İHTİŞAMLI VE MÜSRİF: MODA HAFTALARI

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
"Başka bir moda haftası mı?", "Geçen hafta değil miydi?", "Yılda kaç kez yapılıyor?" Kendine bu sorulardan en az birini soruyorsan ve hâlâ moda haftasının nasıl işlediğini tam olarak bilmiyorsan, doğru yerdesin.
Şehrin her yerinde birbirinden değişik tarzda giyinmiş insanlar, defile kapılarında içeri girmek için saatlerce bekleyen kalabalık ve koşturmayla geçen bir hafta... Peki moda haftasının amacı ne? Ne zaman yapılıyor? Neden onlarca moda evi birbiriyle yarışıyor? Bir şovun maliyeti nedir? Bu "eğlenceli ve renkli" haftaların yapılması şart mı? Bugün kimine göre yükseliş kimine göre çöküş, bana göre yeniden doğuş yaşayan moda haftalarının gerçekleriyle karşındayım.
Ne zaman, nerede, nasıl? Moda haftası yılda iki defa, sırasıyla modaya yön veren dört farklı şehirde gerçekleşen, moda dünyasının en büyük organizasyonu. (Tabii tam olarak iki defa sayılmaz; "erkek" ve "kadın" moda haftası tamamen ayrı zamanlarda gerçekleşiyor. Ayrıca farklı şehirlerde de aynı dönemde moda haftaları düzenleniyor. Bu konuya sonra geleceğiz.) İlkbahar/Yaz ve Sonbahar/Kış sezonlarından oluşan “moda haftası”, New York'tan başlayarak, tabiri caizse modanın kalbinin attığı şehirler Londra, Milano ve Paris'te devam eder. Dört farklı şehirde olmasının sebebi, her bir şehrin sektörün farklı temalarına hitap etmesi. Genellikle New York ticari koleksiyonları, Londra çılgın koleksiyonları, Milano hazır giyim koleksiyonları, Paris haute couture yani “high end fashion” koleksiyonları sunarak kendi aralarında ayrılır diyebiliriz. Amacına gelirsek, sektörün en iyi tasarımcılarının gelecek koleksiyonlarını bir dizi defile ve şovla sunarak sektöre yön verme güçlerini ispat etmesi diyebiliriz. Yani amaç, ünlü modaevlerinin aylarca süren çalışmalarını sektöre ihtişamlı bir şekilde takdim etmesidir.
Peki moda haftası nasıl ortaya çıktı? 1900’ler ve öncesinde tasarımlar çizimler üzerinden yapılır, tüketiciye sunulur, onay alınır ve dikilirdi. Paris'te yaşayan modacı Charles Worth, 1911’de yaşayan "canlı manken" fikrini ortaya attı. Koleksiyonlarını çizim üzerinden değil, modeller üzerinde sunmaya karar vermişti. Kendi mağazasını açtığında, dikilen giysileri mağazada eşinin giymesi ve sunmasıyla bir akımı başlatmış oldu. Fikir işe yaradığında, birçok tasarımcı koleksiyonlarını modeller üzerinde tüketicilere göstermek için salon veya podyumları kullandı. Böylece Paris'te ilk moda şovları başlamış oldu.
Sınırların dışına: 1918 yılına gelindiğinde Avrupa'ya gelen yabancı alıcıların artmasıyla modaevleri defilelerini yılda iki kez sabit tarihlerde düzenlemeye başladı ve bugünkü moda haftalarının temelini oluşturdu. Bu sırada 1910'lar boyunca, ABD'de mağazaların kendi moda geçitlerine ve yardım defilelerine ev sahipliği yapması giderek daha popüler hâle geldi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da modaevlerinin geçici olarak kapılarını kapatmak zorunda kalmasıyla moda şovları, sınırların ötesine taşındı.
Değişim başlıyor: Geleneksel defile formatı, 1960'larda hazır giyimin yükselişi tamamen devrim yarattı. Sağduyulu ve nispeten ciddi gösteriler yerini, alışılmadık yerlerde sıra dışı sunumlara bıraktı. 1970’lerde bu sunumlar giderek popülerleşti ve şovlara ilgi günümüze kadar artarak devam etti. Tabii beraberinde daha çok imkânı ve rekabeti de getirdi. Şovlar ve modaevleri arası yarış başlarken bir tasarımcıya mal olan şov maliyeti de yükselmeye başladı. Bugün markadan markaya değişse de araştırmalar bir defilenin ortalama maliyetini ortaya koyuyor. 10 dakikalık bir gösteri için aklımızın almayacağı sayılar karşımıza çıkıyor.
Ne kadar ne kadar? Ünlü tasarımcı Christian Siriano bir röportajında “İzleyici sayısı oldukça kısıtlı olsa da bir moda şovu gerçekleştirmenin maliyeti genellikle altı haneli sayılara çıkıyor. Markanın ekonomik olanaklarına ve yapılan sanatsal, pazarlama yöntemleri ve iletişim seçimlerine bağlı olarak, ABD merkezli bir defile ortalama olarak 10.000 ila 300.000 dolar arasında olabilir; ancak yaratıcılığın sınırı yoktur. Seçilen mekânın her karesi koleksiyonla aynı konseptte olmalı, bu nedenle tasarımcının sanatsal vizyonunu her açıdan somut ve büyüleyici hâle getirmelidir. " diye konuya açıklık getiriyor.
Vogue Business’ın araştırmasına göre ortalama maliyet (ki New York’u baz alarak yapılmış bir araştırma) aklımıza gelmeyecek detayları sıralıyor ve şaşırtıyor:
- Modeller için 40.000-60.000 dolar (ünlü "bir" model için 20.000 dolar),
- Bir mekân kiralamak için 20.000-50.000 dolar,
- Aydınlatma için 10.000-40.000 dolar,
- Ses sistemi için 5.000-10.000 dolar,
- Prodüksiyon için 20.000-30.000 dolar,
- Oturma alanı için 5.000-10.000 dolar,
- Set tasarımı için 20.000-100.000 dolar,
- Gösteriden bir hafta önce sahne arkası çalışması ve yemekler dâhil olmak üzere ikram için eğer ortada sponsorluklar yoksa 2.000-5.000 dolar,
- Son dakika ekip işleri ve VIP gelişleri dâhil olmak üzere vale hizmetleri için 5.000-7.000 dolar,
- Toplam: 125.000-312.000 dolar. Ayrıca şovda kullanılacak sahne tasarımı örneklerini üretmek de ayrı bir maliyet.
Heralde bu fiyatlardan dolayı yapım şirketi Villa Eugénie'nin başkanı Etienne Russo, “Gösteri herkes için değil.” açıklamasını boşuna yapmıyor.
Bugün ne değişti? Pandemi, hayatın birçok alanı gibi moda dünyasını da etkiledi. Düzenlenemeyen moda haftaları, açılamayan mağazalar, evlerinden çıkamayan müşteriler, alışveriş alışkanlıklarını gözden geçiren ve yaşadığı farkındalıklarla sektörden adil ve etik üretim talep edenler; modayı varoluşsal bir krize sürükledi. Sonuç olarak değişen hayatlarımız moda dünyasını da değişime zorladı. Peki ya moda haftalarına ne oldu? Birçok modaevi bu durumu hem yaratıcı yönden değerlendirmeye çalıştı hem kısıtlamalara gitti. Bazıları daha az enerji, daha az karbon ayak izi için moda şovlarından çekilmeye karar verdi. Bazıları da çevrim içi sunumlar, davetsiz defileler, dijital ve görsel sanatlarla işlerini sundu. Peki bu ihtişamlı ve müsrif moda haftalarının geleceği için ne demek? Belki daha sürdürülebilir ve israfsız çözümler demek. Bu durumda pandeminin, moda dünyasının en büyük israflarından birine dur dediğini, farkındalığın artmasına vesile olduğunu ve yaratıcılığın dijitale taşınmasına önayak olduğunu söyleyebiliriz. Her şey bittiğinde hiçbir şey olmamış gibi yine moda haftalarında servetler ve enerjiler, "Yansın dünya!" diyerek harcanır mı bilemiyorum ama alınan kararların ve yeni fikirlerin değişimin habericisi olduğunu umduğumu söyleyebilirim.
İki hafta sonra konumuz moda haftalarının hızlı modayla ilişkisi. O zamana kadar ihtişamlı şovların perde arkasındakileri düşünmeniz dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır: Bilinçli tüketici kime denir? Onarmak kimin görevi? Bir moda haftasının maddi manevi ederi nedir?
21 Mar 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



