İzmir İktisat Kongresi ve fiyat istikrarı sunumu


Bugünkü Exante yayını Yatırım Finansman ile birlikte ulaştı.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci günü “Vicdana Davet” temasıyla gerçekleşti.
Merkez Bankası ve Araç Bağımsızlığı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Dr Hakan Kara, kongrenin ikinci gününde fiyat istikrarı ve finansal istikrar üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Kara, sunumuna Türkiye’nin yüz yıllık enflasyon grafiğiyle başladı ve TCMB kanunları ile enflasyon arasındaki ilişkinin üzerinde durdu.
“Türkiye 1970’lere kadar enflasyon problemi yaşamamış. Enflasyon 70’lerde başlıyor. Merkez bankasının 1970 kanununda çok ciddi bir revizyon yapılıyor ve merkez bankasının KİT’lere kredi açmasının yolu yapılıyor. Ondan sonra Merkez Bankası KİT’lere devasa krediler açıyor. Aynı zamanda 70 kanunundaki temel değişiklerinden biri ile Hazine, merkez bankasının ana hissedarı oluyor. Böylece Merkez Bankasının biraz siyasleşmesinin yolu açılıyor.” ifadelerini kullanan Kara, bu süreci takiben, dış etkenlerle de birlikte Türkiye’nin 30 yıl yüksek enflasyon yaşadığını ve enflasyonun 1994 yılında üç haneye yükselmesinin akılları başlara getirerek, bu alanda birtakım çabaları tetiklediğini belirtti.

Kaynak: Hakan Kara
1994 ve 1998 yıllarındaki düzenlemelerin ardından 2001 yılında merkez bankasının kanunen araç bağımsızlığına sahip olduğunu ifade eden Kara tarafından hazırlanan sunumda, 2001 yılından sonra enflasyonda ciddi gerileme kaydedildiği görülüyor.

Kaynak: Hakan Kara
Öte yandan merkez bankası başkanlarının görev sürelerine de dikkat çeken Kara, Türkiye’nin 1995 ile 2015 yılları arasında merkez bankasına fiili bir bağımsızlık tandığını ve bu 20 yıl boyunca enflasyonun üç haneden tek haneye indirildiğine dikkat çekti.
Kara ayrıca, merkez bankası kanununun araç bağımsızlığını sağlamak adına tek başına yeterli olmadığını, siyasi otoritenin kurumun araç bağımsızlığına izin vermesinin ve toplumun da bunu desteklemesinin önemli olduğunu söyledi.
Sürdürülebilir fiyat istikrarı
Hakan Kara, uygulanan para politikası ve maliye politikası ile birlikte 2001-2008 yılları arasında enflasyonla mücadelede epey başarılı olunduğunu fakat bu sekiz senelik başarının kalıcı olmadığını ifade etti.
Reel kur endeksinin 2001-2008 döneminde bir anda 60’tan 160’a çıktığını ifade eden Kara, “Döviz kurunun denge değerini bilemezsiniz. Onu kimse bilemez. Ama bu kadar hızlı bir hareketi bu kadar kısa bir süre içerisinde gördüğümüz zaman, bunun sürdürülebilir olmadığı aşikâr” ifadelerini kullandı.
Bu noktada sürdürülebilir fiyat istikrarını sağlamak adına makro finansal dengesizliklerin birikmesini engelleyecek bir yapı kurmak gerektiğini belirten Kara, “Basiretli bir para politikası fiyat istikrarı için ön şarttır. Merkez bankasının araç bağımsızlığı kritik, onu da biliyoruz. Fakat son yıllarda gördüğümüz gibi siyasi otoritenin ve toplumun da bunu benimsemesi gerekiyor. Diğer türlü toplum benimsemezse, o zaman siyasiler merkez bankasını örseliyor ve toplum da bunu seyrediyor.” dedi. Kara ayrıca, “Bu yetmez, diğer kurumların para yaratma yetisinin de bir şekilde sınırlanması lazım” diyerek, bütçe disiplini ve mali kural konularına da dikkat çekti.
Sermaye akımları ve büyüme
Sermaye akımları ile Türkiye’nin büyüme serüveni arasındaki ilişkiye parmak basan Kara, “1980’lerin sonundan beri Türkiye dışa açılma sürecini hızlandırdı, sermaye piyasalarımızı serbestleştirdik. O dönemden bu yana sermaye akımları ile büyümeye baktığımız zaman, her yedi-sekiz yılda bir döngü yaşıyoruz. Önce yavaş yavaş sermaye girişleri oluyor, Türkiye büyüyor, sonra çakılıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Hakan Kara
Bu noktada aktarım mekanizmalarını anlamanın önemli olduğunu söyleyen Kara, Türkiye’de bu tür risklerin birikimini dikkate alacak bir kurumun oluşturulması ve bu döngüyü yumuşatacak araçların konuşulması gerektiğini ifade etti. Kara, bu araçları şu şekilde sıraladı:
- Sermaye akımlarının yönetimi
- Kredileri dizginleyebilecek, reel kurun aşırı değerlenmesini önleyebilecek döngüsel makro ihtiyati önlemler
- Yapısal makro ihtiyati politikalar, sağlam makro çerçeve
Kara, bu araçların kurumsal yapısının ise Finansal İstikrar Komitesi’nin yeniden yapılandırarak oluşturulabileceğini ifade etti.
“Artık zor işler yapmak lazım”
Kalkınma konusunda ucuz kredi, bol teşvik, rekabetçi kur reçetelerinin doğru olmadığına değinen Kara, verimlilik artışına dayanmayan bir üretim artışının enflasyonist bir üretim artışı olduğuna değindi. “Kaynaklar verimsiz dağılırken eğer kur üzerinden rekabetçiliği sağlamaya çalışırsanız, sonu enflasyon, sonu yoksulluk ve sonu gelir dağılımında bozulmayla gerçekleşiyor” ifadelerini kullanan Kara, öncelikle verimlilik artışına odaklanılması gerektiğini belirtti.

Kaynak: Hakan Kara
Verimlilik artışının sağlanması için hukuk sisteminden eğitim sistemine kadar geniş bir yelpazede reform yapmak gerektiğini söyleyen Kara, “Bunlar zor şeyler ama kolay lokma da kalmadı artık. Çünkü, gelecekteki refahın bir kısmı da harcandı, artık zor işler yapmak lazım. Yapamazsak 100 değil 1000 yıl daha bu problemleri konuşmaya devam ederiz." ifadelerini kullandı ve "Yeter ki birbirimizle kavga etmeyi bırakıp önümüze bakalım, aklın ve bilimin yoluna dönelim. Önümüz açık" diyerek sunumunu tamamladı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Avrupa Merkez Bankası ECB), politika faizini beklentiler dahilinde 50 baz puan artırdı. Karar beklentiler dahilinde gerçekleşti.
17 Mar 2023

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.

Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.




