Materialists: Aşkın matematiği

“Past Lives” sonrasında bir kez daha romantik komedi ve dram türlerini eğip bükerek, ortaya kendine has bir “aşk filmi” çıkaran Celine Song, “Materialists” ile soruyor: Lucy, âşık olduğu yoksul eski sevgilisini mi, yoksa varlıklı fakat âşık olmadığı yeni sevgilisini mi seçecek?
Materialists: Aşkın matematiği

13 Haziran - Arter - Duende
Arter ile birlikte

Gece yarısına kadar sanat: Paribu ile ‘Arter’de Uzun Cumartesi’ 21 Haziran’da

Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” bu yıl da devam ediyor. Paribu ve Arter işbirliğinde yılda 4 kez gerçekleşen etkinliklerden ikincisi, 21 Haziran’da düzenleniyor.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Materialists
Yönetmen: Celine Song
Yapım yılı: 2025
Süre: 116 dakika

İlk filmi Past Lives ile ismini duyuran Güney Kore asıllı Kanadalı yönetmen Celine Song, yeni filmi Materialists’te bir kez daha romantik komedi ve dram türlerini eğip bükerek, kendine has bir “aşk filmi” çıkarıyor ortaya. İkisi de bir tür aşk üçgenini konu alan filmler, pek çok açıdan birbiriyle diyalog halinde. Materialists, 90’ların klasik romantik komedilerinin zihnimize kazıdığı pek çok klişeyi bugünün flört kültürüyle bir bakıma güncelliyor. Song, aşkın ve flörtün çöpçatanlık uygulamalarıyla bir süredir veriye indirgenmiş olduğu günümüz dünyasına çoğunlukla eleştirel, fakat yargılayıcı olmayan bir bakış atıyor. Prestijli bir çöpçatanlık firmasında çalışan ana karakterimiz Lucy, formülü kendisinde saklı bir aşk iksiri bulduğu iddiasında: İki insanı birbiriyle “eşleştirmek” için gerekli denklemi çözdüğüne inanıyor. Film ise, ona aşk konusunda asla matematiğe başvurmaması gerektiğini, aşkın çok bilinmeyenli bir denklem olduğunu söylerek karşılık veriyor. Ancak Song, aşkın bilinmezliğini anlatırken ne yazık Past Lives’da olduğundan biraz daha kolaya kaçıyor sanki. Filmin son bloğuna kadar aşk, toplumsal cinsiyet, arkadaşlık ve sınıf gibi kavramlar arasında çok daha sıkı ve ayakları yere basan bağlar kurarken, finalde direksiyonu fazlasıyla romantik (adı üstünde) bir yere kırıyor. Şimdilik “türün şanınandır” diyelim ve büyük duyguları müthiş bir dinginlik ve derinlikle anlatan filmin diğer meziyetlerine geçelim.

