Londra: Tamam mı devam mı?


Yatırıma açık olmayan şirketler arasında entegre rapor yayımlayan ilk şirket: Allianz Türkiye Küresel bir salgını yaşadığımız ve iklim krizinin etkilerini gündelik yaşamda da apaçık biçimde hissetmeye başladığımız bir dönemde sürdürülebilirlik kavramı daha fazla önem kazanıyor. Bu gerçeklikte kurumlara ve organizasyonlara da çok iş düşüyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Kadının Güçlenmesi Prensipleri gibi ortak ilkeler, birçok organizasyonun, sürdürülebilirliği şirket kültürü hâline getirebilmeleri için nitelikli rehberler sunuyor. Bu gerçekliğin farkında olan ve Sürdürülebilir Değer Yaratma Modeli’ni iş stratejisini de kapsayacak şekilde yenileyen Allianz Türkiye ; geçiş yaptığı entegre düşünme biçimini bir ilkle daha somutlaştırıyor. Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi Türkiye Ağı ERTA’nın yürütme kurulu üyelerinden biri olan ve sürdürülebilirlik çalışmalarını iş stratejilerine entegre etmeye odaklanan Allianz Türkiye, bir ilke imza atarak yayımladığı " 2019 Entegre Raporu" ile yatırıma açık olmayan şirketler arasında entegre rapor yayımlayan ilk şirket unvanını kazanıyor. Allianz Türkiye “2019 Entegre Raporu”: Allianz’ın "2019 Entregre Raporu", yatırıma açık olmayan şirketler arasında, sigorta sektöründe, bireysel emeklilik sektöründe ve Allianz Grubu’nda bir ilk olma özelliği taşıyor. Rapor; Allianz Türkiye’nin faaliyet gösterdiği ortamı, faaliyetlerini etkileyen trendleri, risk ve fırsat yönetimini, ortak değer yaratmayı esas alan iş stratejisini ve öncelikli konuları kapsamında yıllık performansını içeriyor. Bunun yanı sıra raporda, Sürdürülebilir Değer Yaratma Modeli’ni iş stratejisini kapsayacak şekilde yenileyen Allianz Türkiye’nin, var oluş amacı olan Allianz Seninle’yi, sürdürülebilirliğin çevresel, sosyal ve yönetişimsel katmanlarına taşıdığı modelinin ayrıntılarına yer veriliyor. Allianz Türkiye İcra Kurulu Başkanı Tolga Gürkan, Allianz Türkiye’nin sürdürülebilirliğe verdiği önemi “Artık sadece geçmişimizi değil geleceğimizi de şeffaf ve iş stratejimizle entegre bir şekilde paylaşıyoruz. Sigorta sektöründe sürdürülebilirlik stratejisi çizen ve komitesi olan ilk, konuyu bu işe özel bir departmanla yöneten tek şirketiz." cümleleriyle açıklarken Allianz Türkiye’nin iyi bir çevre için, toplumun iyiliği için, daha iyi bir kurum için odak alanlarını genişleterek tüm iş süreçlerini sürdürülebilirlik prensiplerine uygun şekilde dönüştürdüğünü vurguluyor. Rapora ulaşmak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz. Allianz Türkiye: Dünyanın en güçlü sigorta ve finans topluluklarından olan Allianz, 70’ten fazla ülkede 147 bini aşkın çalışanıyla 100 milyonun üzerinde müşterisine hizmet veriyor. Dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketleri arasında yer alan Allianz Grubu; Türkiye’de Euler Hermes, Allianz Partners ve Allianz Türkiye ile faaliyet gösteriyor. 12,4 milyar Türk lirası prim ve katkı payı üretimiyle 2019 yılını sektör lideri olarak tamamlayan Allianz Türkiye, sektöre müşteri deneyimi, çalışan bağlılığı, çeviklik, dijitalizasyon, sürdürülebilirlik ve inovasyon gibi alanlarda da liderlik etmeye devam ediyor. Allianz Türkiye; yaklaşık 2.500 çalışanı, 12 bölge müdürlüğü, 3.900 acentesi, 1.800 banka şube kanalı ve 6.700 anlaşmalı kurumuyla 81 ilde 5,5 milyon müşterisinin ihtiyaç duyduğu her an onlara “Allianz Seninle” diyebilmek amacıyla çalışıyor.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Londra’nın küresel finans sistemindeki merkezî konumunun geleceği tehdit altında olabilir mi? 2016 yazındaki referandumdan geçtiğimiz yılın sonuna kadar devam eden dolambaçlı bir sürecin ardından Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılan Birleşik Krallık, finansal hizmetler sektöründe 2019 verilerine göre yaklaşık 79 milyar sterlinlik ihracatıyla dünyanın en büyük net ihracatçısı konumunda bulunuyor. Ayrıca ülke, 2018 verilerine göre AB sermaye piyasalarında gerçekleşen tüm faaliyetlerin yaklaşık üçte ikisini barındırıyor. Şimdi ise yolların ayrılmasıyla Birleşik Krallık’ın finansal hizmetler sektörünü birçok belirsizlik bekliyor.
- Yasal çerçeve: AB ve Birleşik Krallık arasında aralık sonunda imzalanan Ticaret ve İş Birliği Anlaşması (TCA), iki bölge arasındaki mal ticaretine ilişkin kapsamlı düzenlemeler ve enerji, iklim, sosyal güvenlik, çalışan hakları gibi birçok konuda iş birliği için bir çerçeve oluştursa da finansal hizmetler alanıyla ilgili pek fazla detay barındırmıyor. Taraflar, önümüzdeki aylarda TCA’e ek olarak finansal hizmetlerin regülasyonunda iş birliğine dair bir ortak bildiri yayımlayacak. Şimdiye kadar netleşen kısımlarda ise Birleşik Krallık merkezli finansal kuruluşların AB pazarına otomatik erişim hakkını kaybettiğini görüyoruz. Brexit öncesinde “pasaport” uygulamasıyla taraflar arasında kesintisiz iş birliği sağlanırken artık Birleşik Krallık’ta finans sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin AB merkezli müşterileriyle çalışabilmeleri için ilgili kurumlardan denklik hakkı alması gerekecek. Söz konusu denklik hakları, finansal hizmetlerin her alt sektöründe geçerli değil ve AB tarafından 30 gün önceden haber vermek suretiyle tek taraflı olarak geri çekilebiliyor. Şimdiye kadar AB, kendi finansal istikrarı için de kritik olan clearing hizmetleri için geçici denklik hakkı tanıdı. Bu kapsamda, Avrupa’daki bankaların Birleşik Krallık’ta clearing hizmeti veren kuruluşlarla olan mevcut anlaşmaları 18 ay daha devam edecek.
- Şimdiye kadar neler oldu? Danışmanlık firması Ernst & Young’ın tahminlerine göre finansal kuruluşlar, Brexit referandumundan bu yana 1,2 trilyon sterlinlik varlığı ve 7.500’ün üzerinde işi Birleşik Krallık’tan AB’ye taşıdı. Frankfurt, Paris, Lüksemburg ve Amsterdam gibi şehirler Londra’dan taşınan varlıklar ve işler için öncelikli duraklar oldu. Ne var ki, söz konusu iş kaybının Birleşik Krallık’ta kalıcı hasara yol açması ihtimal dışı görünüyor; zira Statista verilerine göre 2019’da ülkede finansal hizmetler sektörü yaklaşık 1,1 milyon kişiyi istihdam ediyordu. Diğer yandan, yılın ilk iş gününde yaklaşık 6 milyar avroluk hisse alım satım hacmi Birleşik Krallık’tan Avrupa’ya kaydı. Cboe Europe, Turquoise ve Aquis Exchange gibi şirketlerin Londra’daki merkezlerinde yapılan avro cinsinden hisse ticaretinin neredeyse tamamı Amsterdam ve Paris’teki merkezlere taşındı. 31 Aralık’tan önce işlemlerin çok küçük bir kısmı buralarda yapılırken AB’de yapılan tüm hisse alım satımlarının yaklaşık %30’u Londra üzerinden gerçekleşiyordu. Tezgâh üstü türev ürünler ve döviz ticaretinin akıbeti ise belirsizliğini koruyor. 2019’da bu varlıkların AB’deki ticaretinin yaklaşık %85 ila %90’ı Londra’da yapılıyordu.
- Bir adım ileri: Avrupa, Brexit’i AB’nin finans sektörünü güçlendirmek için bir fırsat olarak görüyor olsa da Birleşik Krallık’tan kıta Avrupası’na gelen işlerin dağılması verimsizliği beraberinde getirme riskini taşıyor. Ayrıca, araştırma şirketi New Financial’a göre Brexit sonucunda AB’nin küresel sermaye piyasaları faaliyetlerindeki payı yaklaşık üçte bir azalarak %13 seviyesine gelecek. Birleşik Krallık ise AB’deki en büyük oyuncu olmak yerinde küreselde yaklaşık %8 paya sahip olan bağımsız bir oyuncu olacak. Dolayısıyla Brexit, finansal hizmetler bağlamında Londra için olumsuzluklar taşısa da bunun genel anlamıyla bir krize yol açacağını söylemek için şimdilik geçerli bir sebep bulunmuyor. Birleşik Krallık’ın bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği sorusu, hem Londra’nın hem Avrupa’nın sektördeki geleceği için kritik önem taşıyor. Ülke, Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey ve Hazine Bakanı Rishi Sunak’ın açıklamalarında işaret ettiği üzere sektördeki regülasyonlarda AB çizgisini terk edip kendi kurallarını koyarak küresel oyunculardan daha fazla iş çekmeye çalıştığı takdirde AB’nin daha sıkı bir duruş sergileyebileceğini söyleyebiliriz. Fransa’nın düzenleyici kurumu ACPR’ın başkanı Robert Ophèle’in geçtiğimiz ay başındaki “Bu rekabetçi bağlamda bizim de daha güçlü bir Avrupa pazarı inşa etmemiz ve finansal piyasaların nasıl evrileceğine hızlı tepki vermemiz gerekiyor,” sözleri de önümüzdeki döneme ışık tutuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
11 Ocak Pazartesi sabahından herkese günaydın. Bu hafta gündemimizde Brexit sonrası yeni ticari düzen ve Google’ın tarihindeki ilk işçi sendikası var.
11 Oca 2021

YAZARLAR

İren Can Kuyucu
İren, Koç Üniversitesi uluslararası ilişkiler ve ekonomi bölümlerinden mezun oldu. Aposto'da ağırlıklı olarak piyasalar, ekonomi ve iş dünyası alanlarında yazıyor.

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




