Konser iptallerinin öteki yüzü


Odeabank’ın Eşit Masallar ’ı Türkiye turnesinde İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 25. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, " Bu İşte Bir Kadın Var " teması altında ilk kez tiyatro sahnesinde sergilenen Eşit Masallar projesi Türkiye turnesine çıkıyor. Nedir? Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının küçük yaşta geliştiğine inanarak çocuklar eşit bir yarına uyansın diye Dünya klasiği masalları eşitlikçi bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan Odeabank ve Can Yayınları, Eşit Masallar ’ı ortaya koyuyor. Turne yolculuğuna 14 Mayıs’ta Kayseri’de başlayan ve sonrasında Konya, Gaziantep, Hatay şehirlerinde sahne alan oyun 11 Haziran’da İzmir’de, 12 Haziran’da Muğla ve Bodrum’da, 18 Haziran’da Adana’da ve 19 Haziran’da Mersin’de sahnede olacak. Bugün: Masallardaki toplumsal cinsiyet kalıplarına alışılmışın dışında yorumlar getirerek hem çocukların hem büyüklerin ufkunu açan Eşit Masallar, 2-5 Haziran tarihleri arasında Odeabank sponsorluğunda düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali kapsamında bugün saat 18:00’de Bergama Sokakları’nda sahne alacak. Gelecek program: Turnenin devamında Bergama’dan İstanbul’a gelecek olan oyun, 4 Haziran Cumartesi günü saat 11.30’da, 5 Haziran Pazar günü ise 11.00’de KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek Yaratıcı Çocuk Festivali ’ nde izleyicilerle buluşacak.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Ben bu ülkenin kadınıyım. Fikirlerimle, vizyonumla, hayallerimle her yeni gün geleceğe sanatımı işliyorum. Genci yaşlısı milyonlarca sevenim var. Birkaç kendini bilmeze kalmadı benim ahlakımı sorgulamak,kadınlık onuruma laf atmak.
— Melek Mosso
Çok cici sanatçılar olmamızı istiyorlar. Hiç konuşmayalım, sadece şarkı söyleyelim. ‘Aman çevreymiş, aman barışmış, hiç öyle şeyler yazmayın; sadece şarkınızı söyleyin, her yerde size sahne var,’ diyen durumun karşısındayız. Böyle olduğundan da iptaller oluyor.
— Niyazi Koyuncu
Âşıklar hakikati ispatlayanlardır, biz de bu yolda ilerlemeye devam ediyoruz. Gücümüzün yettiği, sevginizin olduğu her yerde paylaşarak birlikte büyüyeceğiz. Bizler 'kaslarınızı' geliştireceğiniz kum torbası değil, ancak yüreğinizi ve vicdanlarınızı güçlendirmenin fırsatlarıyız."
— Aynur Doğan
Neler yaşandı?
Geçtiğimiz haftalarda ardı ardına gelen konser iptali haberlerini okuduk. Çok sayıda sanatçı ve müzisyeni etkileyen iptaller, kimi zaman valilik veya belediyelerce kimi zaman organizasyon şirketlerince gerçekleştirildi. Her biri farklı gerekçeler açıkladı ancak kamuoyunun düşüncesi ortaktı: İptallerin gerekçelerinin ardından bir gözdağı vardı.
Yasak haberleri, Eskişehir’de düzenlenmesi planlanan AnadoluFest’in iptaliyle başladı. Eskişehir’de Valilik, etkinliğin düzenleneceği 12-15 Mayıs’ı kapsayan 15 günlük bir etkinlik yasağı başlatmış, festival organizatörleri yeniden 9-12 Haziran tarihlerinde etkinliği sürdürmek istemiş ancak bu talebin de çözümsüz kaldığı bildirilmişti.
Hemen ardından Kocaeli'nin Derince ilçesindeki konseri belediye tarafından yapılan "detaylı inceleme" sonucunda konserin "uygun olmadığı"nın "tespit edilmesi" sonucu iptal edilen Aynur Doğan'ın Bursa'da gerçekleştireceği konserin de haberi geldi.
Daha sonra Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin Muş’taki, Apolas Lermi'yle Mikail Arslan'ın İstanbul Bostancı'daki, Niyazi Koyuncu'nun Pendik’teki, Mem Ararat'ın Bursa'daki konseri iptal edildi.
Sanatçı Melek Mosso'nun Isparta’da gerçekleştirileceği konserin Millî Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği Isparta Şubesi’nin yayımladıkları açıklamada belediyenin "halkın inanç ve gelenekleriyle uyuşmayan" konserler düzenlendiğini iddiası üzerine iptal edilmesi de kamuoyunda büyük tepki topladı.
Mosso'yla sahneye çıkacak Funda Arar ve Derya Uluğ da sanatçıya destek için konsere çıkmama kararı aldıklarını duyurdu. Isparta’da üç kadın sanatçı yerine Seda Sayan, Niran Ünsal ve Işın Karaca’nın sahne alacağı açıklandı.
“Sonrasında pişmanlık doğuracak politik bir mesele”
Gazeteci Ozan Gündoğdu, yasakları değerlendirdiği podcast'inde Ahmet Kaya’nın 1990’larda yaşadığı süreci ve maruz kaldığı linci hatırlatarak Kaya’nın başına gelenleri Aynur Doğan’ın ve Melek Mosso’nun yaşadıklarına benzetiyor. Konserlere yönelik verilen iptal kararların gerekçelerinin sağlam bir zeminin olmadığının ve kararların ardından gerekçelere yönelik yapılan açıklamalarda “toplumun tepkisini toplayabilecek nedenlerin gösterildiğinin” altını çizen Gündoğdu, bu tür yasakların sonrasında pişmanlık doğurabileceğini de vurgulayarak şunları söylüyor:
İki yasak da ülkeyi sıkan ve geren iklimin bir parçası. Aynur Doğan yıllardır Türkiye’de konserler veriyordu ancak iklim değişmişti bir anda, Akdeniz değildi. Kürtçe müzik varoluşsal olarak politikleşti. Aynur Doğan da varoluşsal olarak o konserdeydi. Bu onu ne terörist ne sempatizan yapar. Buna karşın Doğan’ın konserinin iptaline ilişkin kampanyada tam tersi oldu. PKK’nın yaptığı tüm kanlı katliamlar Aynur Doğan’a mâl edildi. Doğan’ın konserlerine devam etmesini savunmak PKK’nın katliamlarına onay vermek anlamına geliyordu. Öyle bir hava estirildi.
“Toplumsal bir kuşatma”
BirGün yazarı Güven Gürkan Öztan, Gezi Parkı eylemlerinin 9. yılı dolayısıyla kaleme aldığı yazısında yasakları, “toplumu kuşatma” olarak değerlendiriyor. Öztan, şu ifadeleri kullanıyor:
Seçim sathı mailinde iktidar, moda deyimle tüm tuşlara aynı anda basıyor, hem de 2013 öncesinden daha büyük bir iştahla. Hem sosyal ve dijital medyaya pranga vurmaya hem konser-etkinlik yasaklarıyla toplumun büyük bir kısmını kuşatmaya hem de sınır ötesi operasyon aracılığıyla Meclis muhalefetini birbirine düşürmeye çalışıyor.
Gezi Parkı eylemlerinin de bu “pranga vurulmaya karşı gösterilen bir direniş” olduğunu hatırlatan Öztan, “Gezi birikimi, mekânı ve tek tek bireyleri aşarak bugüne dair bir şey söylüyor: Doğrudan demokrasi diyor, laiklik diyor, eşitlik diyor, özgürlük diyor,” cümlelerine de yer veriyor.
“Tekelleşme ve tek tipleşme”
Daha önce Aposto!'ya Beyoğlu Kültür Projesi için konuşan TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, şu ifadeleri kullanmıştı:
Biraz ondan, biraz bundan anlayışı, iktidarın kapsayıcılık kavramının henüz çok uzağında olduğunu ve sadece bir kolaj ortaya koyduğunu gösteriyor. Kapsayıcı bir anlayış, bir bireyin ve/veya grubun kendini toplumun parçası hissetmesiyle, değer verilme ve saygı görülmeyle açığa çıkan bir yaklaşımı içerir. Kaynakların ve hizmetlerin bu yönde ve adil bir biçimde paylaşımını esas alır.
Çok sesliliğin ve farklı grupların iktidar kanadından maruz kaldığı ayrımcılık, hükümetin tek tipleşme ve tekelleşmeye yönelik bir çabası olduğunu ve farklılıktan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalıştığını değerlendirmek yanlış olmaz.
Pandemi gerekçesiyle başlatılan müzik yasağının günümüzde hâlâ farklı nedenlerle devam ediyor olması ve bu konuda sürekli olarak çalışmaların gerçekleştirildiğinin vurgulanması, müziğin “iktidar kanadında politikleştiğinin bir göstergesi” olarak yorumlanabilir.
Geniş pencerede bu politiklik yalnızca müziği değil, eğlence sektörüne dâhil olan her alanı kapsıyor. Kesin bir gerekçelendirmenin olmamasıyla birlikte hükümetin eğlence sektörüne karşı net olumsuz tavrı ve bu tavır bağlamında aldığı yasak kararları yaşam tarzını müdahaleyi gözler önüne seriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
75. Cannes Film Festivali çıktıları; Yola Devam incelemesi; Florence + The Machine'in yeni albümü Dance Fever; Türkiye'de konser iptalleri.
03 Haz 2022

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