Dakota Johnson, Materialists | Kaynak: TME Films

Film, isminden de belli olduğu üzere “maddiyatçılık” kavramıyla yakından ilgili. Çöpçatanlık uygulamalarının ilişkileri yalnızca veriye değil, aynı zamanda maddi olarak ölçülebilir özelliklere de indirgediği bir dünya tahayyül ediyor Song. Hatta genelde bedava ya da düşük fiyatlı olan ve herkesin kullanabildiği bu uygulamaların, yüz yüze ve binlerce dolar vererek alabileceğiniz, “premium” (ve “manuel”) bir hizmete dönüştüğünü görüyoruz. İnsanların yaş, fiziksel görünüş, maddi durum, eğitim seviyesi ve kültürel seviye gibi kriterlerle markette satışa çıktığı bir yapı bu. Başarılı bir çöpçatan olan Lucy’nin mesleğini ilk öğrendiğimiz sahne, filmin bu dünyayı nasıl yorumladığını anlamamız açısından belirleyici bir karşılaşma anı. Otuzlarında, son derece güzel ve çekici bir kadın olan Lucy, New York sokaklarında yürürken, kırklı yaşlarının sonlarında bir adam onu baştan aşağı süzüyor ve deyim yerindeyse ona “alıcı” bir bakış atarak gülümsüyor. Lucy’nin bu bakışı tacizkar mı yoksa flörtöz bir bakış olarak mı algıladığını anlamak zor, çünkü anında bu bakışı “maddiyata” dönüştürmek için adama kartını veriyor ve ona bir eş bulabileceğini söylüyor. Eminim pek çok seyirci, Lucy adama dönüp baktığında ona bir laf sokacağını ya da “ne bakıyorsun” gibi bir soru soracağını düşünmüştür. Ancak Song burada film boyunca yaptığı gibi bir ters köşe yapıyor, çünkü üzerindeki bu tacizkar bakışı öfkeyle ötelemek yerine metaya dönüştürmeye karar vermiş bir kadın Lucy. Film boyunca kendisine de, müşterisi olan kadınlara da - pek de “antifeminist” duyulmayan bir yerden- metaya indirgenmiş bedenlerini metaya çevirmelerini öğütleyen bir “matematik” var kafasında. 

Chris Evans, Dakota Johnson ve Pedro Pascal, Materialists | Kaynak: TME Films

Filmin de oldukça basit bir matematiği var aslında: Lucy, aşık olduğu yoksul eski sevgilisini mi, yoksa varlıklı fakat aşık olmadığı yeni sevgilisini mi seçecek? Sinemada, özellikle de melodramlarda kadınların toplumsal olarak sürekli karşı karşıya kaldığı bir sorudur bu: Asya, tutkuyla sevdiği İlyas’ı mı yoksa yanında güvende hissettiği Cemşit’i mi seçecektir? Sevgi emek midir, tutku mu? Ancak elbette kadınların duygu dünyasına dair bir fantezidir öncelikle bu ikilem. Öyle ki, yavaş yavaş gerçekliğin yerini alacak denli uzun süredir dolaşımda olan bir fantezidir bu. Lucy’le tanıştığımızda, bu fanteziyi gerçek olarak kabul etmiş gibidir çoktan. O dilden konuşur ve kendisine parayı önemsediği için “maddiyatçı ve soğuk” der mesela. Her şeyiyle mükemmel olan ve markette “tek boynuzlu at” olarak bilinen Harry’le olan buluşmasında kendisini bilinçli olarak bir meta gibi tanıtır: Daha genç bir kadınla evlenmelisin çünkü ben on sene sonra anneme benzeyeceğim, 20 yaşında bir kadın ise bana benzeyecek. Tüm bu patriarkayla iç içe geçmiş ve maddiyatçı dili, cinsiyetçi olduğundan ya da erkek egemen değerleri içselleştirdiğinden değil, “gerçekçi” olduğundan kullanır aslında. Lucy maddiyatçı ve soğuk değildir, öyle olmadığını biliyordur: Gerçekçidir sadece, sınıfsal konumunun farkındadır ve “duygularına yenik düşmeden” hayatının sorumluluğunu alabilmek için rasyonel kararlar verir. Mesele, bu halini erkeklerle konuşurken onların dilinden adlandırmasıdır aslında - stratejik davranır, onların dilinden konuşur. Song, Lucy’nin bu kendi kendinin farkında hâlinin üzerinden hem patriarkal hem feminist söylemlerle, hem fantezi hem de gerçekle iç içe geçmiş çok katmanlı bir “ilişki/aşk” tanımı yapar bize aslında. Kolaya kaçmadan, ideal temsiller oluşturmaya kalkmadan, tüm bu tezatların arasında kasıtlı olarak gidip gelen, akışkan bir tanım. Dolayısıyla Lucy’nin, henüz herhangi bir kırılma yaşamadan önceki versiyonu bile - yani görünüşte soğuk, duygusuz, çıkarcı ve maddiyatçı o “femme fatale” hâli - fazlasıyla karmaşık ve derinliklidir aslında.

Celine Song, Materialists setinde | Kaynak: TME Films

Kırılma noktası ise, Lucy’nin kurduğu tüm aşk ve ilişki denklemlerini altüst eden bir hata ile gelir: Müşterisi Sophie, bir randevu sırasında “gayet düzgün gözüken” ve Lucy’nin ayarladığı bir adam tarafından cinsel saldırıya uğrar. Bu hata, Lucy’nin hem kendi ilişkilerini hem de insanları soktuğu kalıpları yeniden sorgulamasına neden olur. Aşkta ve ilişkide gerçek “sermayenin” ölçülemez bir şey olduğunu düşünmeye başlar. Her hata gibi, önce bir krize ve çöküşe, sonra ise evrime ve dönüşüme neden olur bu olay. Peki nasıl? İşte bu noktada, böylesine incelikle yazılmış bir senaryonun, kadınlara dair kendi içini oyduğu fantezilerin tuzağına düştüğünü görüyoruz ne yazık ki. Belki de cevabı kendi de bilmediğinden, kolaya kaçıyor biraz. Lucy’nin aşksız ama konforlu bir hayattan, konforsuz fakat aşk dolu bir hayata geçtiğini görüyoruz. Zamanında belli ki toplumsal cinsiyeti ve sınıfsal konumu üzerine düşünerek aldığı bir karardan “duygusal davranarak” vazgeçiyor Lucy. Nedeni ise, koca bir muamma olarak aşk. Nasıl oluyorsa, filmin son bloğunda Song bizi o açıklanamayan, gizem ve tutku dolu romantik aşk tanımına geri götürüyor. Peki gerçekten Lucy ve eski sevgilisi John arasındaki kimya, bu kadar büyük bir muamma mı? Aralarındaki belki sınıfsal, belki kültürel, belki deneyimsel bir ortaklık ve yoldaşlık duygusu - ya da yalnızca beraber vakit geçirmiş ve bir ilişkiye emek vermiş olmaktan doğan o “zamandaşlık” - bu denli açıklamaya bile girişilmeyecek şeyler mi? Song’un, bu kadar zengin bir malzemeyi böylesine klasik bir romantik komedi klişesiyle bitirmesi ve ilk bölümde altını oyduğu o tarihi fanteziyi (sevgi emek mi, tutku mu?) yeniden üretmesi biraz hayalkırıklığı yaratmıyor değil. Dijitalize edilmiş, verileştirilmiş, algoritmik bir aşk tanımına karşı böylesine “analog” (ya da demode) bu mistik/romantik aşk tanımı koymak, öncelikle Lucy’nin o karmaşık ruhuna aykırı sanki. Yine de, tüm bunları Lucy’nin bir başka oyunu ve fantezisi olarak da görmek mümkün, çünkü sonuçta aşk, biraz da kendine anlattığı hikâyeden ibaret.

Nerede izleyebilirsin? Materialists, bugün gösterime girdi.

Benzer işler:

  • Jules and Jim / Jules et Jim (1962, François Truffaut)
  • Selvi Boylum Al Yazmalım (1977, Atıf Yılmaz)
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🎬 Celine Song’dan ‘Materialists’, Süper Ödülleri

Celine Song’un Dakota Johnson, Pedro Pascal ve Chris Evans’ı buluşturduğu “Materialists”i izledik. Rekorları, "süperleri" ve raporlarıyla Hollywood’dan haberleri derledik.

13 Haz 2025

Arter ile birlikte
Materialists | Kaynak: TME Films

YAZARLAR

Aslı Ildır

Sinema yazarı, film eleştirmeni ve akademisyen. Altyazı Sinema Dergisi'nin yardımcı editörlerinden biri olan Ildır, film çalışmaları ve yeni medya alanlarında akademik çalışmalar yürütmektedir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar