İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…
İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İstanbul’da şiddetli yağış birkaç saat içinde kenti adeta felce uğrattı; binlerce su baskını, mahsur kalma ve heyelan ihbarları yağarken araçlar sel sularına kapılarak sürüklendi, metro ve alt geçitler sular altında kaldı; Kuzey Marmara Otoyolu’nda toprak kayması meydana geldi ve maalesef üç can kaybı olduğu açıklandı. Bu yaşananlar, önümüze “olağan dışı yağış” ile açıklanamayacak kadar vahim bir tablo koyuyor.

İstanbul’da yoğun kentleşme nedeniyle doğal yapısını kaybetmiş, beton kanallara ve kesitlere alınmış ya da yatakları değiştirilmiş pek çok dere bulunuyor. Dolapdere, Ihlamurdere, Ortaköy Dereboyu gibi geçmişte aktif olarak akan ancak bugün üzeri tamamen kapatılarak cadde veya sokak haline getirilmiş en az 210 dere yatağı bulunduğu belirtiliyor.

İstanbul'daki sel meselesinin arkasında sadece aşırı yağış değil, kentin doğal su yollarının nasıl değiştirildiği, daraltıldığı, kapatıldığı ve çevrelerinin yapılaşmaya açıldığı sorusu var. Tabii, İstanbul’da yapılaşmaya açılarak yok edilen dere ve su yollarını saymak tek başına yetmiyor. Hangi dere yatağının hangi tarihte, hangi imar kararıyla ve hangi kamu veya özel yatırımının etkisiyle değiştirildiğini de ortaya koymak gerekiyor. 

  • Geçmiş yıllarda İSKİ yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle dere koruma bantlarının (yapı yaklaşma mesafesinin) bazı bölgelerde daraltılması, derelerin çevresindeki binlerce hektarlık alanı yapılaşma baskısı altında bıraktı. Özellikle Ayamama, Cendere, Kurbağalıdere, Haramidere ve Tavukçu Deresi gibi ana arterlerin etrafındaki yüzlerce alt kol, yoğun konut ve sanayi yapılaşmasına maruz kaldı.

Diğer yandan, özellikle 1997'de hazırlanan ve taşkın riski taşıyan alanları belirleyen raporların, sonraki imar kararlarıyla karşılaştırılması da önemli. Dönemin haberlerinde 174 dere üzerinden yapılan risk değerlendirmesinde 58'inin çok tehlikeli bulunduğu aktarılıyor.

Elbette, İstanbul’un dereleri için tek ve tartışmasız bir toplam sayı vermek kolay değil. Çünkü bazı envanterler ana dereleri, bazıları küçük kolları ve mevsimsel akışları da sayıyor. Ancak İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) yayımlanan akademik bir araştırma, İstanbul'daki 168 ana dereyi inceleyerek çarpıcı sonuçlara ulaşıyor.

İncelenen 168 derenin yüzde 64’ü doğal yapısını kaybetmiş durumda. Doğal özelliğini kaynaktan denize kadar koruyan derelerin oranı yüzde 36. En çarpıcı veri ise şu: Yerleşim alanları içinde kalan dere ve havzaların oranı yüzde 80 olarak tespit edildi. İstanbul derelerinin fizikî değişimi ve arazi kullanım ilişkisini inceleyen bu akademik çalışmaya göre, derelerin fiziki değişimi kentsel yerleşim, kırsal yerleşim alanlarında farklılık gösteriyor. 

Derelerin fizikî yapısının arazi kullanım kararlarındaki gelişmelere ve yerleşim yoğunluğuna bağlı olarak değiştiği tespit edilmiş. İstanbul içme suyu havza alanı dışında kalan toplam 168 adet derenin 33'ü (yüzde 20’si) dere ve derenin havzası yerleşim alanı dışında kalıyor. Sonuç olarak, İstanbul derelerinin yaklaşık yüzde 80'i yerleşim alanı içerisinde kalırken, sadece yüzde 20'si yerleşim alanı dışında kalarak doğal yapısını koruyabiliyor.

Diğer yandan, İSKİ Genel Müdürlüğü’nün İstanbul İçmesuyu ve Kanalizasyon 2053 Master Planı Raporu’na göre, kurumun incelediği dere envanterinde 247 kilometre uzunluğunda 2 bin 772 dere, 18 ana havza ve 102 alt havza bulunuyordu. Aynı çalışmada, derelerin önemli bir bölümünde imar düzenlemeleri ve işgaller nedeniyle yatakların değiştirildiği veya daraltıldığı belirtiliyordu. 

Raporda yer alan model sonuçlarına göre, taşkın riski yüksek olan 102 alt havza belirlenerek, acil olarak 1.822 kilometre uzunluğundaki derede ıslah ve kesit genişletme uygulaması yapılması önerildi. Ayrıca, kent genelindeki 2 bin 190 kilometre uzunluğundaki mevcut atıksu ve yağmursuyu kolektörü derelerle entegre modellendi. Bu hatların 410 kilometrelik kısmının yetersiz olduğu tespit edilerek iyileştirilmesi gerektiği belirtildi.

İstanbul’daki su baskınlarının nedenleri neler?

İstanbul’da her sağanak bir afete dönüşüyor. Sorun sadece yağmur değil, plansız kentleşme ve yetersiz altyapı. Yaşanan bu tablo aşırı yağışların etkisinin yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını; kentleşme politikalarının, doğal alanların yapılaşmaya açılmasının, suyun doğal akış yollarının daraltılmasının ve yağmur suyu altyapısındaki yetersizliklerin afet riskini artırdığını bir kez daha ortaya koyuyor. 

Yağış doğal bir hava olayı ancak afeti yaratan, o yağışı karşılayacak bir kent planlamasının ve altyapının bulunmaması olarak karşımıza çıkıyor. Doğal hava olaylarının İstanbul’da neden bir afete dönüştüğünü TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi şu şekilde sıralıyor: 

  • Aşırı betonlaşma ve “sünger kent” özelliğinin kaybı: Normalde toprağın emmesi gereken yağmur suyu, asfalt ve beton yüzeylerde toprakla buluşamıyor, yüzey akışına geçerek caddelerde dakikalar içinde sele dönüşüyor. Orman, tarım ve su toplama alanlarının yapılaşmaya açılması, bu akışı hızlandıran ve artıran en önemli etken.
  • Yetersiz ve birleşik altyapı: Kentin eski yerleşimlerinde yağmur suyu ve atıksu hatları aynı boruda taşınıyor. Şiddetli yağışta borular yükü kaldıramıyor, rögarlar geri tepiyor ve yollar göle dönüyor. Çöp, yaprak ve atıkla tıkanan mazgallar ve menfezler tabloyu ağırlaştırıyor. Köprü altları ve alt geçitler gibi düşük kotlu noktalarda suyun ancak pompajla alınabilmesi, pompa sistemlerinin pahalı ve bakım gerektiren yapısı nedeniyle yapılmaması gibi sebeplerle sular hızla birikiyor, araçlar ve insanlar su altında kalıyor.
  • Dere yataklarının ve havzaların imara açılması: Ayamama, Tavukçu, Kağıthane ve Kurbağalıdere gibi derelerin çevresi geçmişte yapılaşmaya açıldı, Sazlıdere gibi kalan alanlar da plansız yapılaşmaya açılmaya devam ediyor. Doğal yatakları daraltılan, keskin dönüşlü beton kanallara hapsedilen dereler, yoğun yağışta debiyi taşıyamayarak yollara ve yerleşimlere taşıyor. Baraj havzalarının yapılaşmaya açılması ise hem taşkın riskini hem de içme suyu kaynaklarının kirlenme riskini artırıyor.
  • Kot sorunu ve bodrum katlar: Küçükçekmece, Esenyurt ve Sultangazi gibi ilçelerde yol kotunun altında kalan bodrum ve zemin katların kapı ve pencereleri doğrudan sokak akışına açılıyor. İmar mevzuatının sağladığı olanaklarla birden fazla bodrum katlı yapılar inşa ediliyor, bu katlarda biriken su çoğunlukla pompajla en yakın atıksu hattına veriliyor ve kapasitesi zaten dolmuş hatların taşmasına yol açıyor.
  • Koordinasyonsuz yol çalışmaları ve yol drenajı: Yolların farklı idareler tarafından sürekli kazılması, yenilenen binaların su, atıksu ve elektrik bağlantıları için tekrar tekrar açılması; tranşe dolgularının ve asfaltın yeterli ve doğru yapılmaması, suyun ızgaralara değil binalara doğru akmasına neden oluyor. Arnavutköy’de altyapı çalışması yapılan bir sokakta yolun çökmesi buna bir örnek. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan, ücretli Kuzey Marmara Otoyolu’nda dahi su birikmesi ve şev kaymaları; yol drenajı ve şev drenajı projelerinin ve kontrolünün yetkin mühendislerce yapılmadığını düşündürüyor.
  • İklim değişikliği ve kentsel ısı adası: Yağışlar giderek uzun süreli hafif yağışlar yerine kısa sürede çok yüksek miktarda düşen ani ve şiddetli sağanaklar biçimini alıyor. Kentin geniş beton ve yüksek yapı kütlesinin oluşturduğu ısı adası etkisinin de yerel ölçekte konvektif yağışları şiddetlendirebildiği bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş durumda. İklim krizi gerçektir; ancak onu mazeret olarak öne sürmek, kentin bu yağışa hazır olmamasını gizleyemez. Altyapı, bugünün değil gelecek yılların yağış senaryolarına göre tasarlanmak zorunda.
  • Kent donatılarında elektrik güvenliği: Balat’taki can kaybı, su baskınlarının yalnızca yol ve bodrum sorunu olmadığını; parklar, sokak aydınlatması, elektrik dağıtım pano ve kabloları gibi kent donatılarının su ve taşkın koşullarında güvenliğinin de bir mühendislik sorunu olduğunu gösteriyor.

İstanbul’da hangi derenin üzerine hangi proje yapıldı?

Aşağıda birkaç örneğini verdiğimiz durum, İstanbul’da tarihî dere güzergahlarıyla günümüzdeki yol ve yapılaşma arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Elbette, her örnekte derenin tamamı bina altına alınmış değil. Bazı kesimler kapatılmış, bazıları beton kanallara dönüştürülmüş, bazı kesimlerde ise dere yatağı çevresindeki yapılaşma akış alanını daraltmış.

  • Ayamama Deresi - Basın Ekspres Yolu ve İkitelli: Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Başakşehir ve Küçükçekmece çevresinde önemli bir taşkın örneği. Dere havzasında İkitelli Organize Sanayi Bölgesi gelişti. TEM Otoyolu ve Basın Ekspres Yolu, suyun taşınması ve geçişi açısından kritik altyapı unsurları haline geldi. Ataköy kesiminde derenin üzerinin kapatıldığı bölümler bulunuyor. 2009 taşkınında dere çevresindeki yapılar, yollar ve sanayi alanları ağır biçimde etkilendi. Bu örnek, dere yatağına yakın yapılaşmanın, yol dolgularının ve yetersiz su geçişlerinin bir araya geldiğinde nasıl büyük risk yaratabildiğini gösteriyor.
  • Kâğıthane Deresi/Cendere’de sanayi ve ofis yapılaşması: Dere boyunca sanayi tesisleri, yollar ve daha sonra büyük ofis yapıları gelişti. Dere doğal yatağının bazı kesimlerinde kanal düzenlemeleri yapıldı; vadi tabanı yoğun kentsel kullanıma açıldı. Dere çevresindeki yapılaşma ve yüzeylerin betonlaşması, yağmur suyunun doğal yollarla toprağa sızmasını sınırlandırıyor. TBMM tutanaklarında da Kâğıthane Deresi üzerindeki yapılaşma ve plazalar, şiddetli yağışlarda su baskını riski bağlamında gündeme getirildi.
  • Kurbağalıdere - Fikirtepe, Kızıltoprak ve Kadıköy: Dere güzergâhı boyunca konut ve yol yapılaşması yoğunlaştı. Fikirtepe ve Kızıltoprak çevresindeki yerleşim dere havzasının kentsel dönüşümünü görünür kılan örnekler arasında. Dere ıslah edilmiş olsa da ıslah, havzanın tamamındaki yağmur suyu akışını tek başına çözmüyor. DSİ kayıtlarında Kurbağalıdere için 1989'da tamamlanan bir taşkın kontrol tesisi yer alıyor. Bu, dere üzerindeki müdahalelerin yeni olmadığını gösteriyor.
  • Ortaköy Deresi - Dereboyu Caddesi ve çevresindeki binalar: Ortaköy'de eski dere güzergâhı boyunca bitişik nizam binalar ve yollar bulunuyor. Dereboyu Caddesi çevresindeki yapılaşma, eski su yollarının kent dokusu içinde nasıl sıkıştığını gösteren örneklerden biri.
  • Ihlamur Deresi - Fulya’dan Beşiktaş’a uzanan yol: Ihlamur Deresi'nin tarihi güzergâhı boyunca günümüzde yoğun yapılaşma bulunuyor. Eski dere yatağı üzerindeki binalar ve cadde dokusu, suyun doğal akış koridorunun kent tarafından nasıl daraltılabildiğini gösteriyor.
  • Alibeyköy ve Küçükköy dereleri - Yerleşimler ve sanayi: Eyüpsultan ve Gaziosmanpaşa çevresini kapsayan bu bölgede yerleşim çok hızlı ilerledi.. 1950’lerden itibaren hızlanan göç ve kentleşme, dere çevresindeki tarım alanlarının yerleşime dönüşmesine yol açtı. Dere yatağındaki kaçak ve plansız yapılaşma akış alanını daralttı. 1997'deki taşkınlarda Alibeyköy çevresindeki evler ve sanayi kuruluşları etkilendi.

İstanbul’da verilen imar kararlarının kronolojisi

İstanbul'daki dere yataklarının yapılaşmaya açılması tek bir imar kararıyla açıklanamaz. Konut, sanayi, ticaret ve ulaşım alanlarını belirleyen planlar farklı dönemlerde değiştirildi. Üstelik bir alanın imar planında yapılaşmaya açılmasıyla doğrudan dere yatağında inşaat yapılmasına izin verilmesi aynı şey değil. Bu açıdan bazı dönem noktalarına bakmakta fayda var:

1980 - 2000 Sanayi, ulaşım ve hızlı kentleşme: İstanbul'un batıya ve kuzeye doğru büyümesiyle dere havzalarının çevresinde sanayi, konut ve yol yatırımları arttı. Bu dönem için özellikle Ayamama, Kâğıthane ve Alibeyköy havzalarının eski imar planları, sanayi bölgesi kararları ve kamulaştırma kararları öne çıkıyor. Bu dönem için daha çok ilçe ve bölge bazındaki planlar belirleyici oldu.

2006 - İstanbul Çevre Düzeni Planı: İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi 14 Temmuz 2006'da 1/100.000 ölçekli planı kabul etti. Plan 22 Ağustos 2006'da onaylandı ancak İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nin 21 Mart 2008 tarihli kararıyla iptal edildi. Bu nedenle 2006 planını yürürlükte kalıcı bir karar gibi değerlendirmemek gerekiyor.

2009 - 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı: İBB Meclisi'nin 13 Şubat 2009 tarihli, 103 sayılı kararıyla kabul edildi; 15 Haziran 2009'da onaylandı. İBB'nin resmi plan arşivine göre plan yürürlükte bulunuyor. Bu plan, dere vadileri ve ekolojik koridorların nasıl ele alındığını değerlendirmek için temel belge. Dere yataklarının her birindeki yapılaşmayı anlamak için 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli planlara da bakmak gerekiyor.

2012 - Ayamama çevresindeki parsel ve yeşil koridor kararları: İBB Meclisi’nin Ekim 2012 tarihli komisyon belgesinde, Ayamama Deresi güzergâhında aktif yeşil alan koridoru oluşturulması hedefi açıkça yer alıyor. Belgede bazı parseller için ticaret ve hizmet alanı ile yeşil alan kararları tartışılıyor, yapı yoğunluğunu artırıp yeşil alanı azaltacak taleplere itiraz ediliyor. Bu belge, aynı bölgede tek başına yapılaşma kararlarının değil, yapılaşmayı sınırlamaya çalışan kararların da bulunduğunu gösteriyor.

2019-2022 Üst ölçekli plan değişiklikleri: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın arşivinde İstanbul için kentsel gelişme, sanayi ve depolama, yerleşik alan ve havza içi rehabilitasyon amaçlı çok sayıda 1/100.000 ölçekli plan değişikliği bulunuyor. Örneğin havza içi rehabilitasyon amaçlı değişiklikler 13 Aralık 2019, 11 Şubat 2021 ve 3 Temmuz 2021 tarihlerinde onaylanmış. 

İBB Meclisi’nin 12 Nisan 2013 tarihli kararı, dere yapı yaklaşma sınırlarıyla ilgili 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğini kabul etti. Bu değişiklikte, dava konusu taşınmazlar üzerindeki dere koruma kuşağı kaldırıldı ve taşınmazların bir kısmı hektar başına 700 kişi yoğunluklu ticaret ve konut alanı olarak planlandı. 1/1.000 ölçekli uygulama planında da koruma kuşağı kaldırıldı. Bu belge çok önemli. Çünkü genel bir yapılaşma tartışmasının ötesinde, belirli bir plan değişikliğiyle dere koruma kuşağının kaldırıldığı ve ticaret-konut kullanımının öngörüldüğü somut bir örnek sunuyor.

2025'teki dere çevresinde plan değişiklikleri: Güncel dönemden somut bir örnek de Beykoz'daki Riva Deresi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yayımladığı duyuruya göre, Riva Deresi Çevresi 2. Etap için 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ve 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planına ilişkin itirazlar kapsamında hazırlanan değişiklikler 27 Ekim 2025'te onaylanarak, 27 Kasım 2025'te askıya çıkarıldı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Antalya’da iklim sınavı: COP31’in başarısını nasıl ölçeceğiz?

Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

Pelin Cengiz

·

06 Kas 2026

Antalya’da iklim sınavı: COP31’in başarısını nasıl ölçeceğiz?
AngstAngst
∙

HİKAYE

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

Alev Karakartal

·

06 Kas 2026

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1
AngstAngst
∙

HİKAYE

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pelin Cengiz

·

02 Kas 2026

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Vartan Estukyan

·

29 Eki 2026

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

Pelin Cengiz

·

28 Eki 2026

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat