Kamuya karşı kamuyu koruyanlar: Silivri’de neden bu kadar çok şehir plancısı var?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Gezi davası nedeniyle tutuklanan Tayfun Kahraman, bu ayın başında İBB operasyonlarıyla birlikte Silivri’de kendisiyle birlikte tutuklu bulunan şehir plancıların sayısının 5'e yükseldiğine dikkat çekti. Kahraman, aynı okuldan mezun olduğu Resul Emrah Şahan ve Gürkan Akgün'e Mehmet Murat Çalık ve Buğra Gökce'nin de eklenmesiyle sayısı 5'e yükselen Silivri'deki şehir plancıların, "rant ve vurgun düzenine karşı çıktıkları için" orada oldukları yorumunda bulundu.
Bu hafta ise kent suçları üzerine çalışmalarıyla da bilinen mimar ve fotoğrafçı Murat Germen gözaltına alındı. Peki tüm bunlar bir tesadüf mü?
Şehir plancısı ve akademisyen Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, şehir plancılarının iktidar kanadındaki rant beklentilerinin önünde çok büyük bir engel teşkil ettiğini belirterek durumun şaşırtıcı olmadığını ifade ediyor.
"Şehir plancıları bir anlamda rant kırıcı görevi üstlendi. O nedenle bugün Silivri’de, yönetici pozisyonunda bu kadar çok şehir plancısının bulunması şaşırtıcı gelmiyor."
Kamuya karşı kamuyu korumak isteyenler
Büyük toplumsal olaylara sahne olan dönemler, değişim ve dönüşüm talebinin giderek yükseldiği, siyasal alanın da sarsıldığı ve dönüştüğü dönemler olarak tanımlanabilir. 19 Mart itibarıyla Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasal çalkantıları da hem değişimin habercisi hem de toplumun taleplerinin daha yüksek sesle ifade edildiği bir dönem olarak görebiliriz.
Elbette baskıcı rejimler altındaki dönüşüm talebinin yükseldiği bu dönemlerin kendine has bazı özellikleri de var. Türkiye’de son yıllarda özellikle muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin, sendikacıların, işçilerin ve sesini yükselten kitlelerin şafak vakti kapılarına dayanılarak gözaltına alınmaları giderek yaygın bir uygulama hâline geldi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ve CHP yönetimindeki belediyelere yönelik operasyon ve soruşturmaların ardından ülke genelinde düzenlenen kitlesel eylemlerde gözaltına alınan gençler, öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler, avukatlar ve yerel yöneticiler durmak bilmeyen bir çarkın dişlileri arasında ezilmek isteniyor.
- Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken bir meslek grubu daha var: Türkiye’de AK Parti iktidarları döneminde kelimenin tam anlamıyla “kamuya karşı kamuyu ve kamusal varlıkları korumaya çalışan” şehir plancıları.
Gezi Davası hükümlüsü şehir plancısı Tayfun Kahraman, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan büyük operasyonun ardından Silivri'de kendisiyle birlikte beş şehir plancısı olduğuna vurgu yaparak, "Bu tesadüf değil. Çünkü şehir plancılığı mesleği, kamu yararını önceleyen doğası gereği şehirlerimizin planlı, sağlıklı, güvenli olması için çalışmayı gerektirir. Bu bazılarının rant musluklarının kesilmesi demek. Kenti rant alanı olarak gören anlayışın, imar aflarının, akla ve bilime aykırı her türlü girişimin engellenmesi demek" ifadelerini kullandı.
Şehir plancılarına yönelik operasyonlar tesadüf mü?
Tayfun Kahraman’ın yaptığı bu açıklamanın ardından akıllara şu soru düştü: Neden bu kadar çok şehir plancısı tutuklu?
- Bunun tesadüf olmadığı çok açık. Bu doğrudan bir meslek grubuna ve ranta karşı mücadele eden tüm demokratik toplum kuruluşlarına karşı bir gözdağı verilmek istenmesi anlamına da geliyor.
Kahraman’ın dikkat çektiği bu noktanın ardından TMMOB Şehir Plancıları Odası da “Toplumcu Şehircilik ve Şehir Plancıları Neden Hedefte?” başlıklı bir açıklama yaparak, durumu değerlendirdi.
“Gezi Davası’nda tutuklanan ve yaklaşık üç yıldır cezaevinde bulunan Onur Kurulu üyemiz Tayfun Kahraman’ın ardından, son dönemde İBB’ye yönelik operasyonlarda meslektaşlarımız Gürkan Akgün, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık ve Buğra Gökce de tutuklandı.
Yıllardır, Odamızın Yönetim Kurulu üyelerine de Kanal İstanbul, Gezi Davası gibi konular üzerinden sürekli olarak soruşturmalar açılmakta, yargı tehdidi sürdürülmektedir. Kanal İstanbul, İmrahor, Akbelen gibi doğa ve halk düşmanı projelere kentlerimizi parsel parsel sermayeye sunanlar el üstünde tutulurken, ekosistem sürdürülebilirliğini şiar edinen meslektaşlarımız soruşturmalar geçirmekte, cezaevine konmaktadır.
Elbette, şehir plancılarına yönelik yoğunlaşan bu saldırılar tesadüf değildir. Özellikle AKP döneminde rant odaklı kentsel müdahaleler üzerinden sermaye birikimine dayalı paradigma karşısında en büyük mücadele araçlarından biri kamu yararı, kent hakkı kapsamında yürütülen kentsel mücadeleler oldu.
Rant ve talan politikaları yerine toplum yararını önceleyen şehir plancıları ve mesleki etik ilkeler çerçevesinde yürütülen şehir planlama faaliyetleri, verilen kentsel mücadelelere mesleki ve teknik bilgi sunarak bu hareketlerin zenginleşmesine zemin sundu, yürütülen hukuki mücadeleler projelerin hayata geçirilmesi sürecinde en önemli tehditlerden biri oldu.
Bugün, tamamı geçmişte Odamızda çeşitli düzeylerde yöneticilik görevi üstlenen arkadaşlarımızın tutuklanması, Oda Yönetim Kurullarımızın hedef alınması, rant yerine park, talan yerine halk dedikleri içindir. İstanbul'da, topluma nitelikli kamusal mekan kazandırmak için yapılan müdahaleler, planlama ajansının kurulması, yarışmalar yoluyla kamusal alanların tasarlanması, miras alanlarının yeniden kamuya kazandırılması gibi ilerici, kamucu uygulamaların arkasında bu şehircilik paradigması ve bu paradigmanın temsilcisi yüz akı meslektaşlarımız bulunmaktadır.”
Şehir plancılar bir anlamda 'rant kırıcı' görevini üstlendi
Geçen yıllarda TMMOB Şehir Plancılar Odası İstanbul Şubesi Başkanlığı görevini üstelenen akademisyen Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu’na da aynı soruyu sorduk: Bu kadar şehir plancısının tutuklu olması tesadüf mü?
Gezi de dahil olmak üzere pek çok projeye yönelik verilen mücadelelerin şehir plancılarını ön plana çıkardığını ifade eden Giritlioğlu, “Özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ve ilçe belediyelerinde yönetici pozisyonunda yer almaları şehir plancılarında olan ilgiyi artırdı” diyor:
“Özellikle 2019 yerel seçimleri sonrasında belli belediyelerde yönetimlerin değişmesi ve şehir plancılarına yönetici kadrolarında daha çok yer verilmesi, başkanlık makamlarında şehir plancılarının sayısının artması, bugünlerin altyapısını oluşturdu. Kent bazında çok büyük mücadeleler sürdürülüyor. İstanbul belki de bunun en önemli örneği.
Kamu arazilerinin satılması, dönüştürülmesi, sermayeye peşkeş çekilmesi, mega projeler, yıllardır TMMOB bünyesinde devam eden mücadeleler… Bütün bunlar iktidar kanadındaki rant beklentilerinin önünde çok büyük bir engel teşkil etti.”
Kanal İstanbul tartışmanın neresinde?
Ekrem İmamoğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında geçmişte sert tartışmalara konu olan Kanal İstanbul ile ilgili olarak Giritlioğlu şu değerlendirmede bulunuyor:
“Elbette Kanal İstanbul da bunun bir parçası. 2012’den bu yana devam eden, 2020 sonrası planlar yapılmaya başladıktan sonra da dava süreçlerinin eklendiği uzun soluklu aktif bir mücadele var. Her aşaması takip edildi, bilim kurulları oluşturuldu, bilirkişi keşifleri yapıldı, mahkeme keşiflerinde şehir plancılar önemli rol oynadı. İBB ile Odalar ortak çalıştaylar yaptılar, bu güçbirliği birilerini rahatsız etti.
O yüzden tek neden olmasa da belki de Kanal İstanbul, zincirin halkalarından biridir. Plancılar her zaman aktif rol oynayarak, planlama ilkeleri ve planlama esasları açısından yapılanların yanlış olduğunu çok net bir biçimde söyledi.”
Giritlioğlu, geçmişten bugüne yaşanan gelişmeler ekseninde şehir plancılarının kritik rolünü ise şöyle anlatıyor:
“2011’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulması, bakanlığa verilen yetkilerin artırılması ve daha sonra başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte sistem daha da merkezileşti. Bu kırılma noktalarıyla birlikte değerlendirdiğimizde plancıların bu süreçte çok önemli rol oynadığını görüyoruz. Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nın yapılmaması gibi kazanımlar elde ettiler. Bunun için çok büyük bedeller ödendi, arkadaşlarımız hâlâ içerdeler, hak etmedikleri muamelelerle karşı karşıyalar.
Yaşananlar, planlamacılara iktidar tarafından verilen gözdağının kanıtı. Doğrudan bir meslek grubuna yönelik bir sindirme politikası olduğunun işaretlerini görüyoruz ve bunun sistemli bir şekilde devam ettirildiğine üzüntüyle şahit oluyoruz.
Arkadaşlarımız bunu hak etmiyor, çünkü bizler kamu yararına çalışan ve meslek hayatı boyunca da böyle çalışmış insanlarız. İçerdeki arkadaşlarımız bu mücadeleleri yıllarca meslek odalarında verdiler, yönetim kadrolarına geçtiklerinde de bu ilkelerinden taviz vermediler ve maalesef bunların sonuçları çok acı bedellerle ödeniyor. Bu bedeli aslında hepimiz ödüyoruz.Merkezî yönetimle yerel yönetimin birbirinden ayrı olması ve dengelerin değişmesi durumu daha da keskinleştirdi. Başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte kente yönelik müdahalelerin artması, sermayenin rolünün değişmesiyle yeni dengelerin gelmesi bugünün altyapısını hazırladı.
Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı seçilmesiyle birlikte bir güçbirliği doğdu. Uzun yıllar meslek odalarıyla belediyeler arasındaki kapılar kapalı tutulduğu, engeller koyulduğu için ne süreçlere katılabilmiştik ne işbirliği yapabilmiştik.
Ne yazık ki kamuya karşı kamuyu ve kamusal varlıkları korumak zorunda kalan bir meslek grubu olduk. Bugün yapılan kamulaştırma işlemlerine bile güvenle bakamıyoruz, kamunun eline geçen bir malın ne amaçla kullanılacağını bilemiyoruz. Kime tahsis edilecek, kime devredilecek bilemez hâldeyiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




