

"Leica ile birlikte geliştirilen" kameralar: Xiaomi 13 Serisi Xiaomi 13 Serisi Özgün bir Leica deneyimi vadeden Xiaomi 'nin yeni amiral gemisi serisi Xiaomi 13 Pro ve Xiaomi 13 ile birlikte Xiaomi 13 Lite şimdi Türkiye'de. Nedir? Göz kamaştıran hız ve performans; üst düzey güvenilirlik, güç, daha uzun pil ömrü, sürükleyici bir görsel-işitsel deneyim ve ultra yüksek hızlar sunan seride Xiaomi 13 siyah, beyaz ve flora yeşili; Xiaomi 13 Pro ise seramik beyaz ve seramik siyah renk seçenekleriyle kullanıcılarını bekliyor. Leica kalitesi Her yönüyle profesyonel düzeyde bir akıllı telefon fotoğrafçılığı deneyimi sunmak için Leica ile iş birliği içerisinde oluşturulan Xiaomi 13 ve Xiaomi 13 Pro ; yüksek dinamik aralığı, üstün ışık yakalama özellikleri ve hızlı tepkileriyle büyük sensörü, her ayrıntıyı ortaya çıkaran belirgin kontrast ve tanımlanmış dokulara sahip renkli görüntüler sağlayan kamera sistemi hem fotoğrafçılık tutkunlarını hem de profesyonel fotoğrafçıları heyecanlandırıyor. Xiaomi 13 Pro, profesyonellere Adobe Photoshop ve Adobe Lightroom 'da daha fazla son düzenleme şansı veriyor. Video çekimi açısından da oldukça başarılı olan her iki cihazın kullanıcıları ayrıca profesyonel bir kalitede ölümsüzleştirilen anılar için 2 TB'a kadar genişletilmiş depolama alanı sağlayan Google One bulut depolama alanına sahip oluyor. Dikkat dikkat: 10 - 16 Mart tarihleri arasında seçili e-ticaret kanalları için özel olarak hazırlanan kampanya kapsamında Xiaomi 13 ve Xiaomi 13 Pro satın alanlar Xiaomi Flipbuds Pro ; Xiaomi 13 Lite tercih edecekler ise Redmi Buds 3 Pro 'ya ücretsiz olarak sahip olabilecek. Ek olarak 10 - 25 Mart arası geçerli olacak kampanya kapsamında 7 gün içerisinde Xiaomi Store'larda ve mi.com'da kullanılabilmek üzere; Xiaomi Store'lardan Xiaomi 13 Pro ve Xiaomi 13 alındığında 1.400 TL değerinde; Xiaomi 13 Lite alındığında ise 1.000 TL değerinde AIOT kuponu hediye edilecek. Sorumluluk reddi: Görseller temsilidir. Kampanya belirtilen tarih aralığında ve belirtilen ürünler için stok sınırlarıyla geçerlidir. Kampanya belirtilen mecralara özeldir. Ayrıntılı bilgi için mi.com ve ilgili e-ticaret platformlarını ziyaret ediniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Pandemiden tam 3 yıl sonra; doğa bize içinde yaşadığımız dünyanın bizler için yaratılmadığını, bizim sadece döngünün çok ufak bir parçası olduğumuzu, oyunu kurallarına göre oynamamız gerektiğini yeniden hatırlattı. Bu sefer ders alıp buradan gerekli öğretileri çıkarabilir miyiz bilmiyorum ama yaşadığımız acının yıllar boyunca bizimle kalacağı kesin.
Adana'da doğmuş büyümüş; Hatay ve Kahramanmaraş'ı defalarca ziyaret edip birçok dostlar edinmiş biri olarak, göğsüme oturan yükü ve yarattığı tahribatı anlatamam. Bu bölgenin insanı deprem sonrasında yaşatılanları haketmedi ve de unutmayacak...
Bugün size çok uzun tutmadan, birçoğumuzun deprem sonrasında paylaştığı uydu görüntüleriyle adını duyduğu Maxar Technologies firmasından bahsetmek istiyorum.
Maxar'ın temelleri 1957 yılında Western Development Labs ismiyle Philco'nun bir departmanı olarak atılırken, şirket 1961'de Ford'un satın almasıyla Philco-Ford'a evrildi. 1990'da Space System/Loral (SSL), 1992'de ise WorldView Imaging Corporation iştiraklerinin kurulup firma bünyesine katılmasının ardından, 2017 yılında Maxar ismini alan firma; dünyanın önde gelen gözlem-istihbarat ve uzay teknolojisi şirketi hâline geldi.
Uydu altyapı sağlayıcısı ve yörüngeden çektiği uydu görüntüleriyle hizmet veren şirket, bugün 4 bin 400 çalışanı ve yörüngedeki 90 adet uydusuyla 3,8 milyon kilometrekareden fazla alanı günlük olarak yüksek çözünürlükte görüntülemekte. Şirket ABD'nin ulusal güvenliği için gerekli olan coğrafi verinin %90'ını sağlarken, ticari taraftaysa WorldView vesilesiyle iştiraki olan DigitalGlobe'un, alandaki en büyük müşterilerden biri olan Alphabet'e hizmet vermekte olduğunu belirtme fayda var. Maxar; Alphabet'in Google Earth ve Google Map ürünlerine veri sağlayıcı olarak hizmet ederken yaptığı satın almalar ile yapay zeka, görüntü işleme, 3D ölçekleme üzerine geliştirmeler yapmaya da devam ediyor.

