Hipodrom’dan Atmeydanı’na (II)

Hipodrom gibi kamusal alanlar İstanbul’un yaşadığı dönüşümün temsilini layıkıyla yapabilecek nadir hikâyeleri kapsıyor. O sebeple, geçen hafta başladığımız hikâyeye devam edelim.
Hipodrom’dan Atmeydanı’na (II)

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Hipodrom gibi kamusal alanlar İstanbul’un yaşadığı dönüşümün temsilini layıkıyla yapabilecek nadir hikâyeleri kapsıyor. O sebeple, geçen hafta şehir sakinleri için duyguların gösterim alanı olan Hipodrom’un doğuşundan bahsetmiştik, şimdi kısaca İstanbul’un farklı kitleleri ağırlamasıyla nelerin değiştiğine bakalım. 

🎠 Atıl hâle gelen bir alan: Öncelikle, 15. yüzyılın başlarında şehrin liman kenarlarında yöneldiği not ediliyor. Bu da aslında şehrin dillere düşen yaşam tarzının değişen koşullarını gösteren bir ayrıntı. Bunun, meydan gibi güç gösterilerinin ve şenliklerin yapıldığı alanlara da yansıması hızlı oluyor, dillere dolanan eski ışıltısını kaybeden şehrin Hipodrom’u da donuklaşan bir simge. Fatih Sultan Mehmet’in ağaç ve otların bürüdüğü alanı görünce üzüldüğü ve hemen eski hâline getirilmesi için emir verdiği söyleniyor. Fakat tarihte Büyük Saray ve Hipodrom için bir onarım söz konusu değil. Şehrin hâkim kesiminin değişmesiyle alanın adı da Atmeydanı’na dönüşüyor. Sonuçta, dönüşüm dilden başlamalı… Sonrasında da yeni mahalleler kuruluyor. Gerçekten atların satıldığı ve talimlerin yapıldığı bir alana dönüşürken eskisi gibi kalabalıklar ağırlanıyor. 

Evliya Çelebi’nin notlarında ve Hünername’de meydandaki Burmalı Sütun’un üç başından birinin şeşber oynarken Fatih Sultan Mehmet (veya bir yeniçeri) tarafından kırıldığı yazıyor. Kırılması üzerine şehri, 40 günlüğüne haşereler basıyor. Çünkü o zamanda bu anıtların şehri koruduğu düşünülüyor ki yaşayanlar da bu sebeple anıtlara dokunmuyor. 

🐴 Şen günlere dönüş: 10 Eylül 1509’da meydana gelen İstanbul merkezli deprem, şehrin yıkılmasını sebep oluyor. Tarihe de Küçük Kıyamet (Kıyamet-i Suğra) olarak geçen yıkımın şehrin üzerindeki yaralarının sarılmasının zaman alması sebebiyle II. Beyazıd zamanı daha sakin geçiyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın döneminde ise alandaki kimi anıtların yeni yapıların inşaatında ve hamam döşemelerinde kullanıldığı belirtiliyor. Fakat alan atıl duruma gelmiyor, asla… Hatta bu dönemde Sadrazam İbrahim Paşa ile Hatice Sultan’ın düğünüyle başlayan kutlamalar, 1648’deki Sultan İbrahim’in kızı Atike Sultan ile Kenan Paşa’nın düğününe kadar devam ediyor. Bir gelenek misali kutlamalar için tercih edilen bir alan görevi görüyor. 

