İstanbul’un en iyi mekânı

Şef bistrosu Smelt & Co., karakterli ve lezzetli yemekleriyle Balat’ın incisi.
İstanbul’un en iyi mekânı

Fropie #n
Fropie ile birlikte

İyi hissettiren sağlıklı alışkanlıklar: Fropie Faaliyetlerini Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na bağlı olarak sürdüren Chatham House'un geçtiğimiz ayın başında yayımladığı bir rapor, küresel gıda sisteminin ve yaygın beslenme alışkanlıklarının biyoçeşitlilik kaybının en büyük sebeplerinden biri olduğunu gösteriyor. Uluslararası Gıda Bilgi Konseyi tarafından hazırlanan bir başka rapor ise anket katılımcılarının pandemi döneminde %32 daha fazla "atıştırdığını", 2019'da %38 oranında kaydedilen "spesifik bir diyeti takip etme" alışkanlığının ise 2020'de %42'ye çıktığını gösteriyor. Geçtiğimiz 10 yılda bariz biçimde artan "sağlıklı beslenme" arayışı ve uluslararası kurumların kabul etmeye başladığı gerçekler; yeni bir beslenme paradigmasının yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. Hâl böyle olunca sağlıklı, çiğ (raw), glutensiz, katkısız, koruyucusuz gıdaların önemi artıyor. Hem bu özellikleri taşıyan hem de düzenli kullanımda bağışıklık sistemini desteklemeye, sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olan ve sağlığa olumlu etkisi araştırmalarla kanıtlanmış probiyotik ağırlıklı gıdalar üreten Fropie; 2013 yılında butik kefiriyle çıktığı yolda yıllar içinde ürün yelpazesini probiyotik barlardan kombucha'ya, kuruyemiş ve süper gıdalarından nitelikli dünya kahvelerine yeni ürünlerle zenginleştirerek iyi gıdayı arayanlar için zengin seçenekler sunuyor. Fropie: Fropie'nin iyi beslenmenin ve iyi olmanın gücüne inançla 2013 yılında başlayan yolculuğu; hızlı şehir yaşantısında doğal, katkısız ve lezzetli ürünlerle sağlıklı beslenmeyi keyifli ve ulaşılabilir kılmak amacıyla güçlenerek devam ediyor. Yola butik kefir üretimiyle çıkan Fropie, bugün odağında probiyotik olan yenilikçi ürünlerle kendine iyi bakmak isteyen herkese farklı seçenekler sunuyor. 2019 yılının başında yatırım alarak büyük bir dönüşüm geçiren ve üretim gücünü artıran Fropie, tüketicilerin en doğal ürüne doğrudan ulaşmalarını mümkün kılmak için tüm ürünlerinin içeriklerini tarlaya kadar takip edebiliyor. Vegan probiyotik alternatifleri de geliştirmek için de çalışan Fropie, tedarik ve üretim süreçlerini insana ve doğaya saygılı şartlarda, uluslararası gıda ve çevre güvenliği standartlarına uygun biçimde sürdürüyor. Neler var? Fropie'nin ürün yelpazesinde kaju chia, badem, Brezilya cevizi ve yer fıstığı alternatifleri sunan ilave şekersiz, koruyucusuz, katkısız, glutensiz Probiyotik Bar'ları öne çıkıyor. İçerdiği 1 milyar probiyotik sayesinde bağışıklık sistemini desteklemeye ve sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olan bitkisel özlü Fropie Probiyotik Bar'lar, kendine iyi bakmak isteyenler için leziz bir ara öğün alternatifi sunuyor. Az miktarda tüketilse dahi vücudun birçok ihtiyacını karşılamaya yarayan Süper Gıda'lar içinde Makademya Fındığı, Çiğ Pekan Cevizi, Brezilya Cevizi ve Chia Tohumu sıralanırken badem, kaju, Medjoul hurması gibi çiğ (raw) yemişler de atıştırmalıklar arasında iştah açıyor. Brezilya, Honduras, Etiyopya, Kolombiya, Guetamala gibi yerlerde yetişen, yetiştirme ve işlenme koşulları bilinen nitelikli kahveleri de farklı filtre seçenekleriyle sunan Fropie; renklendirici, koruyucu, katkı maddesi içermeyen, vegan, probiyotik fermente Kombucha çaylarıyla çayseverleri de unutmuyor. Ayrıca Fropie; bu birbirinden cazip ürünleri denemek isteyenler için Good Mood Paketi, Fit Paket, Yaz Paketi, Spor Paketi, Probiyotik Tanışma Paketi, Raw Nuts Superfoods tanışma paketi gibi alternatif paket seçenekleri de sunuyor. Fropie’nin hikâyesini yakından tanımak; katkısız ve koruyucusuz ürünlerini keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilir; Fropie’yi Instagram’da da takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Bir şehrin en iyi mekânını belirleyebilen objektif bir kriter olduğunu düşünmüyorum; fakat bir kişi için en iyi mekân denebilecek yerler olduğuna da canıgönülden inanırım. Burada “benim için en iyi”den kasıt belki de “en lezzetli ve en başarılı”dan ibaret değil. Hatta aksine, lezzetten öte duygusal bir anlamda kişinin yemeğini yerken en çok zevk aldığı, gönlünde yer eden bir yer demek. Benim için İstanbul’un en iyi mekânı bu yüzden Smelt & Co

Balat kozmopolit geçmişi ve yakın tarihte üstüne binmiş kültürel dönüşümle karakterli bir semt. Antikacılar, üçüncü dalga kahveciler, boyası dökük binalarla bezeli bu semtin doğal bitki örtüsü boyunlarında analog kameralı gençler ve taburede çay karıştıran kirli sakal esnaflar. Biraz yukarı mahallede ezan sesini seven entarili amcalar, biraz aşağıda Haliç’in durgun sularına bakan, iki bin yıl önceki muadillerinin yerini almış meyhaneler var. 

Bu kültür kargaşasının tam ortasında, yaya trafiği durgun ve camlar açık, Türkçe rap sesi sonda, egzoz susturucusunu çıkarmış arabaların ara sıra serpme taşlarını gıcırdattığı bir sokakta, Smelt & Co. çaktırmadan yerini almış. Sanki bir at arabası genişliğine göre tasarlanmış yokuş yolda, restoranın kemik rengi tentesi altında Paris kafelerinde görülecek tarzda iki küçük metal masa var. Tabelasında kulaklık takmış, ismini aldığı gümüş balığı (smelt), şaşkın bir ifadeyle gastrospot tabiri altında duruyor. 

Ara ara karpuz desenli topların ve plastik arabalarda çocukların yokuş aşağı yuvarlandığı sokaktan Smelt’in içine girmek, eski bir ahşap dolaba girip Narnia’nın masalsı dünyasına adım atmak gibi. İçerisi adaçayı yeşili ahşap destekli bir tavan, kemerli gömme raflar, mermer bar tezgâhıyla eforsuzca şık. Etraftan sarkan bitkiler yeni nesil mekân havası, masalardaki uzun kuş tüyleri Gatsby partilerini hatırlatan bir şatafat katıyor. Masalardaki kokoş anneanne evi cam şişe kolonyalar ve barın üstünde kubbe fanusların yanındaki bir adet Ece ajandası, Avrupai şıklığı samimi bir eski Türkiye nostaljisiyle tamamlıyor. 

Kurucu şefler Samet Güneş ve Sinan Bakkaloğlu’nu görünce, mekânı birçok işletmecinin yaptığı gibi akıllarındaki müşteriye yönelik tasarlamadıkları fakat kendilerini yansıtmak için çabaladıkları apaçık. İkili de eforsuzca şık, mutfakta sadece ikisi çalışmasına rağmen her salona çıktıklarında kıyafetleri daha yeni ütülenmişçesine kırışıksız ve sakin bir görünüşleri var.

Mekân ve şeflerin frekansı menüye de yansımış: Ödünsüz şekilde özgün tabaklar. Leblebi ve pate aynı tabakta, levrek marina ve hibiskus eşlikçi, lakerda bir ekmek üstü olarak düşünülmüş ama maksat göz boyamak değil. Leblebiyi avucunda epey yemiş birilerinin pate de sevmesiyle ortaya çıktığı belli. Lakerdayı sadece rakı sofrasında bırakmak istemeyenlerin bu tabağı düşündüğü kesin. 

Smelt & Co.
Smelt & Co.

Sanırım Smelt’in en hoşuma giden yanı da bu; tasarımdan servise, menüden iletişime, her alanda kendilerini yansıtan bir şekilde tutarlı. Bu yansımanın merkezinde şeflerin yaşantıları var. Sanki menüdeki her yemek çocukluklarında haşır neşir oldukları lezzetler ve seyahatlerinde edindikleri deneyimlerin bir harmanı. 

Bu yüzden de şef mutfağı denecek kadar kişisel fakat bir “vizyon” empoze etmeyecek kadar da samimi. “Biz bunu seviyoruz, belki siz de seversiniz” diyorlar. Bunun üstüne teknik beceri, malzemede dikkatli seçim ve muhtemelen küçük üretimin getirdiği deneme özgürlüğü eklenince, Smelt & Co. tavrını koruyan bir orijinalliğe sahip oluyor.

Bu ödünsüz özgünlük beni Smelt & Co.’ya asıl hayran bırakan özellik. İçinde bulundukları Türkiye fine dining sektörü (ve daha ekonomik alt kümeleri) hem mekân tasarımı hem menü tasarımı olarak yanlış Batılılaşmayı kendine felsefe edinmiş hâlde. Başına “yeni” veya “modern” sıfatları getirilerek, bu toprakların tariflerine teknik enjektesi veya hikâyecilik pazarlamasıyla aslından daha lezzetsiz versiyonlar oluşturan mekânlar ne yazık ki çoğunlukta. Taramayı mayonezden hâllice yapıp üstüne mikroyeşil koyarak şovundan medet umanlar, muhammaranın köz biberini santrifüjden geçirdi diye tarifi geliştirdiğini sananlar gırla. 

Smelt & Co.'nun şefleri ise başka kültürlerin mutfaklarının öğelerini modernizasyon ve füzyon kanıtlayacak bir cephane olarak kullanmıyorlat. Eski ve yeni Batı ekolleri, Uzak Doğu ve Orta Doğu/Kuzey Afrika mutfaklarını aynen bu memleketinki gibi repertuvarlarına katmış hâlde kendi şarkılarını çalıyorlar. Ambarındaki malzemeyi umursamadan pusulası daima Batı’yı gösterenlerin doldurduğu bu teknenin güvertesinde ters yöne koşanlar da tabii ki mevcut fakat Samet Şef ve Sinan Şef bambaşka bir kayıkta, kendi yolculuklarındalar. 

Belki de bu yüzden benim için “en iyi” mekân burası. Kendi yolculuğuma dair izler buluyorum. Çocukluğumu hatırladığım bir babaanne yemeği, memleketimi bulduğum bir gurbet sofrası gibi, yaşadıklarımdan izler taşıyan ama tek bir coğrafyaya ait olmadığımı hatırlatan tabaklar safi lezzetten öte, içimdeki başka bir hissi doyuruyor.

Smelt & Co., şimdi üst katlarına da genişleyerek atmosferini büyütmüş. Al-götür hizmeti de hâlâ mevcut. Yemeklerden tavsiye vermek hem bu yazının kendini bulma ruhuna aykırı olduğu için hem de yaklaşık altı haftada bir menü yenilendiği için abesle iştigal. Bir sonraki Balat ziyaretinizde belki siz de yediklerinizde kendinizden bir şeyler bulur, sizin için İstanbul’un en iyi mekânını güncellersiniz.


Kolajlar: Ece Tugay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

⚜️ İstanbul'un en iyi mekânı

Haftanın menüsü: "Bir mekânı ne iyi yapar?" sorusunun cevabı, mevsimsel tüketimin insanlık tarihinde izi

10 Mar 2021

Fropie ile birlikte
Ece Tugay

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra