Marmara yeniden isyanda: Müsilaj geri döndü, bu kez daha da güçlü

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Müsilaj, diğer adıyla deniz salyası Marmara Denizi için çok büyük tehdit oluşturmasına rağmen ancak yüzeye çıktığında gündemimize giren, görmezden geldiğimiz bir mesele. Uzun yıllardır müsilaj üzerine çalışmalar yapan Prof. Mustafa Sarı’nın 2021 yılında büyük bir krize dönüşen müsilajın, geçen Ekim ayında deniz dibine geri döndüğüne dikkat çekmesinden yalnızca 7 hafta sonra, önce Bostancı'da, ardından Adalar’da su yüzeyinde müsilaj görüldü.
Mustafa Sarı’yla müsilajın neden oluştuğunu, nereden gelip nereye gittiğini, deniz yaşamı üzerindeki etkilerini ve acilen alınması gereken önlemleri konuştuk.

Biz sizi ilk olarak Van’da inci kefalini koruma çalışmalarınızla tanıdık. 2016’dan beri de Marmara’nın karşı karşıya olduğu müsilaj tehlikesi ile ilgili çalışma ve uyarılarınızı takip ediyoruz. Müsilaj sorunu sizin radarınıza nasıl girdi?
Evet doğru, 23 yıl Van’da çalıştım. Müsilaj ile tanışmam ise 2015 yılında Gölcük Değirmendere’de dalış okulu DESSAT’taki (Değirmendere Sualtı Topluluğu) dalış eğitimlerimin ardından oldu. Çok iyi çalışan, özverili arkadaşlardan oluşan DESSAT ekibi 2015 yılının sonbaharında bana videolar yolladı. Bazı midyelerin üzerini bembeyaz bir örtü kaplamıştı, bazı kabuklularda ölüm vakaları görülüyordu. “Bir yerden atık saldılar herhalde hocam. Bu nedir, ne oluyor?” diye sordular. 2007-2008 yıllarında Marmara Denizi’nde müsilaj olayı yaşandığını yayınlardan takip etmiştim ama Marmara Denizi’ndeki müsilaj oluşumuyla ilk kez o görüntüler vasıtasıyla tanıştım.
2016 yılında bu olayın balıkçılığı nasıl etkilediğini takip etmeye, balıkçılara ağlarında sorun olup olmadığını sormaya başladım ve ağlarına müsilaj geldiğini öğrendim. Balıkçılar kaygan yapısından dolayı müsilaja “kaykay” der. Müsilajlı ağlar, çekmek için kullandıkları makaralarının üzerinden kayıp düştüğünden kendilerince böyle bir isim vermişler. Balıkçılığın etkilendiğini görünce konuyu yakından takip etmeye ve uyarılarda bulunmaya başladım.
O dönemde müsilaj, balıkçılığı nasıl etkiliyordu?
Balıkçıların eforunu etkiliyordu. Kullandıkları ağın verimi düştüğünden daha fazla çaba ve mazotla daha az balık yakalayabiliyorlardı. Henüz sorun bugünkü gibi balıkçılığı durma noktasına getirecek kadar büyük değildi. Daha sonra kimin elinde bununla ilgili belgeler vardır diye araştırırken gençliğinden beri Marmara’nın birçok noktasında dalışlar yapan bir gönüllü ve deniz insanı, Büyükada’daki Serço Ekşiyan’a rastladım. Her yıl çektiği videolarda müsilajı görebileceğimi söyleyerek elindekileri yolladı. 2007-2008 yılında müsilajın hangi bölgelerde, hangi derinliklerde olduğunu çok güzel belgelemişti. Marmara Denizi’nin müsilaj felaketine doğru ilerlediğini bilimsel olarak tahmin ediyordum zaten ama videoları inceleyince öngörüm güçlenmiş oldu ve sürekli uyarılarda bulunmaya başladım.
2021 yılı Nisan ortasına kadar demek ki sulara konuşmuşum ben. “Derdini suya söyle alıp gitsin” derler ya, ben de derdimi hep suya söylemişim, su almış gitmiş hiç kimse duymamış. Birden Nisan ayının ortasında “Aman Allahım ne oldu bizim denizimize” diye bir kıyamet koptu.

Halbuki ben 2021'in Şubat ayının ortalarında sosyal medyadan bir paylaşım yapmış, “Bakın müsilaj geliyor, şu anda balıkçılar ağlarını atıp çekemez hâldeler. Bu, ilkbaharda ve yaz aylarında kıyamet demek” demiştim. Nisan ortasına kadar yine kimse duymadı, sonra herkes komplo teorileri üretmeye başladı.
İBB kayıtlarında da ilk kez 2007 yılında Marmara’da müsilaj görüldüğü bilgisi yer alıyor. Peki 2007-2021 yılları arasında bu konuda hiçbir şey yapılmamış mı? Müsilaj sadece kayıt altına mı alınmış?
Tabii tüm kayıtlara ulaşma şansım olmadığı için ancak bilimsel makalelerden takip edebiliyorum. Bilimsel makalelerde hocalarımız müsilajın nelerden kaynaklandığını incelemişler, projeler yapmışlar ve eminim ki yayınlarını paylaşmışlardır yetkili birimlerle fakat kimsenin müsilajı dikkate aldığına dair elimde ne bir belge ne de uygulama var ne yazık ki.

2021’de herkesin bir anda müsilaj meselesini konuşmaya başlamasının hemen ardından Marmara Belediyeler Birliği ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ortak bir dizi çalıştay düzenlemiş, Marmara Deniz Eylem Planı hazırlanmıştı. Bu planda Bakanlık’tan belediyelere ve valiliklere kadar herkesin imzası var. Aradan geçen üç yılda ne yapıldı o hâlde? Neden bu kadar büyüdü bu sorun?
22 eylemden oluşan Marmara Deniz Eylem Planı harika bir plan. Tüm tarafların katılımıyla hazırlandı. 7 ilin belediye başkanının, 7 ilin valisinin, Çevre Bakanı’nın, Meclis Çevre Komisyonu Başkanı’nın imzası var altında. Bu eylem planına baktığımız zaman 14 maddesinin doğrudan Marmara Denizi’nin atık yükünü azaltmakla ilgili olduğunu görüyoruz. En son 2024 yılının Haziran ayında bir bilim kurulu ve koordinasyon kurulu toplantısı yapıldı. "Marmara Hepimizin" diye bir sayfa var bakanlığın internet sitesinin altında. Bu sayfada 4. Koordinasyon Kurulu sunumu var. Bu sunumda maddelerin her biri hakkında ne yapıldığı resmî veriler dikkate alınarak açıklanmış durumda. Buraya baktığımızda, esasında biz mükemmel iş çıkarmışız. Neredeyse 22 eylemin tamamını çok iyi yapmışız, %100 sonuçlara ulaşmışız.
Kutsal dosyalarda her şey mükemmel gözüküyor. Yalnızca "küçücük" bir eksiğimiz var: 5. Eylem. Neymiş bu eylemdeki hedefimiz? Marmara Denizi çevresindeki tüm arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi. Peki yapabilmiş miyiz? Resmî verilere göre 2021 yılında Marmara Denizi çevresindeki 25 milyon nüfusun atıklarının %51’i ileri biyolojik arıtmadan geçiyormuş. Şu anda aynı bölgedeki evsel atıkların %51,7'sini ileri biyolojik arıtmadan geçiriyoruz.
Yani ileri biyolojik arıtma üç yılda %51'den %51,7'ye mi çıkmış yalnızca?
Evet, %0,7'lik bir ilerleme sağlamışız. Halbuki bu eylem planının esas hedefi Marmara Denizi'nin atık yükünü azaltmaktı. Bu 22 eylemde yer alan, koordinasyon kurulu kurmak, bilim kurulu oluşturmak, deşarj limitleriyle ilgili yasal düzenlemeler yapmak, gemilerin atıklarına dair temiz üretim tekniklerine geçilmesi için yasal düzenlemeler yapmak gibi kararlar alınmış; tabii bunlar çok değerli. Marmara Denizi'ni Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan etmişiz, harika. Peki asıl hedef neydi kardeşim? Atık yükünü azaltmaktı. Plan %100 başarılı, yalnız eylemlerde böyle "küçücük" bir eksiğimiz var. (Gülüyor.)

Şimdi yeniden müsilaj oluştuğunda tekrar en başa döndük. Herkes suçu birbirine atmaya başladı. Yaşadığımız son yangında da aynı şeyi görüyoruz. 79 tane can gitmiş; koca koca kurumlar, koca koca insanlar “Sen sorumlusun, ben sorumluyum, senden kaynaklandı, benden kaynaklandı” kavgası yapıyorlar. Marmara Denizi'nin çevresinde böyle bir kavgaya tutuşamayız, hepimiz suçluyuz, hiç kimse temiz değil.
Sabah lavaboya gittiniz, klozetin düğmesine bastınız. Nereye gitti o atıklar? Evde iki kişi yaşıyorsanız birinizinki arıtıldı, birinizinki arıtılmadı. Ben Bandırma’da yaşıyorum, burada hiçbir şekilde bir arıtma tesisi yok. Her klozetin düğmesine bastığımda o atıklar hiç arıtılmadan denize gidiyor. Yani kimse günahsız değil, hepimiz sorumluyuz. Yerel yönetim, merkezî yönetim, özel sektör, sanayi… Hepsi zehir kusuyor. Hiçbirinin atık arıtma tesisi doğru düzgün çalışmıyor. Hiçbir organize sanayi bölgesi atıklarını gerektiği gibi arıtmıyor. Uyduruk bir arıtma tesisi yapmışlar, onu bile çalıştırmıyorlar. Çoğunluğundan bahsediyorum tabii. Çalışanlara hürmetimiz var, müteşekkiriz. Kim suçsuz şimdi? Suçlu aramayı bırakalım. Yerel yönetim, merkezî yönetim, özel sektör, sivil toplum, Marmara’nın çevresinde yaşayan bütün bireyler olarak hep birlikte, elbirliğiyle bu kirlilik yükünü azaltmak zorundayız. Böyle bir şey yok, böyle bir anlayış, böyle bir dünya yok.
Herkes müsilaj sorununu yüzeye çıktığında konuşmaya başlıyor. Siz ise düzenli olarak Marmara Denizi'nde dalışlar yapıyor, deniz dibinde müsilaj gördüğünüzde uyarılarda bulunuyorsunuz. Yıllar içinde müsilaj sorununda nasıl bir değişiklik gözlemlediniz?
2021 yılının Nisan ayından beri her hafta düzenli dalışlar yapıyorum. Son 40 gündür bir operasyon geçirdiğimden dalamıyorum ama ekibim düzenli dalışlara devam ediyor, topladıkları bilgi ve görüntüleri bana ulaştırıyorlar. Şunu söyleyebilirim ki Marmara’da ilk müsilaj 2021’de görülmedi. 1994’te, 2007 ve 2008’de de yaşandı. 1994’ten 2007’ye kadar arada 13 yıl var, 2007-2008’den 2021’e kadar yine 13-14 yıl var. 2021’den 2024’e kadar ise yalnızca 3 yıl var. Bakın, aralık daralıyor, sıklık artıyor.
Müsilajın oluşumuyla ilgili yüzlerce neden sayabiliriz ancak üç tane temel tetikleyicisi vardır. Bu üç tetikleyici biraraya geldiğinde felaket boyutunda müsilaj ortaya çıkar: İlki Marmara Denizi'nin kirlilik yükü, ikincisi Marmara Denizi'nin orijinal yapısı yani Marmara Denizi’ni kararlı, durağan bir deniz hâline getiren ikili (üstte Karadeniz suyu, altta Akdeniz suyu) akıntı sistemi. Sonuncusu ise küresel iklim değişikliğine bağlı deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki aşırı artışlar.
Şu anda ortalamasından 2,5 derece daha sıcak Marmara Denizi. İklim değişikliğine bağlı deniz yüzeyi sıcaklıklarına müdahale edebiliyor muyuz? Hayır. Marmara Denizi'nin orijinal yapısını değiştirme şansımız var mı? Hayır. Bu üçlü tetikleyiciden devre dışı bırakabileceğimiz tek faktör kirlilik.
Sıcaklıklar artış trendinde, önümüzdeki yıllarda daha da artacak ve sıcaklıklarla beraber deniz şartlarındaki durağanlık daha da artacak. Yani üç tetikleyicinin ikisi her yıl daha da güçleniyor. Bu durumda bizim bu üçlü tetikleyicinin kontrol edebildiğimiz tek parametresi olan kirliliği çok hızlı bir şekilde azaltmamız gerekiyor. Marmara’ya bir litre bile arıtılmamış atık su bırakmamalıyız. Eğer bırakırsak bundan sonraki yıllarda daha sık, belki her yıl müsilajla karşılaşacağız.

Müsilajdan kaçınmak için boş bir pinaya tırmanan deniz patlıcanı
Biraz da müsilajın deniz canlıları üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyorum. Siz her fırsatta pinalarda, süngerlerde çok geniş alanlarda toplu ölümler yaşandığını söylüyorsunuz. Suyun altında neler oluyor, ne gibi kayıplar veriyoruz?
Biz müsilajı deniz yüzeyine çıktığında fark ediyoruz, canımız istemiyor aslında fark etmeyi çünkü aklı gözünde bir topluluğuz biz. Görürsek inanırız hatta çoğu zaman gördüklerimizi de inkar ederiz ne yazık ki. Bir tartışma ortamı yaratır, gözümüzün önünde olup biteni o tartışmaya kurban ederiz, olaya değil tartışmaya odaklanırız. Şu anda yangında olduğu gibi…
Müsilaj, oluştuğu andan itibaren denizin dibine çökmeye başlar. Denizin dibi dediğimiz yer çamurdan, kumdan ibaret değildir, binlerce organizmanın yaşam alanıdır. Pina örneğin, denizin dibinde sabit yaşar, bir yere tutunur ve ömrünün sonuna kadar orada kalır. Orası bozulduğunda pinanın kaçma şansı yoktur. Aynı biçimde süngerler, mercanlar, deniz çayırları, midye ve istiridyeler sabit yaşar.
Dibe çöken müsilaj bu canlıların üzerini kaplıyor, bir battaniye gibi örtüyor. 2021 yılında, müsilajın en yoğun olduğu dönemde kıyılarda dibe çökmüş 20 santimetreye yakın kalınlıkta müsilaj gözlemlemiştim. Müsilaj bu organizmaların nefes almasını ve deniz suyunda bulunan besinlerden yararlanmasını engelliyor. 2021 yılında 30 metre derinliğe kadar olan tüm sünger toplulukları öldü. “Amaan, kimin umrunda” diyebilirsiniz, demeyin.
Ne işe yarar peki süngerler?
Kıyısal alanlarda, bizim arıtmadan gönderdiğimiz suları temizler, aynen pina gibi. Bir pina, bir saatte 6 litre deniz suyunu filtreler, bu organizmalar denizin doğal arıtma tesisleri gibi çalışır. Yani biz hem denizi kirletiyoruz hem de denizi temizleyecek olan organizmaları öldürmüş oluyoruz. Diğer yandan da dibe çöken müsilaj parçalanır ve parçalanırken deniz suyunun içindeki oksijeni tüketir.
Şu anda Marmara Denizi’nin 60 metreden daha derin alanlarında oksijen kritik seviyenin (2 mg/L) altına indi. Oksijen bu kadar azalınca o bölgelerde yaşayan çoğu kıkırdaklı balık (köpekbalıkları, vatozlar) kıyısal alanlara gelmek zorunda kalıyor ve burada balık ağlarıyla karşılaşıyorlar. 2021 yılından bugüne kadar binlerce köpekbalığı ve vatoz böyle telef oldu. Kimse köpekbalığı ya da vatoz avlamak için ağ atmıyor ama ağın içinden bu hayvanlar çıkıyor.
2022 yılından bir örnek vereyim: İstanbul'da, Büyükada ile Kartal arasındaki bir bölgede müsilajın balıkçılığa etkilerini araştırmak için yürüttüğümüz bir proje kapsamında Tarım Bakanlığı’ndan izinle bir trol ağı çektik; ağdan 1 ton balık çıktı. Bu 1 tonun 950 kilogramı köpekbalığı ve vatozdu, yalnızca 50 kilogramı hedeflediğimiz balık türlerindendi. Bu hayvanların orada olmasının temel nedeni derinlerde oksijenin azalması.
Bunlar müsilajın görünen etkileri. Bir de henüz öngöremediğimiz, gelecekte göreceğimiz etkileri var. Bu uzun dönemli etkiler, gelecek yıllarda ortaya çıkacak ve korkarım ki henüz adını koyamadığımız birçok ekolojik olayı tetikleyecek.

Bir grup bilim insanı da Marmara Denizi’nin artık öldüğünü, buradan dönüş olmadığını söylüyor. Marmara sahiden öldü mü? Buradan dönüş var mı ve varsa nasıl kurtulur Marmara?
Sanıyorum o hocalarımız çok üzülüyorlar ve üzüntülerini ifade etmek için bu ifadeyi kullanıyorlar. Deniz ekosistemi yaşayan, sibernetik bir ekosistemdir. Sibernetik sistemler sürekli ideal duruma dönmek için programlanmıştır, Marmara Denizi de öyledir. İdeal durumdan uzaklaştığında çıktılar sistemin girdisi hâline gelir ve yeni bir denge oluşur. Dolayısıyla “Marmara Denizi öldü” diyemeyiz, “ölüyor” demek de çok doğru değildir, üzüntü ifade etmek için kullanılan tabirler olduğunu değerlendiriyorum.
Bilim veri ile çalışır. 2021’de Marmara Denizi için bir bilim kurulu oluşturuldu ve birtakım projeler yapıldı. O projelerin birinde ne yapılırsa Marmara Denizi’nin müsilajdan önceki hâline döneceğini hesaplamak için simülasyonlar hazırlandı. Bu simülasyonlar, boca ettiğimiz atıkları %60 oranında azalttığımızda Marmara Denizi’nin 5 yıl içinde eski hâline döneceğini gösteriyordu. Marmara zaten iyileşmek için çaba içerisinde. Biz atıkları kestiğimiz anda iyileşmeye başlayacaktır, belki daha hızlı, belki daha yavaş…
Eğer deniz ekosisteminin yaşamasını istiyorsak kirlilik sorununu hallettikten sonra uzun vadede başta balıkçılık olmak üzere deniz ekosistemini etkileyen tüm faaliyetleri düzenlememiz gerekiyor.

Balıkçılıkta neyi yanlış yapıyoruz, aşırı mı avlanıyoruz? Ne gibi düzenlemeler yapılması gerekiyor?
Hem aşırı hem yanlış avlanıyoruz, deniz koruma alanlarımız da yok. Marmara Denizi Türkiye’nin etrafındaki denizlerin kalbidir, biyolojik bir koridordur. Marmara'yı çıkarırsanız Karadeniz diye bir yer kalmayabilir. Çünkü Karadeniz'in büyük denizlerle bağlantısı Boğazlar aracılığıyladır. Ege Denizi ve Akdeniz’in de besin kaynaklarının önemli bir kısmı Karadeniz akıntılarıyla gelir. Marmara ve Boğazlar olmazsa besinler ulaşmaz ve bu alanlar deniz çölüne dönüşür.
Şu anda avladığımız balıkların %70'i Karadeniz'deki avcılıkla ilgilidir. Bu balıkların çoğunluğu göç balığıdır ve bunların yolu mutlaka yılın belli döneminde Marmara’dan geçer. Palamut, lüfer gibi piyasada iyi bildiğimiz balıklar sonbaharda Marmara’ya gelir, ilkbaharda Boğazlardan yeniden Karadeniz’e geçerler. Bizim avcılığımız hep bu göç esnasındadır. Dolayısıyla Marmara Denizi istatistiklerdeki avcılık oranlarından çok daha önemli bir etkiye sahiptir. Lakin biz balıkçılığı son 50 yıldır iyi yönetmedik. Boğazların balıkçılığa açılması 80’deki ihtilalden sonra başladı. O zamandan bu yana bir daha balıkçılığı yönettiğimizi söyleyemeyiz. Balıkçılık kendi kendine yuvarlanıp gidiyor. Bir yönetim otoritesi var ve bu insanlar hep iyi şeyler olsun istiyorlar fakat bilimi esas almadığımız zaman balıkçılığı doğru yönetemeyiz.
Şu anda Marmara Denizi’nde avladığımız balık miktarı 24.000 ton. Bu 24.000 tonun 20.000 tonunu yalnızca 5 tür oluşturuyor. TÜİK istatistiklerinde avlanan 56 tür görülüyor, geçiniz efendim. Tek başına 13.000 tondan fazla hamsi avlanıyor. Yani 5 tür 21.000-22.000 ton civarına denk geliyor. 51 tür 3.000-4.000 ton etmiyor. Bu doğru yönetilen bir balıkçılığın işareti olabilir mi?

Biz bu oranın nasıl olmasını bekleriz doğru yönetilen balıkçılıkta?
56 türden en az 20’sinin 1.000'er tondan fazla av vermesini bekleriz. Ağlarda küçük, orta boy ve büyük balıklar olması gerekir. Bizim elimizde ise yalnızca küçük, pelajik dediğimiz türler var: Hamsi, istavrit ve sardalya. 3.000 ton civarı karidesi de ilave ettiğimizde 20.000 ton avcılık çıkıyor. Peki geriye ne kaldı? Diğer 51 tür nerede? Bu bizim balıkçılığı doğru yönetmediğimizin bir göstergesi. Müsilaj balıkçılıkla beraber düşünülmesi gereken bir şey. Müsilaj bir milat olmalı Marmara Denizi için. Müsilaj olmamış gibi davranamayız.
Balıkçılar bana “Ya hoca müsilaj bizden mi kaynaklandı?” diyor. Değil kardeşim, müsilajın tek sorumlusu tabii ki siz değilsiniz. Ama müsilaj oldu, ekosistem yaralandı, zarar gördü. Yaralı bir ekosistemimiz var artık. Bu yaralı ekosistemin tedavisi için balıkçılık da dahil her şeyi yeni baştan düzenlememiz gerekiyor.
2021 yılında müsilajın yaz aylarında Kuzey Ege'de de görüldüğüne şahit olmuştuk. Müsilajın daha güneye, sık ziyaret edilen tatil yörelerine ulaşacağına dair endişeler oluşmuştu. Bu sene benzer bir olay beklemeli miyiz? Daha kışın ortasında müsilaj yüzeye çıktı. Bahara doğru neler göreceğiz? Ne düşünüyorsunuz?
Ekosistemlerle pazarlık olmaz ve tahminler hiçbir zaman %100 tutmaz, ben de umarım yanılırım ancak gidişat bahar ve yaz aylarında en az 2021 yılındaki kadar bir müsilajın yüzeye çıkacağını gösteriyor. 2021’de Marmara’dan taşınan müsilajlar Bozcaada ve Gökçeada’nın çevresini, Saros Körfezi’ni sarmıştı. Bozcaada'yla Geyikli arasında 26 metrede deniz çayırlarının üstünde 10-12 santimetre kalınlığında müsilaj tabakaları görüntüledim ben.
Şu anda da 23 Aralık'ta ekibimden bir dalgıç arkadaş, Çanakkale Boğazı'nın çıkışında Kumkale'de yüzeyden 8,5 metre derinliğe kadar olan bölgede örümcek ağı gibi akan müsilaj görüntüleri çekti. Yani şimdiden düzenli bir müsilaj Kuzey Ege’ye ulaşmaya başladı. Marmara'daki müsilaj arttıkça akıntılarla oralara da ulaşacaktır.

Son olarak, diyelim ki bugün belediyeler, bakanlık, özel şirketler, fabrikalar, valilikler, bireyler olarak hepimiz seferber olduk. En hızlı eylem planında ilk olarak atmamız gereken adımlar nelerdir?
Atık miktarını hızlıca azaltmak. Şu anda belediyelerin, OSB’lerin, fabrikaların çalışmayan atık arıtma tesisleri var. Bir haftada, iki haftada bu sistemler çalışır hâle getirilebilir. İkincisi yasaların uygulanması. Ne kadar iyi insanlar olursak olalım ihtiyaçlar veya sorunlar ortaya çıktıkça bir günlüğüne iyi insan olma duygumuzu cebimize koyabiliriz hepimiz. Çok iyi çevre yasalarımız var ama uygulamada sorun yaşıyoruz. Denetimleri artırmalıyız. Denetimleri kutsal dosyalara “ben bunu yaptım” diye kaydetmek için yapmamalıyız. Kutsal dosyalarda her şey düzgün gözükebilir. Ben dalgıçım, denize dalıyorum, deniz öyle olduğunu söylemiyor. Denize bakacağız.
Denizin atık yükünü azaltmak için ulusal çapta kampanyalara ihtiyacımız var. Siz lavabonuzdan bir litre kızartma yağını döktüğünüzde denizde bir milyon litre suyu kirletmiş oluyorsunuz. Ben bir litre fazladan çamaşır suyu kullandığımda denizde bir milyon litre suyu kirletiyorum. Öbürü bir litre fazla kireç sökücü kullandığında yine aynı miktarda deniz suyunu kirletmiş oluyor. Siz, ben, hepimiz bunu azaltabiliriz. Bunları yaparsak Marmara Denizi çok hızlı tepki verecektir.
Müsilaj oluştu şu anda, bunu engelleme şansımız yok. Yapabileceğimiz şey, ekolojik ve ekonomik etkilerini azaltmak. Hâlen şansımız var, bunu yarın yapabiliriz. Birbirimize suç atmaktan vazgeçelim. Şu anda suç atmaya değil, biraraya gelerek Marmara Denizi'ne yardım etmeye, birliğe ihtiyacımız var. Belediyeler, bakanlıklar, özel sektör, sivil toplum ve Marmara'nın çevresinde yaşayan her bir vatandaş biraraya gelmeli ve denize yardım etmeliyiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2016’dan beri Marmara’nın karşı karşıya olduğu müsilaj tehlikesiyle ilgili Prof. Dr. Mustafa Sarı'yla konuştuk. Kış ortası kuş yoklamasında öne çıkan sıkıntılara baktık.
01 Şub 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




