Hukuk, ahlak ve arada kalmışlığın buluştuğu bir sinema: Selman Nacar


Bahara merhaba: Garanti BBVA Konserleri Bizi birbirimizden ayıran koşullar nedeniyle bir süredir özlem duymak zorunda kaldığımız Garanti BBVA Konserleri şimdi yeniden başlıyor. Seni de aramızda görmekten mutluluk duyacağımız bahara merhaba diyen konserler arasında bakalım neler var. Büyük Ev Ablukada, 19 Mart: Güneş yerinde mi her şey yolunda mı kontrol etmek üzere sahne performansıyla bizi her seferinde kendisine hayran bırakan Büyük Ev Ablukada konserinde buluşuyoruz. Adres: Beşiktaş’ın en güzel yerinde , evin gibi hissettiğin IF Performance Hall Beşiktaş . Yüzyüzeyken Konuşuruz, 23 Mart: İçimiz hafiften ısınmaya başladığına göre bahara merhaba diyecek ikinci isim Yüzyüzeyken Konuşuruz. Üzerinden geçti biraz ama kulaklıklarımızda son teklileri Sen Varsın Diye ve Son Seslenişim ’i duymaktan hâlâ çok keyif alıyoruz; o zaman sıra şimdi IF Performance Hall Beşiktaş’ta canlı dinlemekte. Kid Francescoli, 7 Nisan: Konserlerin son durağı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde Kid Francescoli’yle olacak. Memleketi Marsilya’nın bizi bahara merhaba demekle yetindirtmeyecek, yazı şimdiden kucaklamamıza sebep olacak esintilerini elektropop tarzındaki şarkılarda bizlerle buluşturan Kid Francescoli sonunda İstanbul’da. Güzel bir haber: Eğer Garanti BBVA kredi kartı sahibiysen saydığımız tüm konserlerin biletine %20 indirim fırsatıyla ulaşabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Selman’ı keşfetmek. Sinema bulunmayan, Uşak'taki Banaz'da, kiraladığı VCD ve DVD'lerden başlamış Selman film izlemeye; yerli yapımlar daha çok ilgisini çekmiş. Sinemayla olan asıl bağı, "film yapmak istiyorum" dediği noktaya ise hukuk fakültesinde okumak için geldiği ve hayatına ilk kez bir film seti gördüğü, bir yandan sinema eğitimi alırken Truffaut'nun 400 Darbe'sini izlediği İstanbul'da gelmiş. "Benim için okul gibiydi." dediği ilk kısa filminin ardından kurduğu prodüksiyon şirketinin adını da "Kuyu" koymuş. Annesi dalga geçiyormuş hatta: "Kuyudan çıkarıyorsun filmlerini!"

Emre ve Selman, Pera'dan Galata'ya doğru yürürken
İki şafak arasında. Kendi filmlerini izlemeden önce, Burak Çevik'in Tuzdan Kaide ve Aidiyet filmlerinin yapımcısı olarak tanıdığım Selman'ın ilk uzun metrajlı filmi İki Şafak Arasında'da bu kez Burak yapımcı rolünü üstleniyor: "Film yapma süreci zorlu bir süreç ve bu zorlu süreçte, bu yolculukta birbirimizin yükünü hafifletmeye çalışıyoruz diyebiliriz. Bu anlamda bir yönetmen-yapımcı değil de bir yoldaşlık, arkadaşlık ilişkisi var aramızda." Apayrı sinema türlerine ilgili olduklarını, fakat birbirinden beslendiklerini, artık ikisini de tanıdığım için daha iyi anlıyorum. Selman hikâye gereği arada kalmış bir şehirde çekmek isteyip de Uşak'a geri döndüğü İki Şafak Arasında için "ekstra hiçbir şey söyleme ihtiyacı olmadan, gerçekliği tüm çıplaklığıyla gözleyip aktararak aslında seyriciyi de buna tanık yapmak isteyen" bir film diyor. Film için çok fazla karakter yazdığını ancak oyuncu seçimi sürecinde fark ettiğini söylüyor ama ekliyor: "Bir filmin ana karakterine zaten çalışırsınız. Zaten bir filmin omurgası, hikâyesi ana karakter üzerinedir ama asıl önemli olan yan karakterlerdir bence, çünkü onlar taşır o filmi." O yan karakterlerden en çok avukat ve lokumcuyu eğlenerek yazdığını söylüyor — ben de en çok onları izlerken eğlendiğimi.

Selman çekimleri başlamak üzere olan yeni filminden söz ederken
Selman’la keşfetmek. Başarılı filmlerin, kendi bulunduğu coğrafyadan güç alan filmler olduğunu söylüyor Selman. Bu nedenle Türkiye sineması, filminden konuşurken lafın daima bir şekilde geldiği İran sineması ile Romanya sineması ve birlikte konuşmayı seçtiğimiz Gürcistan sineması her ne kadar benzer temaları, ahlaki ikilemleri, toplumsal baskıları ve vicdan mukayeselerini işlese de, hepsinin birbirinden farklılaştığından konuşuyoruz. Nana Ekvtmishvili ve Simon Groß'un filmi My Happy Family'si üzerinden coğrafyamızda kadının maruz kaldığı baskılara, bu filmin nasıl da 50'li yaşlarında bir kadının büyüme hikâyesi olduğuna, Gürcistan sinemasına müziğin nasıl güç kattığına değiniyoruz.
Diyor ki...
“Hukuki bir problemle karşılaştığınız zaman aslında bir bulmaca çözer gibi hareket ediyorsunuz. Bir problem var, kanun maddeleri var ve siz yorumluyorsunuz, sorular soruyorsunuz. Aslında ben bir senaryoya da böyle, Sokratik bir yöntemle, kendime sorular sorarak yaklaşıyor, meseleyi açmaya çalışıyorum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İki Şafak Arasında'yla aşina olduğumuz Selman Nacar'ın peşinde Galata sokaklarındayız.
16 Mar 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.




