Londra'da, Batı Afrika'nın müzik mirasının arayışında


Yeniden birlikteyiz: Istanbul Fringe Festival 2022
Istanbul Fringe Festival 17 - 24 Eylül tarihleri arasında şehirde Geçtiğimiz yıl hibrit gerçekleşen Istanbul Fringe Festival , bu yıl yeniden yüz yüze düzenlenecek 4’üncü edisyonunda, bizleri sahne sanatlarından büyüleneceğimiz…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Kokoroko, Could We Be More
Süre: 48 dakika
Plak şirketi: Brownswood Records
Yayın tarihi: 5 Ağustos 2022
Kartonet: Kokoroko; Londra’nın Brownswood plak şirket etrafında toplanan, çağdaş cazın Batı Afrika’nın sahillerinden yükselen seslerle buluştuğu Londra sahnesinin erken çıkış yapan kolektiflerinden oldu. İlk kez Brownswood’un Shabaka Hutchings direktörlüğündeki We Out Here albüm derlemesinde gün yüzüne çıkan grup; Abusey Junction şarkısıyla dingin gitar melodileri, tribal vurmalıları ve narin üflemelileriyle yeşermekte olan Londra caz sahnesinin müzik gündemine yerleşti.
2019 yılında kendi adlarını taşıyan 4 şarkılık kısaçalarları Kokoroko’yla müziklerinden ilk seçkiyi paylaşan grup; Sons of Kemet, Ezra Collective, Shabaka and The Anchestors, Maisha gibi gruplarla 70’li yıllarda Fela Kuti'nin öncülük ettiği caz-funk, afrobeat ve highlife janrlarına yeni ses manzaraları ekledi. Takip eden yıllarda yayımladığı Carry Me Home, Baba Ayoola gibi teklilerle ertelenmiş albümlerinin ipuçlarını veren Kokoroko, Could We Be More’da Afrikalı geçmişlerinin, miraslarının ve günümüzün toplumsal gerçekliklerinin arasında dolaştı.

Kokoroko, Could We Be More
Neden dinleyelim? Kokoroko, Nijerya’nın Urhobo dilinde “güçlü ol” anlamına gelen grup ismiyle, Londra'da yaşayan Afrikalılar olarak müziklerini geçmişleri, gelenekleri ve atalarıyla kurdukları bir bağ olarak kurguladı. 8 üyesinin de yakın geçmişlerinde Batı Afrika hatıralarının ve hayallerinin olduğu Kokoroko, ortak tarihlerinden birliktelikler ve farklılıklar çıkardı. Üretimlerini de siyah hakları aktivizminin yaygınlaştığı günümüz konjonktüründe yaratıcı sessel kompozisyonlara ve toplumsal yaşayışı ileriye götürecek sözsel anlatılara dönüştürmek için kullandı.
Grupla adı sıkça anılan caz-funk, afrobeat ve highlife janrları, Nijerya'nın yerel dillerinden Yoruba'nın call-and-response vokal stilini uzun saksafon doğaçlamaları ve funk gitarlarıyla bir araya getirmiş, caz müziğini Batı Afrika'nın yerel müzik gelenekleriyle yorumlamıştı. Grup; bu sessel mirastan beslenirken, öte taraftan da Fela Kuti’nin muhalif söz yazarlığı ve müziğini Afrika ve Afrikalılar için bir kürsü olarak kullanmasının işaretlerine de sahip.
İlhamı bugünlere kadar taşınan yenilikçi ve hibrit bir müzik pratiği oluşturan Fela Kuti, Ebo Taylor, Tony Allen and the Afro Messengers gibi müzisyen ve gruplar, Could We Be More’da öne çıkan temel başucu kitapları olsalar da Kokoroko’nun filtresinden geçerek yeni sessel biçimlere dönüştü. Grubun, neo-soul’dan smooth caz ve hard rock’a genişleyen geniş müzik kütüphanesinden tadımlar sunan albüm, Afrikalı esin kaynaklarının aksine enerjisiyle değil, kırılganlığı ve atmosferi öne çıkaran yaklaşımıyla özgün bir çalışma ortaya koydu. 15 şarkının yer aldığı albümle dinleyicileri Londra’dan Lagos’a uzayan orijinal sonik bir seyahatin yolcuları olmaya davet etti.
Benzer İşler:
• Fela Kuti, Zombie
• Antibalas, Security
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye sinemasını Venedik Film Festivali macerası, Kokoroko'nun Batı Afrika'dan yükselen yeni cazı, Tayfun Pirselimoğlu'nun Dayım filmi.
26 Ağu 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




