görsel dokuya sahip olan duran film, bir yanıyla ise oldukça biçimci. Hatta biraz daha ileri gidersek, “dışavurumcu.” 

Devasa domates tarlalarının kırmızısı, tekrar tekrar karşımıza çıkıyor filmde. Her kadrajda tesadüfen olmayacak kadar bariz bir şekilde yerleştirilmiş bir kırmızı nesne çıkıyor karşımıza. Bir motorsiklet, bir sandalye, bir çiçek, bir kola kutusu… Eyüp’ün içinde yaşadığı her neyse, filmdeki bu kırmızı “çatlaklardan” sızıyor adeta. Nasıl ki Eyüp öfkesiyle, ilerleme ve kadrajdan bir an önce çıkma isteğiyle, aceleciliğiyle ve sessizliğiyle etrafındaki herkesten ayrılıyor, kırmızı renk de aynı o şekilde göze çarpıyor bu karelerde. Etrafındaki herkes ve her şey, Eyüp’ün dışındaki gerçeklikle uyumlu, o dünyanın ayrılmaz bir parçası, bir olma hâli. Kadraja hareketi ve olayı getiren ise Eyüp. Ancak tam da film boyunca devam eden yürüme ve askıda kalma haliyle birlikte, Eyüp’ün de öfkesinin soğumasına, hareketinin azalmasına, yeniden kendi doğalına, oluşuna dönmesine tanık oluyoruz. Domates tarlasının tüm kadrajı kaplayan kırmızısı, gitgide filme yayılıyor, böylece öfke de, şiddetin ihtimali de yavaş yavaş azalıyor, diniyor. Film zamanı esneterek karakterini sakinleştiriyor, hatta onu kurtarıyor.  

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Klasik anlamıyla baktığımızda, Eyüp’ün karşısına çıkan tüm karakterler bir nevi “kahramanın” karşısına çıkan engeller olarak okunabilir. Gülleri ne kadar sevdiğinden ve rüyalarından bahseden amca da, Siverek’teki çılgın projelerinden bahseden müteahhit akraba da, namaza gidip kırtasiyeyi Eyüp’e bırakan arkadaşı da, karpuz taşıyan amca da, Heidi izlerken uyuyakalmış bakkal da sadece duruyor oldukları için engeller Eyüp’e. 

Burada durmak, rutinin ve gündeliğin içinde kalmak aslında. Ve Eyüp’ün durup onları dinlemek, onlara yardım etmek zorunda kalmasında gerçekten de çok komik bir taraf var. Birini öldürmeye giden bir karakterin, yaşlı bir adama karpuz taşımasında yardım etmek için durmasında, buradaki gündelik hayatın etiğine içkin iyilik/iyicillik hâliyle; “olağanüstü hâlin” yarattığı çatışma ve öfkenin getirdiği şiddet arasında, belki hem sinemanın hem de yaşamın da özü olan bir çelişki var. 

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Filmin bir diğer meziyeti ise yönetmenin de ilham kaynakları arasında yer alan Kiyarüstemi’den Vittorio De Sica’ya uzanan çizgide çeşitlenen zaman/film zamanı kullanımı. Filmde dikkat çeken tercihlerden bir tanesi, Eyüp’ün önünden gelenler ve arkasında bıraktıkları. Sahneler yer yer Eyüp kadraja girmeden açılıyor ve Eyüp kadrajdan çıktıktan sonra devam ediyor. Dünyasını ana karakterinin dışında ve çevresine doğru genişleten, kahramana odaklı olmayan, onu varoluşun nedeni olarak kurgulamayan bir dünya bu. 

Hayat o henüz ya da artık yokken de devam ediyor, zaman doğal ritminde akıyor. Film konusundan, karakterlerinden ya da anlatısından çok tam da zamana dair bu algısıyla ismini geçirdiğimiz yönetmenlere ve İtalyan Yeni Gerçekçi estetiğe yaklaşıyor. Bu ilişkiyi yönetmen Kogonada’nın yeni gerçekçilik üzerine video-denemesinden bir örnekle biraz daha açabiliriz. 

Kogonada, bir denemesinde Vittorio De Sica’nın Terminal Station (1953) isimli filminin iki versiyonunu yan yana koyar: Vittorio De Sica’nın versiyonu ve Hollywood’un en büyük yapımcılarından David O. Selznick’in Hollywood için kestiği versiyonu. De Sica’nın versiyonunda karakter kadrajdan çıktıktan sonra kamera bir süre daha arkada kalanları izlemeye devam eder, bir yerden bir yere giderken daha uzun süre yürür, zaman daha geniştir, karakteri merkezine almaz, çevreyi ve dış dünyayı önemser. Hollywood versiyonunda ise karakter kadrajdan çıkar çıkmaz sahne kesilir. Yürümek gibi “ara-zaman” eylemleri özellikle kısa kesilir. Her şey karaktere, eyleme ve amaca yöneliktir. 

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’ne döndüğümüzde, tıpkı De Sica’nın versiyonuna benzeyen bir zaman-mekan algısından bahsedebiliyoruz. Filmde aynı zamanda Eyüp karakterini canlandıran Fıratoğlu bu tercihini şöyle açıklıyor: 

Adam gitti ama sahne devam ediyor, seyirci bakmaya devam ediyor. Unutuyorsunuz aslında, o başka bir dünya, artık anlamını yitiriyor. Eyüp’ün dünyasından kopuyoruz aslında, orada bakıyoruz ki huşu içinde çocuklar oynuyor, sonra yeniden Eyüp’e geliyoruz.

Sinemada zamanı yavaşlatma eyleminin illa ki “sıkıcı” olmak zorunda olmadığını, olabilecek en keyifli ve şiirsel yollardan biriyle anlatan Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri, zamanın ivmelenerek hızlandığı günümüze kısa bir mola sanki.

Nerede izleyebilirsin? Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, 13 Aralık’ta gösterime girdi.

Benzer işler: 

  • Umberto D. (1952, Vittorio De Sica)
  • Where Is the Friend’s House? / Khane-ye doust kodjast? (1987, Abbas Kiyarüstemi)


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌟 2024’ün öne çıkanları: Türkiye sineması

2024 yılında festivallerde öne çıkan yerli filmler, 2024 gişe rakamları ve “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” ve yılın diğer iz bırakanları.

20 Ara 2024

Odea ile birlikte
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

YAZARLAR

Aslı Ildır

Sinema yazarı, film eleştirmeni ve akademisyen. Altyazı Sinema Dergisi'nin yardımcı editörlerinden biri olan Ildır, film çalışmaları ve yeni medya alanlarında akademik çalışmalar yürütmektedir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine