Tarifini aldım beş tane, mutfakta yaptım bin tane

Fransız mutfağının beş ana sosu, kökenleri ve akrabaları
Tarifini aldım beş tane, mutfakta yaptım bin tane

Saf - 21 Nisan
Saf ile birlikte

Kolajen üretimine bitkisel destek: Saf Vegan Collagen Booster’lar Ciltte, kemiklerde, eklemlerde ve kaslarda bol miktarda bulunan kolajenler; bağ dokusunu güçlendirmek ve vücut bütünlüğünü korumak görevlerini üstleniyor. Daha güçlü ve elastik bir cildin sırrı da 20’li yaşlardan sonra her yıl bir miktar kaybedilen kolajenleri korumaktan ve çoğaltmaktan geçiyor. Bu amaçla üretilen hayvansal kolajen takviyeleri ilk çözüm gibi görünse de aslında bazı araştırmalarda, çiftlik hayvanlarından üretilen kolajenlerin çoğunda antibiyotik, ilaç ve kimyasalların varlığına rastlanıyor. Vegan bir yaşam tarzını seçenler için de tercih edilebilir olmayan hayvansal kolajen takviyelerinin mide ya da ince bağırsakta emilimlerinin de zayıf olduğu görülüyor. Diğer yandan hayvansal kolajen takviyeleri vücudun doğal kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmuyor. Peki vücudun kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmanın hem etkili hem de vegan bir yolu var mı? Bitkisel, organik ve besin değeri yüksek gıdalar ve atıştırmalıklar üreten Saf; çözümün bitkilerde olduğuna dikkat çekiyor ve Vegan Collagen Booster'ları öneriyor. Vegan Collagen Booster’lar nasıl çalışır? Hayvansal kolajen takviyelerinden çok farklı bir şekilde çalışan vegan collagen booster'lar, yani vegan kolajen peptit oluşturucuları; kolajenden yapılmıyor. Adından da anlaşılacağı üzere bu bitki bazlı kolajen takviyeleri, vücudun kendi kolajeninin oluşturma süreçlerini destekliyor. Vücudun kolajen üretimi için C vitamini ve çinko ve bakır minerallerine ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünde kolajen artırıcı bileşiklerin en iyi kaynaklarının bitkilerde bulunabildiği anlaşılabiliyor. Buradan hareketle; vücudun doğal kolajen üretim süreçlerini desteklemek için, yaşlanma karşıtı olduğu bilinen flavonoid ve fenolik asitlerin yanı sıra antioksidan, protein, demir, kalsiyum, magnezyum ve vitamin zengini Bitkisel Toz Gıdalar'ı ve çok sayıda bitkisel ürünü içeren bitkisel kolajen oluşturucu Glow Mix'i keşfetmenizi öneriyoruz. Saf: Doğanın öz lezzetlerini güvenilir bir tedarik sistemi ve adil üretim yollarıyla organik, glutensiz, vegan, katkı maddesi ve ilave şeker içermeyen gıdalara ve takviyelere dönüştüren Saf; ham maddelerini başta Çin, Hindistan, Brezilya ve Peru olmak üzere pek çok ülkedeki yerel çiftçilerden temin ediyor. En az malzemeyle, besin değeri ve fonksiyonu yüksek, organik gıdalar ve takviyeler üreten Saf'ta yemeklere ve smoothie'lere karıştırılabilecek bitkisel toz gıdalar; koruyucu, renklendirici gibi kimyasallar içermeyen granola, kraker ve çikolata gibi sağlıklı atıştırmalıklar; ilave şeker ve kimyasal içermeyen tamamen bitkisel protein ve superfood karışımları bulunuyor. Glutensiz ya da ketojenik bir diyet tercih edenler için özel seçeneklerin de yer aldığı Saf, doğanın öz lezzetlerini temiz beslenmek ve bitkilerin sunduğu zenginlikten yararlanmak isteyenlere adil biçimde ulaştırıyor. Her gün saat 16.00'ya kadar verilen siparişlerde aynı gün, 100 lira ve üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo; yeni üyelere ilk alışverişlerinde %10 indirim avantajlarından faydalanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Restoranların kasımdan beri kapalı olduğu bir gerçeklikten bildiriyor ve ne kadar daha süreceği belli olmayan bu süreçte Lipp’de tabakta kalmış boynu bükük ama bir yandan kendinden emin taze karabiberli sosu patatesle sıyırmak için kendi (hayalî) geri sayımımı başlatıyorum. Hazır geri sayımı başlatmışken; eşlik ettiği yemeğin tadını öne çıkaran yardımcı, bazen de spot ışığı çalan yıldız oyuncu sosların çıkış noktası; Fransız mutfağının beş ana sosundan bahsetmek istiyorum.