Gaziantep Nurdağı yakınlarındaki yüzlerce metre uzunluğundaki fay kırılımı
Gelir tablosunu incelediğimizde, şirketin senelik 1,5-2 milyar dolar arasında seyreden cirosunu ürün satışı ve verdiği hizmetler oluştururken, yine de senelik 50 milyon dolar civarında zarar etmeye devam ettiği görülüyor.
Bilançosunu incelediğimizdeyse 4,5 milyar dolarlık varlığının 600 milyon doları dönen varlıklardan gelirken kalan 3 milyar doların ise makine, ekipman, şerefiye ve maddi olmayan varlıklardan gelmesi dikkat çekiyor. 600 milyon doları kısa vadeli, 2,4 milyar dolarıysa uzun vadeli olmak üzere şirketin toplamda 3 milyar doları bulan yükümlülükleri çok iştah açıcı olmasa da; sektöre giriş bariyerinin yüksek ve Maxar’ın öncü bir şirket olduğunu unutmamak gerek. Bu sayede özel sermaye yatırımcısı Advent'in radarına giren Maxar, borçlarıyla beraber 6,4 milyar dolarlık bir teklif alarak satın almanın onay ve kapanış sürecine Aralık 2022'de girdi. Bu teklif öncesinde hisse fiyatı 22-25 dolar arasında seyreden şirket, gelen hisse başı 53 dolar teklif sayesinde son yatırımcılarına yaklaşık %130'luk bir getiri sağladı.
Kıssadan hisse
"Uzaya yerli ve milli uydularımızı fırlatıyoruz!", "Ay’a insansız araç indireceğiz!" naralarını ülkemizde her sene bolca işitiyoruz. Belki uzun vadede bunu gerçekten becermeyi de başarabiliriz. Ülkenin önde gelenlerinden Maxar gibi bir şirket yaratılmasına önayak olmasını şahsen beklemiyordum ki; öyle bir beklentim olmaması gerektiğini de yakın zamanda tekrar gösterdiler.

Nurdağı yakınlarındaki fay hattında yaşanan kırılma
Afetler için proaktif bir şekilde uydu görüntü hizmetleri alımı ve yapay zeka görüntü işleme üzerinden hasar tespiti ve lojistik servislerinin geliştirilmesi üzerine uzun uzun yazmak isterdim fakat sizleri yormak istemiyorum. Bir devlet görevlisinin, yıkılmış şehirlerin hasar tespitinin muhtarlar aracılığıyla yapılacağını açıklaması sonrası, işin teknolojisini konuşmanın çok da gereği kalmadığını görmüş ve duymuş oldum. Şehir mi kaldı ortada da muhtar kalsın…
Madem proaktif olamıyoruz bari vaka sonrasını konuşalım ve bence daha temel olan problemlerimizi çözmeye çalışalım. Hatta 1900'ler öncesinden başlayacak olursak dizel jeneratör ve ampulün bulunması ile konuya giriş yapabiliriz.
Hepimiz kurtarma görevlilerinin, afet sonrası elektriklerin kesilmesi ile nasıl zor şartlarda kurtarma çalışmaları yürüttüklerine şahit olduk. Hatta bir kanalda kamera ışıklarının kapatılması sonrası sahanın nasıl zifiri karanlık olduğunu gördük. Aşağıdaki görsel ‘aydınlatma kuleleri’ne (light tower) ait.

Mazot ile çalışan ve herhangi bir yere bağlı olması gerekmeyen bir aydınlatma makinası. Aynı zamanda üzerindeki prizler ile çevresine de elektrik sağlayabiliyor. Bu makinalar ülkemizde ve dünyada birçok müteahhitlik firmasının makina parkında ve katıldıkları ihale dosyalarının makina parkı bölümünde yer alıyor. Afet sürecinde bu makinaların sahaya gönderilmeme sebebini anlamak inanın mümkün değil.
Bir tek Kalyon İnşaat'ın açıklamasında dikkatimi çekti, 7-9 adet civarı sahaya bu makinalardan gönderdiler. Havalimanı, liman gibi görece geniş alanlarda yapılan inşaat faaliyetlerinde sıkça kullanılan bu makinalar 15 binden fazla binanın yıkıldığı, elektriklerin komple kesildiği bu şehirlerde neden kullanılmaz? Bu sayede belki çok daha efektif ve hızlı çalışarak çok daha fazla hayat kurtarabilirdik. Bu iş bilmezliği ancak liyakatsizlik ve nepotizme bağlayabiliyorum.
Yazımın başında da ifade ettiğim üzere, bu bölgenin insanı deprem sonrasında kendisine yaşatılanları haketmedi ve unutmayacak da…
Dipnot: Yazarın yukarıda bahsi geçen firmada yatırımı bulunmamakta olup, önümüzdeki 3 ay içerisinde de olmayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uydu görüntülemenin yarınını şekillendirmek üzere Colorado'dan yola çıkan bir girişim: karşınızda Maxar Technologies
11 Mar 2023

YAZARLAR

Sıtkı Kulak
Yazar @ Quando

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yapay zeka patlamasının da etkisiyle artık ürünlerin pazarlama materyallerinde sürekli aynı kelimeler tekrarlanıyor: Ajan tabanlı, AI destekli, kurumsal düzeyde, akıllı, uçtan uca, yeni nesil, ekosistem… Yıllar önce pazarlama ekiplerinin temel problemi, insanların üründen haberdar olmasını sağlamakken bugün bunun önünde çok daha kritik bir problem yer alıyor: İnsanların ürünün ne olduğunu anlamasını sağlamak.

Son birkaç yıldır yapay zeka yarışında geçerli olan kural basitti: Daha güçlü modeli daha hızlı geliştiren kazanır. Son günlerde sektörün öncü isimleri tarafından yapılan açıklamalar ise bu denklemin değişmeye başladığını gösteriyor. Modellerin siber saldırılardan biyolojik silah geliştirme girişimlerine uzanan riskli kullanım alanlarında sahneye çıkması, yarışın öncülerini ilk kez açık bir biçimde frene basma olasılığını tartışmaya itiyor.

Yapay zeka yarışını yavaşlatma çağrıları teknoloji şirketlerinin içinden de yükselirken, New York Üniversitesi’nden filozof Jeff Sebo ile yapay zekanın risklerini, bilinç ihtimalini, hayvan refahını ve gelecekte dijital zihinlere karşı doğabilecek sorumluluklarımızı konuştuk.

Gıda markaları, restoranlar ve kafeler, son dönemlerde giderek artan oranda yapay zeka üretimi görsellere başvuruyor. Fakat bu görseller, iştah açıcı görünmek yerine, “mide bulandıran” etkileriyle viral oluyorlar. Bu durum, dikkat çekici bir soruyu da gündeme taşıyor: Fotogerçekçi görüntüler üretme konusunda bu denli yetenekli hâle gelen yapay zeka modelleri, neden iştah açıcı yemek görselleri üretemiyor?

Türkiye, 15 yaş altına sosyal medya yasağını uygulamaya hazırlanırken yaş doğrulama için e-Devlet üzerinden token modeli gündemde. Çocukları sosyal medyanın zararlarından korumayı amaçlayan bu sistem, bütün kullanıcıların önce devletin kimlik altyapısından geçmesini gerektirebilir. Çocukları korumak amacıyla kurulan bu sistem, kullanıcıların kimliğiyle hesapları arasındaki bağı devletin elinde görünür hâle getirir mi? Yetişkinlerin anonimlik hakkı bundan nasıl etkilenecek?