Fakat İbrahim Paşa’nın sadrazam olduğu dönem bir açıdan daha dikkat çekici: 1521’de başarılı “kariyeri” sebebiyle Atmeydanı’nda bir hane talep eden paşanın isteği üzerine kendisine günümüzde Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılan yapı tahsis ediliyor. Bu jest, meydandaki kutlamalarda paşanın ev sahipliği yapmasına sebep oluyor. Nitekim, 1526’da kaldırılan anıtlara istinaden nispet yaparcasına Budin Seferi’nden Herkül, Apollon ve Diana heykellerini diktiriyor. Tepki çeken ganimetleri, dönemin şairlerinden Figâni “İki İbrahim geldi cihana / biri put kıran, biri put diken” sözleriyle eleştiriyor. Atmeydanı kutlamaların yanı sıra saraylarıyla da iz bırakan bir meydan olabilirdi; fakat birçoğunun yıkılıp Sultanahmet Camii’nin inşasında kullanıldığını söyleyelim. 

hipodrom
1533’te gravür sanatçısı Pieter Coeck van Aelst çiziminde Atmeydanı’ndaki kimi anıtların yıkık ve sarmaşıklarla kaplı olduğu gözüküyor. 

⏳ 20. yüzyıla doğru: Lale Devri padişahı III. Ahmed’in girişimiyle eğlence mekânları da Haliç etrafına toplanıyor. Şehrin mimari anlayışının da değiştiği bir dönem bu. Yeni yapılan yollar bahçelerle birleştiriliyor. Boğaz ve çevresine yerleşiyor saray erkanı. 18. yüzyılın sonunda padişahların da Topkapı Sarayı’ndan Sadabat Kasrı, Beylerbeyi ve Dolmabahçe Sarayı’na taşınmasıyla Atmeydanı kendiliğinden ışıltısını kaybediyor. Hatta cirit ve cündi oyunları gibi etkinlikler de burada gerçekleşmiyor. Cündi, at üzerindeki akrobatik hareketli performans. 

19. yüzyılda ise Atmeydanı bir açık hava müzesine dönüşüyor. Çünkü, 1855’te arkeolog Charles Thomas Newton’ın çalışmalarıyla temeli kazınan Burmalı Sütun ve Dikilitaş’ın altından kabartmalar çıkıyor. 1863’teki Sergi-i Umumi, Batı ülkelerinin etkisini kanıtlar nitelikte. Şehrin tasarımı da değişiyor dedik. O, elbette devam ediyor ve gözün çevrildiği yer Avrupa şehirleri. Paris’te yaptıklarıyla nam salan mimar Joseph Antoine Bouvard’dan bir tasarım yapması isteniyor. Paris’i bırakamayacağını belirten mimar ise İstanbul’un fotoğraflarının çekilerek kendisine iletilmesini istiyor. Bir alanı görmeden sürdürülebilir bir tasarım yapmak zor. Nitekim gelen fikirler de bunu kanıtlıyor

Atmeydanı’ndan Sultanahmet’e: Meydanın adı 1912’de belediye başkanı olan Cemil Topuzlu’nun döneminde alınan bir kararla Sultanahmet oluyor. Ad değişikliği, yine yenilenmesi istenen bir toplumsal belleğe işaret ediyor. Gerekçe, önceki dönemde yaşanan ayaklanmalar… 20. yüzyılda meydana gelen İstanbul yangınları da daha önce bahsettiğimiz depremin ardından inşa edilen ahşap yapıların yok olmasıyla sonuçlanıyor. İstanbul mitinglerini de unutmamak gerekir. 1919’da İzmir’in işgalini protesto eden halkın buluşma alanında binlerce kişi ağırlanıyor. Peki, biz Atmeydanı adını bir daha hiç duymuyor muyuz? Aslında, 1994’teki büyükşehir belediye başkanlığından itibaren duyuyoruz. Hatırlarsanız, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasına sahip çıkılmasıyla meydana Atmeydanı yazan tabelalar konuyor. Her sene Ramazan ayında yapılan kutlamalar da eskiyi anımsatıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

⛴️ İstanbul'u İstanbul yapanlar

Ara Güler, Kalender Vapuru, Matrakçı Nasuh, Sultanahmet ve hava kirliliği (?)

08 Kas 2020

⛴️ İstanbul'u İstanbul yapanlar

YAZARLAR

Ege Dikencik

1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor