Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Kısa bir mola

Sinemada zamanı yavaşlatma eyleminin illa ki “sıkıcı” olmak zorunda olmadığını, olabilecek en şiirsel yollardan biriyle anlatan "Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri", zamanın ivmelenerek hızlandığı günümüze kısa bir mola sanki.
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Kısa bir mola

20 Aralık - Odea - Duende
Odea ile birlikte

Odea Radyo yatırım ve müziği buluşturuyor

Odea Radyo , yatırım dünyasından haberleri, müzik dünyasının sevilen parçalarıyla biraraya getiriyor. Odeabank’ın özgün konseptiyle yatırımla ilgili son gelişmeleri takip edip yatırım dünyasına dair ufkunuzu genişletirken kaliteli müziğin…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri
Yönetmen: Murat Fıratoğlu
Yapım yılı: 2024
Süre: 83 dakika

Murat Fıratoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, senenin sürpriz yapımlarından biri. Venedik, ardından da Adana ve Ankara Film Festivalleri’nden ödüllerle dönen film, farklı coğrafya ve yönetmen sinemalarından pek çok iz taşısa da kendine has absürt mizahı, zaman algısı ve görsel diliyle onlardan ayrılan, “keşif” niteliğinde bir yapım. 

Film üzerine konuşmaya belki filmin isminden başlamalı. Hemme, borçlarını ödeyebilmek için Siverek’te bir domates hasadında çalışan Eyüp’ün amiri. Film, kızgın güneşin altında çalışan Eyüp’ün Hemme’yle yaşadığı bir tartışmayla açılıyor. Filmin toplumsal gerçekçi bir üslupla çekilmiş olan ve konumları gereği farklı hiyerarşik pozisyonlara sahip iki karakter arasındaki çatışmayı ele alan bu ilk bölümü, seyirciye yapılan masum bir “blöf” aslında. Eyüp’ün büyük bir öfkeye kapılıp Hemme’yi öldürmek için yola çıktığı, Hemme’yi kafasında öldürdüğü, Hemme’nin öldüğü - günlerden birisi. 

Burada gerçek bir ölümden değil, daha ziyade zaman zaman tekrarlayan, tamamına eremeyen bir arzudan, haksızlığın ve adaletsizliğin yarattığı dinmeyen bir öfkeden bahsedildiğini çok geçmeden anlıyoruz. Mesele Hemme değil, mesele o sabah yaşanan kavga da değil. Daha ziyade bir ruh hali, uçsuz bucaksız bir domates tarlasının büyüleyici görüntüsüyle açılan filmin her yerine yayılmış olan kırmızıyla tanımlı bir duygunun filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri. 

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Filmin ismi de tıpkı filmin ilk bölümü gibi bir blöf aslında. Bu film ne Hemme’yle ne de Hemme’nin ölümüyle ilgili çünkü. Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri daha ziyade bir ara-zaman filmi. Sinemanın çok sevdiği iki olayın (kavga/çatışma ve intikam/cinayet) arasında geçen zamanın, “film-zamanda” genellikle es geçilen ya da olabildiğince kısa tutulan bir vaktin filmi. Yönetmen daha çok yürüme eylemi üzerinden tanımladığı bu hâli bir tür “askıda kalma” biçimi, Paul Schader’den yaptığı alıntıyla bir “yaşamama biçimi” olarak tanımlıyor. 

Eyüp gerçekten de film boyunca yürüyor. Şehrin dışında bir domates tarlasında başlayan film, Eyüp’ün Hemme’ye ulaşmaya çalışması ve yolda yaşadığı, onu geciktiren (ve “motorunu soğutan”) karşılaşmalarla dolu. Eyüp’ün kırmızı bir motorsikleti var gerçekten de, ilk arızayı o çıkarıyor. Gitmek, ilerlemek istemiyor sanki. Bu filmde Eyüp dışında hiç kimse yerinden kıpırdamak, olağanın, gündelik zamanın, döngüsel ritmin dışına çıkmak istemiyor. Zaten filmin hem şiiri hem de mizahı bu tezattan çıkıyor. 

Eyüp’ün çok haklı öfkesi sessiz, ifadesiz bir yüz ve sert bir mizaçta vücut buluyor. Sadece kafasında yaşıyor sanki Eyüp, filmde neyi görmüyorsak o Eyüp’ün kafasında zaten yaşanıyor sanki. Hemme’yi öldürüyor kafasında, belki tekrar tekrar. Bazen vazgeçiyor. Filmin kendisi de Eyüp gibi. Bir yanıyla oldukça gerçekçi ve ham bir görsel dokuya sahip olan duran film, bir yanıyla ise oldukça biçimci. Hatta biraz daha ileri gidersek, “dışavurumcu.” 

Devasa domates tarlalarının kırmızısı, tekrar tekrar karşımıza çıkıyor filmde. Her kadrajda tesadüfen olmayacak kadar bariz bir şekilde yerleştirilmiş bir kırmızı nesne çıkıyor karşımıza. Bir motorsiklet, bir sandalye, bir çiçek, bir kola kutusu… Eyüp’ün içinde yaşadığı her neyse, filmdeki bu kırmızı “çatlaklardan” sızıyor adeta. Nasıl ki Eyüp öfkesiyle, ilerleme ve kadrajdan bir an önce çıkma isteğiyle, aceleciliğiyle ve sessizliğiyle etrafındaki herkesten ayrılıyor, kırmızı renk de aynı o şekilde göze çarpıyor bu karelerde. Etrafındaki herkes ve her şey, Eyüp’ün dışındaki gerçeklikle uyumlu, o dünyanın ayrılmaz bir parçası, bir olma hâli. Kadraja hareketi ve olayı getiren ise Eyüp. Ancak tam da film boyunca devam eden yürüme ve askıda kalma haliyle birlikte, Eyüp’ün de öfkesinin soğumasına, hareketinin azalmasına, yeniden kendi doğalına, oluşuna dönmesine tanık oluyoruz. Domates tarlasının tüm kadrajı kaplayan kırmızısı, gitgide filme yayılıyor, böylece öfke de, şiddetin ihtimali de yavaş yavaş azalıyor, diniyor. Film zamanı esneterek karakterini sakinleştiriyor, hatta onu kurtarıyor.  

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Klasik anlamıyla baktığımızda, Eyüp’ün karşısına çıkan tüm karakterler bir nevi “kahramanın” karşısına çıkan engeller olarak okunabilir. Gülleri ne kadar sevdiğinden ve rüyalarından bahseden amca da, Siverek’teki çılgın projelerinden bahseden müteahhit akraba da, namaza gidip kırtasiyeyi Eyüp’e bırakan arkadaşı da, karpuz taşıyan amca da, Heidi izlerken uyuyakalmış bakkal da sadece duruyor oldukları için engeller Eyüp’e. 

Burada durmak, rutinin ve gündeliğin içinde kalmak aslında. Ve Eyüp’ün durup onları dinlemek, onlara yardım etmek zorunda kalmasında gerçekten de çok komik bir taraf var. Birini öldürmeye giden bir karakterin, yaşlı bir adama karpuz taşımasında yardım etmek için durmasında, buradaki gündelik hayatın etiğine içkin iyilik/iyicillik hâliyle; “olağanüstü hâlin” yarattığı çatışma ve öfkenin getirdiği şiddet arasında, belki hem sinemanın hem de yaşamın da özü olan bir çelişki var. 

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

Filmin bir diğer meziyeti ise yönetmenin de ilham kaynakları arasında yer alan Kiyarüstemi’den Vittorio De Sica’ya uzanan çizgide çeşitlenen zaman/film zamanı kullanımı. Filmde dikkat çeken tercihlerden bir tanesi, Eyüp’ün önünden gelenler ve arkasında bıraktıkları. Sahneler yer yer Eyüp kadraja girmeden açılıyor ve Eyüp kadrajdan çıktıktan sonra devam ediyor. Dünyasını ana karakterinin dışında ve çevresine doğru genişleten, kahramana odaklı olmayan, onu varoluşun nedeni olarak kurgulamayan bir dünya bu. 

Hayat o henüz ya da artık yokken de devam ediyor, zaman doğal ritminde akıyor. Film konusundan, karakterlerinden ya da anlatısından çok tam da zamana dair bu algısıyla ismini geçirdiğimiz yönetmenlere ve İtalyan Yeni Gerçekçi estetiğe yaklaşıyor. Bu ilişkiyi yönetmen Kogonada’nın yeni gerçekçilik üzerine video-denemesinden bir örnekle biraz daha açabiliriz. 

Kogonada, bir denemesinde Vittorio De Sica’nın Terminal Station (1953) isimli filminin iki versiyonunu yan yana koyar: Vittorio De Sica’nın versiyonu ve Hollywood’un en büyük yapımcılarından David O. Selznick’in Hollywood için kestiği versiyonu. De Sica’nın versiyonunda karakter kadrajdan çıktıktan sonra kamera bir süre daha arkada kalanları izlemeye devam eder, bir yerden bir yere giderken daha uzun süre yürür, zaman daha geniştir, karakteri merkezine almaz, çevreyi ve dış dünyayı önemser. Hollywood versiyonunda ise karakter kadrajdan çıkar çıkmaz sahne kesilir. Yürümek gibi “ara-zaman” eylemleri özellikle kısa kesilir. Her şey karaktere, eyleme ve amaca yöneliktir. 

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’ne döndüğümüzde, tıpkı De Sica’nın versiyonuna benzeyen bir zaman-mekan algısından bahsedebiliyoruz. Filmde aynı zamanda Eyüp karakterini canlandıran Fıratoğlu bu tercihini şöyle açıklıyor: 

“Adam gitti ama sahne devam ediyor, seyirci bakmaya devam ediyor. Unutuyorsunuz aslında, o başka bir dünya, artık anlamını yitiriyor. Eyüp’ün dünyasından kopuyoruz aslında, orada bakıyoruz ki huşu içinde çocuklar oynuyor, sonra yeniden Eyüp’e geliyoruz.”

Sinemada zamanı yavaşlatma eyleminin illa ki “sıkıcı” olmak zorunda olmadığını, olabilecek en keyifli ve şiirsel yollardan biriyle anlatan Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri, zamanın ivmelenerek hızlandığı günümüze kısa bir mola sanki.

Nerede izleyebilirsin? Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, 13 Aralık’ta gösterime girdi.

Benzer işler: 

  • Umberto D. (1952, Vittorio De Sica)
  • Where Is the Friend’s House? / Khane-ye doust kodjast? (1987, Abbas Kiyarüstemi)


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🌟 2024’ün öne çıkanları: Türkiye sineması

2024 yılında festivallerde öne çıkan yerli filmler, 2024 gişe rakamları ve “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” ve yılın diğer iz bırakanları.

20 Ara 2024

Odea ile birlikte
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Bir Film

YAZARLAR

Aslı Ildır

Sinema yazarı, film eleştirmeni ve akademisyen. Altyazı Sinema Dergisi'nin yardımcı editörlerinden biri olan Ildır, film çalışmaları ve yeni medya alanlarında akademik çalışmalar yürütmektedir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar