İzlanda’nın Sessizliğinde Yaşam Dersi

İzlanda’dan doğa ve dayanıklılık üzerine notlar
İzlanda’nın Sessizliğinde Yaşam Dersi

147 - bmw i - Dünyahali hep
BMW i ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Ela Demiral

Sürekli insan merkezli düşündüğümüz bir dönemde, İzlanda’dan öğrenilecek çok şey var. Doğayı çoğu zaman kendi ihtiyaçlarımız üzerinden düşünüyoruz,  görülecek bir manzara, gidilecek bir rota, fotoğraflanacak bir yer ya da şehir hayatından kısa süreli bir kaçış. İzlanda ise bu alışkanlığı bozan yerlerden biri. Kuzey Atlantik’te yer alan ada volkanları, buzulları, jeotermal kaynakları, sert iklimi ve uçsuz bucaksız boşluk hissiyle doğanın gücünü ve büyüklüğünü hatırlatıyor. 

Büyük şehirlerde doğayla ilişkimiz çoğu zaman planlanmış alanlarla sınırlı kalıyor. Parklar, bahçeler, sahil yolları ya da kısa kaçış rotaları doğayla temas kurmamızı sağlıyor ama bunlar genellikle insan eliyle düzenlenmiş, şehir hayatının ritmine uyarlanmış yerler. 

İstanbul gibi bir metropolde büyüyüp daha sonra Londra’ya taşınmış biriyim ve büyük şehrilerde yaşamını sürdürenler için doğa, çoğu zaman bu kontrollü alanlar üzerinden deneyimleniyor. İzlanda’da ise doğa, planlanmış bir mola alanı gibi değil, kendi zamanı ve sertliğiyle var olan bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Benim çalışma alanım toplumlar, insan ilişkileri ve materyal kültür etrafında şekilleniyor. Özellikle Doğu bağlamında şehirleri, kutsal yapıları, sanat nesnelerini, müzeleri ve tarihsel katmanları düşünmeye alışığım. Bu yüzden mekanları genellikle insanın bıraktığı izler üzerinden okuyorum. İzlanda’da ise bu izler geri çekiliyor, rüzgâr, lav, buz, yosun, deniz ve hayvan yaşamı öne çıkıyor. Bu da bana dünyayı anlamak için her zaman insan izini takip etmek gerekmediğini, bazen odağı insandan alıp dünyanın kendi haline çevirmek gerektiğini hatırlattı. Temiz havaya, açık alana, sessizliğe ve insan ölçeğini aşan bir doğa deneyimine ulaşabilmek, insanın bedensel ve zihinsel iyiliğiyle doğrudan ilişkili. Az önce de ifade ettiğim gibi, büyük şehirlerde doğa çoğu zaman düzenlenmiş alanlara sıkışıyor. İzlanda’da ise bu sınırlar yok. Doğa, insanın kendisini ve çevresini yeniden düşündüğü daha büyük bir gerçeklik. Fakat İzlanda’nın etkisi yalnızca bu büyüklük hissinden kaynaklanmıyor, asıl düşündürücü olan, bu sert coğrafyada yaşamın ne kadar hassas dengeler içinde asırlardır var olabildiği.

Peki ya İzlanda’da biyoçeşitlilik?

Bu kadar güçlü, geniş ve etkileyici görünen bir coğrafyada canlı çeşitliliğinin neden birçok bölgeye göre daha sınırlı olduğunu ve bunun ekosistemi nasıl etkilediğini merak ettim. Bu soruyu biyolog Prof. Dr. Utku Perktaş’a yönelttim. Perktaş, İzlanda’da biyolojik çeşitliliğin özellikle kara ve tatlı su ekosistemlerinde sınırlı olduğunu aktardı. Bunun nedenleri arasında adanın okyanusla çevrili ve izole olması, canlıların son buzul çağından bu yana adaya yerleşmesi için görece kısa bir zaman geçmiş olması, kısa büyüme sezonu, sert iklim koşulları, volkanik yapı ve tarihsel insan etkisi bulunduğunu belirtti. Buna karşılık deniz ekosistemlerinin, sıcak ve soğuk akıntıların karşılaşması nedeniyle kara ekosistemlerine göre daha üretken ve zengin olduğunu söyledi. 

Perktaş’ın aktardıkları, İzlanda’dan çıkarılacak önemli bir dersi gösteriyor: Biyoçeşitlilik yalnızca tür sayısıyla ölçülemez. İzlanda’daki sınırlı biyoçeşitlilik, siyah ve gri tonların hakim olduğu bir manzara içinde ilk bakışta az görünse de, bu “yoksul doğa” anlamına gelmiyor. Burada doğa kendini bolluktan çok dayanıklılıkla gösteriyor. Lavların üzerinde tutunan yeşil yosunlar, kıyılardaki deniz papağanları, soğuk sulardaki balinalar, yunuslar ve sert rüzgara rağmen varlığını sürdüren bitkiler, bu coğrafyada yaşamın çoğalarak değil, direnerek görünür olduğunu hatırlatıyor.

 Kayıp hikayesinin ötesinde 

İzlanda’dan öğrenilecek bir diğer şey de biyoçeşitliliği tehdit eden hatalardan dönmenin mümkün olduğu. İnsan müdahalesi, erozyon, orman kaybı, aşırı kullanım ve balina avcılığı gibi pratikler adanın ekosistemlerinde iz bıraktı. Fakat İzlanda bugün bu etkilerin yalnızca bir kayıp olarak kalmak zorunda olmadığını gösteriyor. Yerli bitki örtüsünü koruma, huş ormanlarını yeniden canlandırma, hassas doğa alanlarına dikkat çekme ve balina gözlem kültürünü geliştirme gibi adımlar, doğayla kurulan ilişkinin değişebileceğini hatırlatıyor.

Benim İzlanda deneyimimin en güçlü anlarından biri de balina izlemek için denize açıldığımız zamandı. Balina gözleminden sonra aklıma çocukluğumdan kalan, o ana kadar izlediğimi bile unuttuğum “Free Willy” filmi geldi. Daha sonra filmde Willy karakterini canlandıran orka Keiko’nun İzlanda’yla doğrudan bir bağı olduğunu öğrendim. Keiko, 1979’da İzlanda açıklarında yakalanmış, yıllar süren esaretin ardından 1998’de yeniden İzlanda’ya, Vestmannaeyjar’daki Klettsvík Körfezi’ne getirilmişti. Keiko’nun hikayesi, özgürlük fikrini hatırlattığı kadar, balinaların uzun yıllar boyunca eğlence, gösteri ve ticaret endüstrilerinin parçası haline getirildiğini de gösteriyor. İzlanda’da balina avcılığının geçmişi yüzyıllar öncesine uzanıyor, 19. yüzyılda modern ticari yöntemlerle daha endüstriyel bir boyut kazanıyor. Bugün ise tablo daha umut verici. Ticari balina avcılığı tamamen bitmiş olmasa da İzlanda, balina gözlem turizmi, kamuoyu baskısı, hayvan refahı tartışmaları ve deniz canlılarını korumaya yönelik girişimlerle geçmişe göre önemli bir dönüşüm geçirmiş durumda. Vestmannaeyjar’daki Klettsvík Körfezi bugün aynı zamanda dünyanın ilk açık deniz balina koruma alanına ev sahipliği yapıyor. 

Bir canlıyı görmek istemek, ona yaklaşmak, onu kaydetmek ve onun hikayesi üzerinden özgürlük fikrini düşünmek, insanın doğa karşısındaki merakını ve sorumluluğunu aynı anda gösteriyor. İzlanda’nın bugün balina koruma alanları ve gözlem kültürüyle yol kat etmiş olması önemli fakat Keiko’nun hikayesi doğayı sevmenin onu kendi yaşamımızın zorla parçası haline getirmek anlamına gelmediğini de hatırlatıyor. 

Bazen doğaya saygı duymak, onun mesafesini kabul etmekten geçiyor. Bugün sürekli insan merkezli düşündüğümüz bir dünyada, İzlanda bu bakışı yavaşlatan bir yer. 

Orada doğa insana uyum sağlamıyor, kendi ritmi, sertliği ve kırılganlığıyla var oluyor. Belki de İzlanda’dan öğrenilecek en önemli şey, doğaya bakarken önce kendi beklentilerimizi değil, dünyanın kendi halini görmeye çalışmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

171: Biyoçeşitlilik Dosyası 🐞

Biyoçeşitlilik ve yaşamın görünmeyen ilişkileri, doğa tarihi, şehirde doğayı fark etmek, İzlanda’dan gözlemler ve biyoçeşitliliğin farklı yüzleri bu sayıda sizleri bekliyor.

14 May 2026

BMW i ile birlikte
 Bernd 📷 Dittrich, Unsplash

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fısıldayan ağaçlar

Ağaçların Görünmez İletişim Ağı ve Doğanın Dili

01 Tem 2026

Fısıldayan ağaçlar
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek

Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj

01 Tem 2026

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fıstık Ağacı

Bir Coğrafyanın Hafızası: Fıstık Ağaçları

01 Tem 2026

Fıstık Ağacı