TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ VE DOĞA KAYIPLARI


Zorlu Holding: #EsitBiHayat için #ŞiddeteKarşıYalnızDeğilsiniz Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) araştırmasına göre her 10 kadından 4'ü hayatları boyunca en az 1 kez şiddetin bir türüne maruz kalıyor. Şiddetin her türünün Türkiye’de önemli bir sorun teşkil ettiğinin bilincinde olan Zorlu Holding , Eşit Bi’Hayat yaklaşımıyla her tür şiddetten arınmış, daha eşit, adil ve iyi bir gelecek için çalışıyor. Eşit Bi'Hayat adını verdiği toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımına paralel, şiddete maruz kalan kişilerin kendilerini güvenle ifade edebilecekleri, yardım isteyebilecekleri bir kurum kültürü oluşturmayı ve iş ortamını güçlendirmeyi hedefleyen Zorlu Holding; geçtiğimiz yıl, şiddet konusunda farkındalığı artırmak ve şiddetin herhangi bir türüne maruz kalan çalışma arkadaşlarına yol gösterebilmek üzere Ev İçi Şiddeti Önleme Politikası’nı yayınladı. Güvenlik, esnek çalışma, hukuki ve psikolojik destek başta olmak üzere çeşitli olanaklarla çalışanlarını destekleyen Zorlu Holding; farkındalık çalışmalarını sürdürmeye devam ederek şiddetin mevcut durumuyla ilgili istatistiklere yer verdiği ve ayrıca şiddetin türlerini örnekler üzerinden vurguladığı “ Bu Sevgi Değil ” mesajlı iletişim kampanyasıyla şiddet türleri ve bu konuda destek alınabilecek kanallar konusunda dikkat çekmeyi hedefliyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
WWF-Türkiye: Ece Özkan & Duygu Naz Yaldız
Yaşadığımız orman yangınları, sel felaketleri, aşırı hava olayları tesadüf değil. İklim krizi kapımızda değil, evimizde. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından açıklanan 9 Ağustos 2021 tarihli rapora göre, küresel ısınma, radikal önlemler alınmadığı taktirde kritik 1,5°C eşiğini geçecek. Ancak söz konusu radikal önlemler, 1-13 Kasım tarihleri arasında Birleşik Krallık başkanlığında Glasgow’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nden de çıkmadı.
İklim kriziyle mücadeleye tavizsiz devam etmek gerekiyor. Bununla beraber, toplumun tamamını etkileyen her sorun gibi iklim değişikliğinin sonuçları da etkilenen kişinin konumuna, milliyetine, cinsiyetine, kimliğine ve dünyanın neresinde bulunduğuna göre değişiyor. İklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarından en çok geçimini tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi sürdürülebilirliği ekosistemlerin sağlığına bağlı sektörlerde çalışanlar etkileniyor.
İklim krizinin etkilerinden bahsederken, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeleri aynı şartlarda değerlendirmediğimiz gibi, yıkıcı etkilerle yüzleşmek zorunda kalan topluluklara da toplumsal cinsiyet perspektifinden yaklaşmak gerekiyor. WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından yayımlanan Toplumsal Cinsiyet ve Yasadışı Yaban Hayvanı Ticareti raporuna göre, toplum hafızasının en derin katmanına yerleşmiş toplumsal cinsiyet rollerini dikkate almadan çevre sorunlarına bütüncül yaklaşım gösteremeyiz.
Daha adil, eşitlikçi ve doğayla uyumlu bir dünya için mücadele
İnsanın doğa üzerindeki egemenliği yüzyıllar önce başladı. İnsanlığın, doğa tarafından sunulan kaynaklar üzerindeki egemenlik isteğine karşı doğaya siper çevre koruma hareketiyle yüzyıllardır sesleri bastırılan, her alanda ayrımcılığa maruz kalan; eğitim, oy verme, seyahat başta olmak üzere kişilik haklarını yıllar süren mücadeleyle kazanan toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele hareketleri arasındaki koşutluğun farkına varmak hiç de zor değil. Aslında hepsi daha adil, eşitlikçi ve doğayla daha uyumlu bir dünya mücadelesi.

26. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi'nde delegeler
Fotoğraf: Justin Goff
Araştırmalara göre toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve doğa kayıpları birbiriyle bağlantılı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği arttıkça doğa tahribatı da artıyor. İkili cinsiyet sistemi üzerinden düşünülecekse araştırmalara göre kadınlar, erkeklere göre çevreye; organik ürün kullanımı, plastik kullanımı azaltma, sürdürülebilir gıda ve giyim alışverişi konularında daha duyarlı. Dört bir yandan alarm veren doğanın sesini çoğunlukla cinsiyet eşitsizliğinin yükünü taşıyan kadınlar duyuyor.
İklim krizi neden kadınları daha fazla etkiler?
İklim krizinden de kadınlar, erkeklere göre daha fazla etkileniyor. Genel olarak kadınların geçim kaynakları doğaya daha bağımlı. Birleşmiş Milletler verilerine göre gelişmekte olan ülkelerde gıda üretiminin %45-80’ini kadın çiftçiler gerçekleştiriyor — zaten toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin baskın olduğu toplumlarda eğitime erişemeyen kadınlar tarıma yöneliyor.
Geçim kaynağı: Kuraklık, azalan su kaynakları, aşırı hava olayları ve kıyı bölgelerinin sular altında kalma ihtimali hem gıda güvenliğini hem de geçimi tarıma bağlı kadınları riske atıyor. İklim değişikliğine bağlı olarak toprağın verimi azaldıkça kadınlar daha uzun çalışma saatlerine rağmen daha az gelir elde ediyor.
Özel alan: Atanan toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkili şekilde daha çok kadınlar tarafından üstlenilen gıda, temiz içme suyu, yakacak temini ve ev işleri her geçen gün zorlaşıp uzuyor. Bu da kadınların ve kız çocuklarının eğitime daha az zaman ayırması anlamına geliyor. Oysa eğitimli kadınlar, biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda daha fazla bilgi sahibi olabiliyor ve iklim değişikliğinin etkilerinden korunacak çözümlere daha kolay uyum sağlayabiliyor.

Fotoğraf: Ola Jennersten
Eğitim bariyeri: Kadınlar, eğitim bariyerini aştığında tüm insanlığı doğrudan etkileyen iklim politikalarında karar verici mekanizmalara yerleşerek toplumsal cinsiyet bazlı çevre politikaları oluşturulmasında daha etkin rol de oynayabilir. Ancak toplumda açıkça görüldüğü üzere, ne yazık ki ailede erkek bireyler eğitim ve iş fırsatlarının peşinden giderken kadınlar çocuklara, kardeşlere veya ailenin yaşlı bireylerine bakma sorumluluğuyla baş başa kalıyor.
Zorunlu göç etkisi: Benzer şekilde iklim krizine bağlı olarak deniz seviyesinin yükseldiği veya aşırı hava olaylarının görüldüğü yerlerde insanlar göçe zorlanıyor. Zorunlu göç, açlık, fakirlik gibi sorunlar da aile içi şiddet olaylarını artırıyor.
İklim krizi gezegenimizin üzerini kaplayan, var olan kırılganlıkları artıran karanlık bir örtü. Bu nedenle iklim kriziyle mücadeleyi ve doğa koruma politikalarını cinsiyet, dil, din, ırk, ekonomik statü gibi bireyleri daha da kırılganlaştıran etkenlerden ayrı düşünemiyoruz.
Bu krizden çıkış, doğa üzerindeki baskımızı azaltan eşitlikçi ve adil politikalarla #BirlikteMümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
WWF'le daha adil, eşitlikçi ve doğayla uyumlu bir dünya mücadelesine davet; Zorlu Holding'in toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri danışmanı Ebru Nihan Celkan'la tanış.
30 Kas 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Çalışma hayatında sıcak hava dalgalarına maruz kalınan aylar için talep edilen haklar, Birleşik Krallık’ta “Heat Strike” (Isı Grevi) eylemleriyle karşılık buluyor. Avrupa genelinde henüz bağlayıcılığı olan yasal bir ortak düzenleme bulunmazken Yunanistan, İtalya, İspanya ve Belçika’da "azami çalışma sıcaklığı" yasalarla belirlenmiş durumda. Tarihinin en sıcak yazlarından birini yaşayan Birleşik Krallık’ta sendika ve aktivistler, bu hak için mücadeleyi yükseltiyor.

Pratiklerimizi takip ettiğimiz ve paylaştığımız sosyal uygulamalar, performans toplumunun arayüzleri mi? Duolingo, Strava ve benzeri uygulamalar, yalnızca alışkanlıklarımızı takip etmeyi sağlamıyor; gelişimi görünür ve paylaşılabilir kılarak kimlik kurma biçimimizi de dönüştürüyor olabilir.

Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.



