KADINLARIN SINIFI


Cildine iyi gelen saflık: Etat Pur | Pure Active Hyaluronic Acid 1,6% ;
Hyaluronik asit , özellikle yaşlanma belirtilerini azaltmak isteyen aynı zamanda da aşırı kuru bir cilde sahip olan kişiler için olmazsa olmaz içerikler arasında yer alıyor. Güzellik endüstrisi, sahte vaatler ve "hepsi bir arada" mucizevi…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Hani 8 Mart kutlamalarına "Yalnız o emekçi kadınların günü," diyenler vardır ya — cümleyi okuduğun gibi bahsi geçen tiplerin aklına geldiğine ve ezber cümlelerini anımsadığına nedense eminim. Belki sen de benim gibi kelimelerinin ardından hissettirdikleri o yamuk gülüşü de hissediyorsun şimdi. Arkadaşına çiçek alırsın karışır, kutlamana da salça olurlar; profeminizmden bahsedersin, "Bu da ayrımcılık değil mi?" diye sorarlar ya onlar. İşte bu yazı, her yıl onlara gıcık olduğum için yazılıyor — ayrıcalıklarını fark edip özgürleşmeyi seçmeyenlere Aksu Bora'nın Kadınların Sınıfı: Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası kitabı pusula olsun istiyorum.
Kelimelerimi 8 Mart'ın tarihini anlatarak toparlamaya başlasam aynı klişe noktada hissedeceğimi fark ediyorum — eh, o hâlde 8 Mart 1987'de yayımlanan, Feminist dergisinin ilk sayısından bir kısmı paylaşayım ve Peter Parker'ın amcasının ölümünü birkaç kez izlediğimiz gibi seni sıkmayayım:

8 Mart 1987, Feminist dergisi
Metni sevgili Seda Yılmaz paylaştıktan sonra Ayşe Düzkan'ın Feminist dergisi anılarından birine denk geliyorum, ne şans. Meğer bahsini geçirdiğim manifesto, dergisinin artık kağıtlarına basılıp dağıtılmış; İstanbul'un en ünlü kışlarından birinde, insanların akıllarında yer bulmuş.
Emekçi vurgusu nasıl bağlam dışı kullanılıyor?
Ev işi, kültürel olarak değersizleştiriliyor; ev hizmetleri, kamusal alanda yapılan işlerden farklı değer ve kurallara tabi hâle getiriliyor. Emeği hayaletleştirilen ev hizmetinin ve bu hizmet üzerinden gerçekleştirilen sömürünün kadınlara sanki kadınlık ev üzerinden kurulmuyormuş gibi bir alt metinle dönüşünü gördüğümde şaşırmaya yüzüm yok — patriyarkal düzen bir kez daha ensemizde.
Aksu Bora, ev işi ve yuva işiyle ilgili pratikler çerçevesinde kurulan cinsiyet kimliklerinin, aynı zamanda sınıf, toplumsal statü ve kişisel kimliklerin kurulmasında doğrudan etkili olduğunu ileri sürüyor ve bu nedenle de kadınların ev ve ev işi hakkındaki kişisel anlatılarının, cinsiyet ve sınıfın kurulmasında işveren ve çalışan arasındaki etkileşimi analiz etmenin cinsiyet ve sınıf ilişkilerine bakmak için uygun bir giriş noktası sunduğunu söylüyor.
— Gül Özyeğin
Elbette, ev ve ev işleri meselesi de yaş, eğitim, sınıf gibi değişkenlere göre deneyimlerin çokluğuna tabi. Bu, patriyarkal kültürün merkezinde, meselenin ev üzerinden tanımlanıp yeniden üretildiği gerçeğini değiştirmiyor; aynı zamanda bu değişkenlerden bağımsız olarak varolurken "ev" üzerinden kurularak özel alana ve kadınlığa ait algılanıyor.
Kitapta "kadınlığın kurucu mekânı" olarak geçen ev, doğuştan yüklenen bir rol olarak ev içi emeğin yükünü kadınlığın sırtına yükleniyor. O hâlde sormak elzem: O zaman hangi kadın emekçi değil ki? Ayrıca kadınlar ev ve ev işleri için emeklerinin karşılığını alıp neden sigortaya bağlanmıyorlar? Ücretli ev hizmeti bir insan hakkı değil mi?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Öznelere göre Türkiye'de kadın olmak, 8 Mart ve Feminist Gece Yürüyüşü'nün anlamı ne? Ev içi emeğin sömürüsünü konuşalım mı?
08 Mar 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.




