Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.
“Pek çok şey düşünürdüm de egzersiz yapmanın bağımlılık olarak adlandırılabileceğini düşünmezdim.”
38 yaşında eklem ağrısı şikayetiyle doktora giden Suat, “egzersiz bağımlısı” olduğunu öğrenen biri. Haftanın 6 ya da 7 günü düzenli antrenman yapan, yapmadığı zamanlarda kendini “hantal” hisseden ve her ay antremanlarını güncelleyen Suat için bu, teşhisi aldığı güne kadar, “disiplinden” ibaret bir rutinmiş:
“Doktora gittiğimde antrenman yapmaya ara vermem gerektiğini söyledi. Bunu söyler söylemez itiraz ettim çünkü hareket etmediğim bir yaşam tarzını düşünemiyordum. Bu konuda ciddi olduğunu vurgulayınca bundan rahatsız olacağımı, antrenman yapmazsam ruh sağlığımın bozulduğunu söyledim. Bunun üzerine bana yaşadığımın bir ‘bağımlılık’ olabileceğini söyledi.”
Sporu bir bağımlılık olarak görmek pek çoğumuza tuhaf gelebilir. Oysa 1970’li yıllarda egzersiz kalitesinin uyku üzerine etkisini araştıran Dr. Frederick Baekeland, spor ve hareketin saplantı ve bağımlılık yaratabildiğini tespit etti. Araştırmaya göre, katı egzersiz programlarına uyan bireyler, bu programdan vazgeçmeleri istediğinde olumsuz fiziksel ve psikolojik sonuçlara rağmen, bu disiplinden vazgeçmeyi reddettiler.
- Bugün konuya ilişkin incelemeler artmış durumda. Egzersiz, stres azaltıcı bir yol olarak halen önerilmeye devam ediyor ama “bağımlılık” yapma ihtimali de daha sık dillendiriliyor.
Peki bağımlılık nasıl ortaya çıkıyor? Normal bir rutinde egzersiz için ayrılan süre, kişinin bedensel kapasitesine göre şekillenirken bağımlılık durumunda kişilerin yapabileceklerinin çok üstünde egzersiz eğiliminde olduğu görülüyor. Egzersiz yapmadığında huzursuzluk duyma, vicdan azabı çekme, telafi etmek için günlük rutini veya sosyal ilişkileri ihmal etme, yaralanma vs. durumunda ara vermekte zorlanma, bu bağımlılığın en sık görülen semptomları arasında. Suat’ın hikayesine geri dönelim:
“Doktorun uyarısına rağmen spor yapmaktan kendimi alıkoyamadım. İlk başlarda daha az zorlayıcı olduğunu düşündüğüm bir rutin oluşturdum. Açıkçası aklımın bir köşesinde spor yapmazsam bedenimin kontrolünü kaybedeceğim fikri vardı.
Eklem rahatsızlığım giderek arttı ve sonunda zaten spor yapamaz hâle geldim. Bu sefer de çok fazla stres altında hissettim kendimi. Terapi desteği almam gerektiğini farkettim. Psikiyatristim de ortopedistin sözlerini doğruladı.
Yıllar önce zor bir dönemden geçerken başladığım egzersizler benim için hayatla başa çıkma, mutluluk hormonu salgılama yöntemine dönüştü. Kimi zaman sosyal ilişkilerimi bile egzersiz yapmak için ihmal ettim. Sonuçta egzersiz yaparken kendimi iyi hissettiğimi düşünüyordum ama hastalandığım hâlde vazgeçememek sorun olduğunu anlamamı sağladı. Şimdi daha iyiyim ve kontrollü bir rutinim var. Antidepresan da kullanmaya başladım.”
'Geleceğim başlamadan bitti gibi hissediyorum'
Bağımlılık denilince ilk akla gelen konular arasında ise madde bağımlılığı var. TÜİK’in "2024 Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar" bültenine göre, 2023 yılında uyuşturucu kullanma, satma veya satın alma suçuna karıştığı için güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısı 8 bin 617 iken 2024 yılında bu sayı 16 bin 563’e yükseldi.
Bu verilere karşılık, dikkat çeken bir başka veri daha var: Kumar bağımlılığının artışı. Yeşilay’a başvuran kişi sayısında önceki yıllara oranla kumar sorunu önce çıkıyor. 2024 yılında kumar bağımlılığı için başvuranların sayısı ilk kez alkol ve uyuşturucu nedeniyle yapılan başvuruları geçti.
Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç verdiği röportajda bu yükselişe dikkat çekiyor:
“Sanal kumar bağımlılığının ne yazık ki yükseldiğini üzüntüyle görüyoruz. Bu sebeple, Yeşilay olarak davranışsal bağımlılıklara karşı mücadelemizi daima ön planda tutuyoruz. Önleme ve farkındalık faaliyetlerimizi artırarak insanımızı bu tür zararlı alışkanlıklardan koruyoruz.”
Sanal kumar bağımlılığı yüzünden hesapları bloke edilen ve iş akdi feshedilen Akın 26 yaşında. 3 yıldır çeşitli sitelerde oynadığı oyunlarda 2 milyondan liranın üzerinde para kaybettiğini düşünüyor. Ailesiyle arası bozulan ve bu süreçte annesinin hastalanmasına neden olduğunu düşünen Akın, profesyonel destek alıyor:
“Gençliğimin başlamadan bittiğini düşünüyorum. Her zaman içe kapanık biriydim. Sosyalleşmek bana zor geldiği için sosyal medyada çok vakit geçiriyordum. Bir arkadaşımın ‘Kripto para kazandım’ demesiyle beraber bu sitelerle tanıştım. İlk başta küçük meblağlarla oyun oynadım ve hep kazandım. Mesela 50 lira yatırıyorsam gün sonunda 500 lira kazanıyordum. Çok cazip geldi.
Sonra ilk kez yüksek para koyduğumda elimdeki paranın tamamını kaybettim. Moralim bozuldu. Bir süre girmeyi bıraktım. Tekrar girdiğimde yine kazandım. Aslında sistem öyle işliyormuş. Sana ‘kaybettim’ hissi yaşatmayacak kadar kazandırıyor. O zaman ‘Bu tek seferlik bir şansızlık’ diyerek yeniden oynamaya devam ediyorsun. Sonunda o kadar çok kaybediyorsun ki, o açık asla kapanmayacak hâle geliyor.”
Akın'ın bu süreçteki kayıpları parayı da aşmış:
“Borçlandığında nasıl bir durumla karşı karşıya kalacağını da bilmiyorsun. Sanal bir dünya olduğu için gerçek hayatta karşılığı olmaz gibi hissediyor insan.
Üniversite zamanında bir perakende mağazasında çalışmaya başlamıştım, mağaza yöneticiliğine kadar yükselmiştim. Aslında makul sayılacak bir maaşım vardı. Okuduğum bölüm de Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi bölümüydü. Aileme ekonomik olarak destek oluyordum. Sonra maaşımın tamamını borçlara kapatmak için harcamaya başlamak zorunda kaldım.
Kardeşimin sağlık sorunları oldu, ben para veremedim. Ailem o zaman henüz durumumdan haberdar değildi. Giderek borç büyüdü, maaşıma haciz geldi. İşyerinde bu durum öğrenilince uyarı aldım. Düzeleceğim dedim, 1 ay bile geçmeden geri döndüm.
O dönemki müdürüm çok yapıcı biriydi, kredi kartı borcu yüzünden zorluk yaşayan personele de çok destek oluyordu. Bana ‘Böyle bir batağa düşersen kendini toparlaman yıllar sürer’ demişti. İnsan elbette büyüklerinin doğru söylediğini biliyor ama aklında ‘Ya müthiş bir para kazanırsam’ ihtimali hep duruyor.
Sonunda öyle bir borç yaptım ki, mağazadan ilişiğim kesildi. Tam o esnada annem kanser oldu. Ben ailenin kara koyunu hâline geldim. Babam benimle konuşmayı bıraktı. Onlar yıllarca kıt kanaat geçinmiş insanlar, hiç hayatlarında kumar olmamış. Milli Piyango bileti bile almamışlar. Böyle bir sorunla nasıl başa çıkacaklarını onlar da bilemedi. Şimdi 26 yaşında hem kendini hem ailesini zora sokmuş, çıkış yolunu bulamayan, geleceği başlamadan biten bir insanım.”
'Oyun gerçek hayattan daha sahici geldi'
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, oyun bağımlılığı da bir bağımlılık çeşidi. Bu bağımlılığın semptomları arasında 12 ay süreyle devam etmesi, oyun oynama süresini ve sıklığını kontrol edememe, oyunun bütün gündelik etkinliklerin önüne geçmesi ve olumsuz sonuçlara rağmen oyun oynamaya devam etme yer alıyor.
Üniversite 1. sınıfta okurken okulunu dondurmak zorunda kalan Selin’in annesi Zeynep kızının bağımlılığının hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor:
“Kızım üniversite sınavına hazırlanırken çok stresli bir tempoyla uzun süre çalıştı ve sonunda iyi bir sonuç alarak istediği bölüme girmeyi başardı. Buna karşılık o dönemdeki stresiyle yaz tatilinden itibaren evde oyun oynamaya başladı. İlk zamanlarda bunu büyük bir sorun olarak görmedik çünkü çok stres altındaydı. Saçkıran gibi sorunlar yaşamıştı. Fakat hazırlığa başladığında bazı günler hiç uyumadan oyun oynayıp okula gitmeye kadar götürdü işi.
Hazırlığın ilk yarısında sınavları verdi ama o kadar sağlıksız bir hâle geldi ki evde oyun oynamasını engellemeye başladık. Bu sefer de egzama atakları yaşadı. Ben bunu bir bağımlılık olarak görmediğim için daha ziyade sağlıksız bir alışkanlığı düzeltmeye çalışıyordum ama hazırlık bitip yaz tatili geldiğinde artık kızımızı göremez hâle geldik. O zaman hemen bir uzmana götürdüm ve tedaviye başladık.
Okulu bir yıl dondurması gerekti çünkü iyileşirken bu stresi yaşamasını istemedim. Selin çok sosyal bir çocuktu fakat oyun gerçek hayattan daha sahici geldi. İnsan ‘Benim çocuğum yaşamaz böyle bir şey’ diye düşünüyor ama düşünmeyin, müdahale edin.”
21 yaşındaki Melis ise bir sosyal medya bağımlısı. Ekran süresi kimi günler 12 saate kadar çıkıyor. Baş ağrıları, göz kuruluğu, temizlik alışkanlıklarında aksaklık bu bağımlılık nedeniyle yaşadığı sorunlar arasında. Ailesi tarafından dönem dönem cep telefonuna el konulmuş, o günlerde bilgisayardan sosyal medyaya bağlanmaya devam etmiş. Ekran süresi bu aralar 5 saate düştüğü için kendini iyileşme yolunda sayıyor:
“Sosyal medyadaki karakterleri kendi hayatımın bir parçası gibi görüyorum. Ne yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını, o günkü sorunlarını dinlemeyi seviyorum. Beni yaşamak istediğim hayata taşıyorlar gibi hissediyorum. Bunun sanal bir şey olması önemli değil. Sonuçta birileri bir yerde yaşıyor. Belki ben de bir gün yaşarım. Bu hayali de seviyorum.”
Sağlık sorunları onu pek caydırmamış:
“Sürekli telefonu elime yaslamaktan serçe parmağım inceldi. Boynum ağrıyor. Sırtımda kamburlaşma var. Bunların olumsuz olduğunu biliyorum ama sokakta benim için bir şey yok. Beni rahat bıraksalar daha mutlu olacağım ama üzerimde sosyalleşme baskısı var.”
'Etiketi üstünde kıyafetleri görmek beni mutlu ediyor'
Türkiye’nin alışveriş alışkanlıkları da bağımlılıkla ilgili önemli ipuçları veriyor. Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, Dr. Başak Ünübol, Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, Dr. Hüseyin Ünübol'un BMC Psyhology’de yayımlanan araştırmasına göre kadınların yüzde 47,9’u, erkeklerinse yüzde 37,4’ünde alışveriş bağımlılığı belirtileri görülüyor.
- Yaş yükseldikçe alışveriş bağımlılığı azalıyor. 18-23 yaş grubunda yüzde 50,1; 24-29 yaş grubunda yüzde 46,3; 30-38 yaş grubunda yüzde 40,8; 38 yaş üstünde yüzde 32,4.
Eğitim düzeyi de alışveriş bağımlılığını etkiliyor. İlkokul ve altı eğitim almışlarda alışveriş bağımlılığı yüzde 40,6; ortaokul mezunlarında yüzde 42,5; lise mezunlarında yüzde 43,6; üniversite mezunlarında yüzde 43,1, lisansüstü eğitim almışlarda yüzde 37.2. Bu gruplar arasında alışveriş bağımlılığı belirtilerini en sık gösteren grup yüzde 49,3 ile üniversite mezunu kadınlar.
Kendini alışveriş bağımlısı olarak tanımlayan Nuray 31 yaşında. Onun için alışveriş bir yaşam biçimi, hayatın en eğlenceli rutinlerinden biri. Ailesi sık sık duruma müdahale etse de bu alışkanlıktan kolay kolay vazgeçmeyeceğini söylüyor:
“Ben kendimi bildim bileli alışveriş yapıyorum ve bunu çok seviyorum. Çarşı pazarda gezmek, yeni şeyler keşfetmek, bazen bir etek için şehrin öbür ucundaki bir alışveriş merkezine gitmek, bazen yeni bir ruj için ava çıkmak, asla vazgeçemeyeceğim bir şey. Param ve enerjim oldukça buna devam edeceğim.
Param bitiyor, kredi kartlarımın limiti doluyor, bunlar sorun değil. Gerekirse 2 liraya da bir şey bulur alırım. Önemli olan alışverişin verdiği haz. Dolabı açtığımda henüz etiketi çıkartılmamış elbiseleri gördüğümde yaşadığım tatminin tarifi yok.”
Alışveriş sırasında başına acayip şeyler de gelmiş. Bunları da işin cilvesi olarak niteliyor:
“Özellikle indirim dönemlerinde bana büyük bir azim geliyor. Önemli olan istediğim bir şeyi almaktan ziyade o ürüne ulaşabilmek. Bir çeşit hazine avı gibi düşünüyorum. Bir keresinde bir kozmetik markasının yılbaşı için hazırladığı çanta indirime girdi. Mağaza Bağdat Caddesi’ndeydi. Daha önceden deneyimli olduğum için termal taytımı giydim, termosa çayımı çorbamı koydum, sandalyemi aldım. Geceden sıraya girdim. Ne kadar sıra olursa olsun kapı açılınca izdiham oldu. Bu arbedede ezildim, kaburgam kırılıyordu az kalsın. Yine de çantaya ulaştım. Böyle indirimlerin verdiği hazzı bana başka ne verebilir, bilmiyorum.”
'At yarışı bir tutku'
Sanal kumar bağımlılığı son yılların sorunu olsa da, yüzyıllardır süren bir bağımlılık daha var ki, o da bahis oyunları. At yarışı bağımlılığı da patolojik bağımlılıklar arasında sayılıyor. Dünyası atlardan ibaret bu insanlar için, bu bir oyundan ziyade mesai. Can 45 yaşında ve düzenli at yarışı oynuyor:
“Bazen günde 5 bin liraya kadar kaybettiğim oluyor. Atları da çok seviyorum, oynamayı da. Bazen elim yattığında canım sıkılıyor ama önemli olan o heyecanı yaşamak. Her seferinde bu ay bırakırım diyorum ama bırakmadım şimdiye kadar. 20 yıl olmuştur.”
Can ara ara canlı yarışları da izliyor. Atları tanıyor, jokeyler hakkında ayrıntılı bilgiye sahip. Onun için bu bir bağımlılık değil, merak:
“Ben bunu bağımlılık olarak görmüyorum. Bu bir merak. Hobi daha ziyade. Para kaybediyorum ama kazandığım da oluyor. Sonuçta herkesin bir hobisi var, benimkisi de bu.”
Aşırı yemek, hiç yememek, sağlıklı yaşamayı takıntı hâline getirmek. Temizlik yapmadan duramamak ya da her şeyi istiflemekten kendini alıkoyamamak… Bağımlılıklar çeşit çeşit. Herkesin hayatla başa çıkma yöntemi farklı. Özellikle toplumsal krizlerin yaşandığı dönemlerde ortaya yeni yeni bağımlılıklar çıkıyor.
Denge bulmak, dengede kalmak bu günlerde zor. Böyle zamanlarda insan Turgut Uyar’ı anmadan edemiyor:
“Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum,
Hiçbirinizle döğüşemem.
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var,
Sizin alınız al inandım,
Sizin morunuz mor inandım,
Ben tam dünyaya göre,
Ben tam kendime göre,
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.