Hemen hemen her sosun başlangıç noktası kabul edilen ana soslar adını Fransızcada anne anlamına gelen “mère” kelimesinden almıştır. Sosların bazen atası bazen anası olan toplamda beş sos vardır: Béchamel (beşamel), velouté (beyaz sos), espagnole (kahverengi sos), tomato (kırmızı sos), hollandaise (sarı sos). Yani anlayacağınız bugün bildiğimiz sosların çoğunun temelinde bu beş sostan biri bulunuyor. Bu yönden ana soslara baharat, çeşitli otlar, şarap ve benzeri eklemeler yapılarak türetilen soslar bu beş ana sosun bir nevi akrabalardır. 

Önce sosları tanıyalım: Beyaz meyane ve süt temelli bir sos olan béchamel en çok lazanya, croque monsieur gibi hamur işlerinde ve beyaz etlerde kullanılır. Mornay, nantua, soubise ve bohemienne béchamel’in türevlerindendir. Béchamel’e benzetilen velouté’nin yapımında süt yerine tavuk suyu kullanılır. Kendisi genellikle beyaz et ve deniz mahsullerinin yanına yakıştırılır. Suprême, albufera, allemande ve normande sosları velouté’nin türevlerine örnektir. Espagnole ise diğer ana soslardan çok daha güçlü bir tada sahiptir. Bu nedenle başka bir sos veya et suyuyla seyretilmeden servis edildiği nadir görülür. Espagnole et yemekleri için birebirdir. Sosun türevleri arasında Bordelaise, bourguignonne, poivrade, madeira, chasseur sosları bulunur. Tomato adından da anlaşılacağı üzere domates temelli bir sostur. Sos genellikle makarnada, kümes hayvanları ve kırmızı etle yapılan başlangıç yemeklerinde kullanılır. Bolonez, portuguese ve creole sosları tomato’nun en bilindik evlatlarıdır. Hollandaise ise yağ temelli bir sostur. Sosun en yaygın kullanım yeri; yeni nesil kahvaltıcıların demir başı benedict usulü yumurtalar ve kuşkonmaz gibi sebzelerdir. Béarnaise, maltaise, mousseline ve girondine sosları hollandaise’den türemiştir. 

Peki nereden çıktı tüm bu soslar ve sınıflandırmalar? Klasik Fransız mutfağının kurucusu olarak görülen Marie-Antoine Carême 19. yüzyıl başlarında Fransız mutfağındaki sosları dört temel sos grubuna ayıran ilk kişidir. Carême, 19. Yüzyılda Fransız Mutfağının Sanatı adlı kitabında sosların mutfaktaki kullanımını daha iyi kılmak amacıyla sosları rengine, kıvamına ve sıcaklığına göre sınıflandırmıştır. Bu dönemde velouté, béchamel, allemande ve espagnole olmak üzere dört ana sos karşımıza çıkar. Carême’in mutfağı özellikle bu dört ana sostan türettiği 100’e yakın sos çeşidiyle tanınır. Carême’in ardından yaklaşık 100 yıl sonra şef Auguste Escoffier sınıflandırmada bir dizi değişiklik yapar ve ana beşli tamamlanır. Escoffier, allemande sosun aslında velouté’nin bir çeşidi olduğunu ve bu yüzden ana sos olarak kabul edilemeyeceğini savunur. Escoffier, Carême’in önerdiği sınıflandırmayı 20. yüzyılın; çalışma yöntemlerine, ürün ve kullanımlarına adapte etmek için allemande’ı ana sos klasmanından çıkarıp domates ve hollandaise’i dâhil eder. Böylece günümüz yapı taşlarına bildiğimiz son hâlini verir. Bu da bizi “Değişimin kaçınılmazlığı ana soslarda tekrardan bir sınıflandırmaya neden olabilir mi?” sorusuyla  yine baş başa bırakır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🥢 Ustaların teknikleri

Japonya'nın sushiya'ları, Fransız gastronomi hükümdarları ve laboratuvardan hâllice mutfakların ortak noktası: Tekniğe verilen önem.

21 Nis 2021

Saf ile birlikte
İllüstrasyon: Yasemin Güney Erten

YAZARLAR

Adasu Mireli

Food writer @ Aposto

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli