Materialists: Aşkın matematiği


Gece yarısına kadar sanat: Paribu ile ‘Arter’de Uzun Cumartesi’ 21 Haziran’da Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” bu yıl da devam ediyor. Paribu ve Arter işbirliğinde yılda 4 kez gerçekleşen etkinliklerden ikincisi, 21 Haziran’da düzenleniyor. Arter, kapılarını gece yarısına kadar açık tutarken Paribu kullanıcıları tüm sergileri ücretsiz ziyaret ediyor. Etkinlikte ayrıca, ücretsiz DJ performansı ve biletli konserler yer alıyor. Neler var? Etkinlikte dört kişilik deneysel rock grubu Pitohui ile bas ve synth ikilisi kim kim o arka arkaya verecekleri konserlerinde ilk kez aynı sahneyi paylaşıyor. Yeni albüm hazırlığında olan iki grup uzun bir aradan sonra verecekleri ilk konserlerinde yeni şarkılarından da bazılarını da müzikseverlerle paylaşıyor. Konser öncesinde Radyo Modyan In His Best Behaviour program yapımcısı Murat Babalık ve Swörl program yapımcısı Zeliha Mine Nart DJ performanslarıyla programda yer alıyor. Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, konser biletlerini ise buradan alabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Materialists
Yönetmen: Celine Song
Yapım yılı: 2025
Süre: 116 dakika
İlk filmi Past Lives ile ismini duyuran Güney Kore asıllı Kanadalı yönetmen Celine Song, yeni filmi Materialists’te bir kez daha romantik komedi ve dram türlerini eğip bükerek, kendine has bir “aşk filmi” çıkarıyor ortaya. İkisi de bir tür aşk üçgenini konu alan filmler, pek çok açıdan birbiriyle diyalog halinde. Materialists, 90’ların klasik romantik komedilerinin zihnimize kazıdığı pek çok klişeyi bugünün flört kültürüyle bir bakıma güncelliyor. Song, aşkın ve flörtün çöpçatanlık uygulamalarıyla bir süredir veriye indirgenmiş olduğu günümüz dünyasına çoğunlukla eleştirel, fakat yargılayıcı olmayan bir bakış atıyor. Prestijli bir çöpçatanlık firmasında çalışan ana karakterimiz Lucy, formülü kendisinde saklı bir aşk iksiri bulduğu iddiasında: İki insanı birbiriyle “eşleştirmek” için gerekli denklemi çözdüğüne inanıyor. Film ise, ona aşk konusunda asla matematiğe başvurmaması gerektiğini, aşkın çok bilinmeyenli bir denklem olduğunu söylerek karşılık veriyor. Ancak Song, aşkın bilinmezliğini anlatırken ne yazık Past Lives’da olduğundan biraz daha kolaya kaçıyor sanki. Filmin son bloğuna kadar aşk, toplumsal cinsiyet, arkadaşlık ve sınıf gibi kavramlar arasında çok daha sıkı ve ayakları yere basan bağlar kurarken, finalde direksiyonu fazlasıyla romantik (adı üstünde) bir yere kırıyor. Şimdilik “türün şanınandır” diyelim ve büyük duyguları müthiş bir dinginlik ve derinlikle anlatan filmin diğer meziyetlerine geçelim.

Dakota Johnson, Materialists | Kaynak: TME Films
Film, isminden de belli olduğu üzere “maddiyatçılık” kavramıyla yakından ilgili. Çöpçatanlık uygulamalarının ilişkileri yalnızca veriye değil, aynı zamanda maddi olarak ölçülebilir özelliklere de indirgediği bir dünya tahayyül ediyor Song. Hatta genelde bedava ya da düşük fiyatlı olan ve herkesin kullanabildiği bu uygulamaların, yüz yüze ve binlerce dolar vererek alabileceğiniz, “premium” (ve “manuel”) bir hizmete dönüştüğünü görüyoruz. İnsanların yaş, fiziksel görünüş, maddi durum, eğitim seviyesi ve kültürel seviye gibi kriterlerle markette satışa çıktığı bir yapı bu. Başarılı bir çöpçatan olan Lucy’nin mesleğini ilk öğrendiğimiz sahne, filmin bu dünyayı nasıl yorumladığını anlamamız açısından belirleyici bir karşılaşma anı. Otuzlarında, son derece güzel ve çekici bir kadın olan Lucy, New York sokaklarında yürürken, kırklı yaşlarının sonlarında bir adam onu baştan aşağı süzüyor ve deyim yerindeyse ona “alıcı” bir bakış atarak gülümsüyor. Lucy’nin bu bakışı tacizkar mı yoksa flörtöz bir bakış olarak mı algıladığını anlamak zor, çünkü anında bu bakışı “maddiyata” dönüştürmek için adama kartını veriyor ve ona bir eş bulabileceğini söylüyor. Eminim pek çok seyirci, Lucy adama dönüp baktığında ona bir laf sokacağını ya da “ne bakıyorsun” gibi bir soru soracağını düşünmüştür. Ancak Song burada film boyunca yaptığı gibi bir ters köşe yapıyor, çünkü üzerindeki bu tacizkar bakışı öfkeyle ötelemek yerine metaya dönüştürmeye karar vermiş bir kadın Lucy. Film boyunca kendisine de, müşterisi olan kadınlara da - pek de “antifeminist” duyulmayan bir yerden- metaya indirgenmiş bedenlerini metaya çevirmelerini öğütleyen bir “matematik” var kafasında.

Chris Evans, Dakota Johnson ve Pedro Pascal, Materialists | Kaynak: TME Films
Filmin de oldukça basit bir matematiği var aslında: Lucy, aşık olduğu yoksul eski sevgilisini mi, yoksa varlıklı fakat aşık olmadığı yeni sevgilisini mi seçecek? Sinemada, özellikle de melodramlarda kadınların toplumsal olarak sürekli karşı karşıya kaldığı bir sorudur bu: Asya, tutkuyla sevdiği İlyas’ı mı yoksa yanında güvende hissettiği Cemşit’i mi seçecektir? Sevgi emek midir, tutku mu? Ancak elbette kadınların duygu dünyasına dair bir fantezidir öncelikle bu ikilem. Öyle ki, yavaş yavaş gerçekliğin yerini alacak denli uzun süredir dolaşımda olan bir fantezidir bu. Lucy’le tanıştığımızda, bu fanteziyi gerçek olarak kabul etmiş gibidir çoktan. O dilden konuşur ve kendisine parayı önemsediği için “maddiyatçı ve soğuk” der mesela. Her şeyiyle mükemmel olan ve markette “tek boynuzlu at” olarak bilinen Harry’le olan buluşmasında kendisini bilinçli olarak bir meta gibi tanıtır: Daha genç bir kadınla evlenmelisin çünkü ben on sene sonra anneme benzeyeceğim, 20 yaşında bir kadın ise bana benzeyecek. Tüm bu patriarkayla iç içe geçmiş ve maddiyatçı dili, cinsiyetçi olduğundan ya da erkek egemen değerleri içselleştirdiğinden değil, “gerçekçi” olduğundan kullanır aslında. Lucy maddiyatçı ve soğuk değildir, öyle olmadığını biliyordur: Gerçekçidir sadece, sınıfsal konumunun farkındadır ve “duygularına yenik düşmeden” hayatının sorumluluğunu alabilmek için rasyonel kararlar verir. Mesele, bu halini erkeklerle konuşurken onların dilinden adlandırmasıdır aslında - stratejik davranır, onların dilinden konuşur. Song, Lucy’nin bu kendi kendinin farkında hâlinin üzerinden hem patriarkal hem feminist söylemlerle, hem fantezi hem de gerçekle iç içe geçmiş çok katmanlı bir “ilişki/aşk” tanımı yapar bize aslında. Kolaya kaçmadan, ideal temsiller oluşturmaya kalkmadan, tüm bu tezatların arasında kasıtlı olarak gidip gelen, akışkan bir tanım. Dolayısıyla Lucy’nin, henüz herhangi bir kırılma yaşamadan önceki versiyonu bile - yani görünüşte soğuk, duygusuz, çıkarcı ve maddiyatçı o “femme fatale” hâli - fazlasıyla karmaşık ve derinliklidir aslında.

Celine Song, Materialists setinde | Kaynak: TME Films
Kırılma noktası ise, Lucy’nin kurduğu tüm aşk ve ilişki denklemlerini altüst eden bir hata ile gelir: Müşterisi Sophie, bir randevu sırasında “gayet düzgün gözüken” ve Lucy’nin ayarladığı bir adam tarafından cinsel saldırıya uğrar. Bu hata, Lucy’nin hem kendi ilişkilerini hem de insanları soktuğu kalıpları yeniden sorgulamasına neden olur. Aşkta ve ilişkide gerçek “sermayenin” ölçülemez bir şey olduğunu düşünmeye başlar. Her hata gibi, önce bir krize ve çöküşe, sonra ise evrime ve dönüşüme neden olur bu olay. Peki nasıl? İşte bu noktada, böylesine incelikle yazılmış bir senaryonun, kadınlara dair kendi içini oyduğu fantezilerin tuzağına düştüğünü görüyoruz ne yazık ki. Belki de cevabı kendi de bilmediğinden, kolaya kaçıyor biraz. Lucy’nin aşksız ama konforlu bir hayattan, konforsuz fakat aşk dolu bir hayata geçtiğini görüyoruz. Zamanında belli ki toplumsal cinsiyeti ve sınıfsal konumu üzerine düşünerek aldığı bir karardan “duygusal davranarak” vazgeçiyor Lucy. Nedeni ise, koca bir muamma olarak aşk. Nasıl oluyorsa, filmin son bloğunda Song bizi o açıklanamayan, gizem ve tutku dolu romantik aşk tanımına geri götürüyor. Peki gerçekten Lucy ve eski sevgilisi John arasındaki kimya, bu kadar büyük bir muamma mı? Aralarındaki belki sınıfsal, belki kültürel, belki deneyimsel bir ortaklık ve yoldaşlık duygusu - ya da yalnızca beraber vakit geçirmiş ve bir ilişkiye emek vermiş olmaktan doğan o “zamandaşlık” - bu denli açıklamaya bile girişilmeyecek şeyler mi? Song’un, bu kadar zengin bir malzemeyi böylesine klasik bir romantik komedi klişesiyle bitirmesi ve ilk bölümde altını oyduğu o tarihi fanteziyi (sevgi emek mi, tutku mu?) yeniden üretmesi biraz hayalkırıklığı yaratmıyor değil. Dijitalize edilmiş, verileştirilmiş, algoritmik bir aşk tanımına karşı böylesine “analog” (ya da demode) bu mistik/romantik aşk tanımı koymak, öncelikle Lucy’nin o karmaşık ruhuna aykırı sanki. Yine de, tüm bunları Lucy’nin bir başka oyunu ve fantezisi olarak da görmek mümkün, çünkü sonuçta aşk, biraz da kendine anlattığı hikâyeden ibaret.
Nerede izleyebilirsin? Materialists, bugün gösterime girdi.
Benzer işler:
- Jules and Jim / Jules et Jim (1962, François Truffaut)
- Selvi Boylum Al Yazmalım (1977, Atıf Yılmaz)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Celine Song’un Dakota Johnson, Pedro Pascal ve Chris Evans’ı buluşturduğu “Materialists”i izledik. Rekorları, "süperleri" ve raporlarıyla Hollywood’dan haberleri derledik.
13 Haz 2025

YAZARLAR

Aslı Ildır
Sinema yazarı, film eleştirmeni ve akademisyen. Altyazı Sinema Dergisi'nin yardımcı editörlerinden biri olan Ildır, film çalışmaları ve yeni medya alanlarında akademik çalışmalar yürütmektedir.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.




