İstanbullu kim?

Kimliğin aidiyet hissiyle olan ilişkisive mekânsal boyutu.
İstanbullu kim?

Rehberle - 2 Mayıs
Rehberle ile birlikte

Markalara yenilikçi bir tanıtım modeli, kullanıcılara gezi ve alışveriş fırsatları: Rehberle Dünyanın en güzel yürüyüş yollarından biri olan Likya Yolu'nun, ismini antik dönemde "Işık Ülkesi" olarak bilinen bir bölgeden aldığını, Sivas'ta yer alan Gökpınar Gölü'nün turkuaz mavisi rengiyle Türkiye'nin en özel doğal alanlarından biri olduğunu, Orient Express'in Avrupa tarihinin ilk lüks treni sayıldığını biliyor muydunuz? Tarih, coğrafya, kültür gibi konularda Türkiye özelinde içerikler ilginizi çekiyorsa bugün sizi profesyonel bir turist rehberi tarafından hazırlanan, seyahat ve keşif odaklı içerikleriyle bir Instagram hesabı olarak kurulan ve bugün dinamik, eğlenceli ve bilgilendirici yepyeni bir gezi ve kültür platformu Rehberle.com’la tanıştıralım. Rehberle 25 yıldan uzun bir süredir turizm sektöründe profesyonel rehberlik faaliyetleri yürüten, Gökalp Saban tarafından kurulan Rehberle; bir gezi ve kültür influencer'ı ve seyahat blogu olarak öne çıkıyor. Rehberle.com ise profesyonel tur rehberlerinden akademisyenlere; arkeologlardan gezginlere birçok farklı kesimin farklı bakış açıları ve deneyimlerini paylaştıkları dinamik, eğlenceli ve bilgilendirici yepyeni bir gezi ve kültür platformu görevi üstleniyor. Kullanıcılar platformda gezi ipuçlarından, makalelere, rehberlerin başından geçmiş ilginç olaylardan gezi notlarına kadar birçok keyifli içerik bulabiliyor. Tarihten sanata, mimarlıktan coğrafyaya birçok farklı başlık altında ve farklı konularda yaptığı paylaşımlarla "Türkiye'nin az bilinenlerine" vurgu yaparak bu coğrafyanın eşsizliği konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan Rehberle; tümü organik yollarla kazanılmış kültür seviyesi yüksek takipçi kitlesiyle markalar için yenilikçi, esnek ve dinamik bir tanıtım modeli sunuyor. Rehberle markalara ne vadediyor? %25'i İstanbul'da yaşayan ve %67,7'sinin 25-44 yaş aralığında; Organik ve hızlı biçimde büyüyen 239 bini aşkın takipçi Yaratıcı hikâye (story) ve gönderi (post) formlarındaki içerikler En az 150 bin görüntülenme Organik olarak genişleyen bir takipçi kitlesi. Rehberle’yle Türkiye’nin "az bilinenlerine" dair rengârenk bir yolculuğa çıkmak için Instagram hesabına göz atabilir, Rehberle’nin markanız için sunacağı çözümler hakkında daha fazla bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bazen İstanbul diye bir şehir yok diye düşünüyorum. Kendi coğrafyası, kendi iklimi, kendi toprağı var da… Onu tanımlayan içindekilerle olan ilişkisi değil de ne? Hem İstanbul tam neresidir ki? Birileri burada yaşamaya başlayalı beri İstanbul kaç elbise giymiş üzerine, kaç farklı isimle çağırılmış. Surları, kapıları, sınırları yıkılmış, yeniden yapılmış, yer değiştirmiş. Yani demem o ki herkesin İstanbul’u; burada biriktirdiği anılar ve geleceğin beklentileriyle örülmüş, katman katman birikmiş, bazen bozulup yeniden inşa edilmiş ama herkes için farklı anlamlar kazanmış. Şehirden her geçen hem kendi kimliğine hem de İstanbul’unkine yeni anlamlar eklemiş, bu anlamlara göre de ya çoğunluğun İstanbul’una ortak olmuş ya da kendi İstanbul’unu yaratmış. 

Kimlik, topluluk, aidiyet

Tam tutarlı ve mutlak bir kimliğin varlığına pek inanmadığımdan birini tanımak için sorulan “Nerelisin?” sorusu bana hep garip gelmiştir. Fakat bu soru, birini tanımak için sorulan soruların ilk üçü arasına şüphesiz girer. Mesela taksiye binilip biraz uzun yol gidilecekse illaki bir “memleket” sorusu sorulur. Çok da kötü değil elbette, en nihayetinde niyet burada bir bağ kurmak, ait hissettiğin yer üzerinden kim olduğunu tanımlamaktır. Peki kendimi tanımam ve aidiyetimi bir şehrin sınırları arasında tanımlamam bir taksi yolculuğuna sığar mı? Biliyorum ki genelleme eğilimim aslında ait olma ihtiyacımın bir parçası. Yine de kendimi kafamda yarattığım aidiyet illüzyonu üzerinden tanımladığımı bildiğim sürece sorun yok diye düşünüyorum. Aidiyete bir illüzyon diyorum çünkü aidiyet ve dolayısıyla kimlik şimdiki zamana ait bir şey. Hep dinamik, değişken ve geçmişle gelecek arasında kurduğu bağla farklı anlamlar sistemi içinde ilişkilerimizin ilerlemesini sağlıyor. Kendimizle başkaları arasında bu ayrıntılı ilişkileri yaratırken aslında kendimize ve “bize” ait benzersiz bir benlik de yaratıyoruz; bu yüzden de aslında başkaları olmadan ait olamıyoruz. 

Bunun şehirle ne ilgisi var? New Hampshire Üniversitesi’nden Prof. Dr. John Shotter bu ilişkileri bir denize benzetiyor. “Etrafımdaki kapsamlı sosyal deniz içindeki diğer herkesle ilişkili olarak beni benzersiz kılan şey, içinde yalnızca benim işgal ettiğim yerler veya konumlardır.” diyor. (Cümleyi birkaç kez okumak zorunda bıraktıysam kusuruma bakmayın, anlatabilmek de önce iyi anlamaktan geçiyor.) Yani bir insanı benzersiz kılan şey olan kimliği; yerden, mekândan bağımsız düşünülemiyor. Şehirle kurduğu ilişki tam da burası. Konunun diğer köşesinden bakınca da aslında mekânın içinde yaşanılan tüm ilişkiler hem kişisel kimliğimizi hem de mekânın kimliğini belirliyor. Bu yüzden şehri farklı parçalardan oluşan bir topluluk olarak düşünüyorum, Gilles Deleuze’ün assemblage dediği türden bir kümelenme. Peki bu şehre ait insanların İstanbul’u aynı mı? Bu sosyal deniz hepimiz için belli bir noktaya kadar aynı olsa da pürüzsüz diyemeyiz; bazılarımız ortak bir aidiyet hissederek denizin belli bölgelerinden diğerine daha kolay geçiş yapabiliyor. Bu pürüzleri törpüleyen, kolay bir geçiş için portallar açan şeyse ortak hafıza. 

Kültürel bellek ve ait olamamak 

Ortak bir geçmişin varlığıyla hissedilen kolektiflik ve yer arasında bir ilişki var demiştik. Bu ilişki aslında tüm toplulukların temelini oluşturuyor. Bu yer her zaman bir şehir olmasa da konumuz İstanbul olunca şehir demek bana daha kolay geliyor. Çünkü bu şehir, bireyin ve toplumun, birey ve toplum olma yolundaki tarihsel yolculuğunu ne oranda hatırladığı/unuttuğu ya da nasıl hatırladığını düşünmek için ideal bir yer. Bu şehir, içinde yaşayan farklı tüm kimlikler arasındaki ilişkilerin zenginliğiyle kolektif belleğin mekânsal olarak çok katmanlı üretildiği bir şehir. Her şehrin kendi katmanları var tabii ama bu denli bir zenginliğe sahip çok şehir olmadığına eminim. Kültürel belleğimizde biriktirdiğimiz tüm olayları, kişileri, görüntüleri, mekânları, sesleri ve kokuları düşününce… 

Tüm bu öğelerin kalabalıklığı yine aklıma bir soruyu getiriyor: Benim zenginlik dediğim şey insanlar için de aynı şeyi ifade ediyor mu? Tüm bu kimlikler, farklı ortak bellekler ve aidiyetler ne kadar büyük bir şehir olsa da İstanbul’un sınırları içinde birlikte barınabiliyor mu? Şehrin sınırları kültürel olarak belirlendiğine göre farklı kimlikler arasında çatışmalar olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Kendimizi kafamızda yarattığımız aidiyet illüzyonu üzerinden tanımlıyorsak ve ait olduğumuz yere ait olanlarla “biz” oluyorsak başka “biz”ler olduğunu da düşünmek gerekiyor. Yani şehir, dâhil etmeyi ve dışlamayı; ait olmakla olmamayı aynı anda barındırmak durumunda. 

Zor bir yazı olduğunun farkındayım; ama ait olamayanları konuşmak için önce kimliğin aidiyet hissiyle olan ilişkisini ve mekânsal boyutunu tartışmak zorundaydım. Önümüzdeki sayılarda da ait olamayanları ürettikleri kültürel bellek ve ritüeller üzerinden okumaya ve konuşmaya çalışacağım. Farklı İstanbullar ve İstanbullular tanımak için…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

İstanbullu kim?

İsim, şehir, aidiyet: İkametin unutulan yüzü evsizlik, kimliğin aidiyet hissiyle olan ilişkisi ve mekânsal boyutu, aidiyet kavramı üzerine sorular.

02 May 2021

Rehberle ile birlikte
Fotoğraf: Mehmet Şimşek

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni