Mekanlardan insanlara Beyoğlu pasajları: Atlas ve Krepen

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Hem Osmanlı İmparatorluğu’nda bankerlik yapan Ermeni-Katolik bir aile hem de İstanbul’a yaptığı seyahatle dönemin keyfini süren James Baldwin, farklı zamanlarda anılar bırakarak geçtiler Atlas’ın koridorlarından.
Atlas Pasajı, Köçeoğlu ailesinin önde gelen üyelerinden, hem Abdülmecid hem de Abdülaziz dönemlerinde bankerlik yapan Agop Köçeoğlu tarafından, 1870 yılında kışlık bir konut olarak yaptırıldı. Bu dönemde Beyoğlu’ndaki apartmanlaşma süreciyle birlikte toplu konutların yanı sıra Palazzo tarzı müstakil yapılar da inşa edilmeye başlanmıştı. Köçeoğlu ailesi de bu yapıyı birçok Beyoğlu sakini gibi kışlık konut olarak kullanıyor; yazın ise Boğaz’ın serinliğine kendilerini bırakıyorlardı.
- Beyoğlu’nun yanı sıra Kadıköy, Çengelköy, Bebek ve Adalar gibi birçok bölgede de yaşam süren Köçeoğlu ailesi, İstanbul’un gündelik hayatında önemli roller üstlenmişti. Yaşam tarzları ile konuşulan aile, saray ile yakın ilişkiler kurmuş; inşa ettirdikleri binalarla Osmanlı dönemi İstanbulu’nun toplumsal yapısına etki etmiş ve kamusal alana katkılara bulunarak ön plana çıkmışlardı.
Ailenin kışlık konutu daha sonra Vosgeperan Ermeni Kilisesi’ne devredilmiş, ardından 1930’ların başlarında Ahmet ve Aziz Bornovalı kardeşlere satılmıştı. 1950’lerden önce, yapının arka kısmında yer alan ahırlar bir sirk alanına dönüştürülmüş ve birçok Beyoğlu konutu gibi bir geçit açılarak pasaj hâline getirilmişti.
Atlas Sineması olarak bildiğimiz alan, 1948 yılından itibaren Jean Cocteau gibi tiyatro topluluklarına ve Alman Operet Topluluğu gibi opera ekiplerine ev sahipliği yapmaya başladı. Daha önce Garden Bar’da sahneye çıkan Josephine Baker, 1959 yılında burada da sahne aldı. 1951 yılında ise pasajın önemli bir konuğu olacaktı: Küçük Sahne Tiyatrosu. Muhsin Ertuğrul tarafından kurulan tiyatronun ilk oyunu, John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar adlı eseri oldu.
Pasaj girişinin sol tarafında, 1948’de tiyatronun yönetmeni Galip San tarafından kurulan ve Beyoğlu eğlence mekanlarının öncülerinden sayılan Kulis Bar bulunuyordu. Burası muhtemelen Beyoğlu’nun ilk Amerikan barı olma özelliğini taşıyordu. Mekanın ilk müdürü, Aleksander adında bir Rus’tu. Oyuncu Mücap Ofluoğlu’nun tasvirine göre Aleksander, “Sabahtan akşama kadar durmaksızın içer, saatler geçtikçe yüzü gittikçe kızarırdı.”
Aleksander’ın ardından George dönemi başladı. I. ve II. George'un müdürlükleri sırasında Kulis Bar yükselişe geçmeye başlasa da özellikle II. George katı bir tutum benimsedi. Meyhane-bar ayrımını belirginleştirmek amacıyla rakıyı yasakladı. Ancak daha sonra bu yasak, müdavimlerin karşı çıkması sonucu kaldırıldı. Kulis Bar’ın en sıkı müdavimleri arasında Aliye Berger, Özdemir Asaf, Erol Günaydın, İsmet Ay, Sait Faik, Çetin Altan, Yaşar Kemal, Sadri Alışık ve Amerikalı yazar James Baldwin bulunuyordu.
1960’ların sonlarına doğru kapanan Kulis Bar, 1973’te tekrar açılmış fakat dört yıl sonra yeniden kapanmıştı. 1985’te “Eski Kulis” adıyla tekrar açılmış olsa da 2009 yılında kapılarını tamamen kapamıştı.
Krepen Pasajı: Edebiyatçıların dünyasından sahaflara
Günümüzde Aslıhan Pasajı olarak bilinen ve özellikle sahaflarıyla tanınan bu mekanın özgün adı Passage Crespin. 1934’teki Türkçeleştirme politikalarıyla ismi “Krizantem Pasajı”na çevrilmiş olsa da pek çok İstanbullu “Krepen Pasajı” adını kullanmaya devam etmişti.
19. yüzyılın sonlarında pasajlar inşa edilirken bu yapı da Crespin ailesi tarafından yaptırıldı ve semt sakinleriyle ziyaretçilere Çiçek Pasajı, Avrupa Pasajı ve Krepen Pasajı, İstiklal Caddesi, Sahne Sokak ve Meşrutiyet Caddesi arasında geçiş imkanı sundu.
Bu arazilerin bir kısmını kapsayan Naum Tiyatrosu’nu yaptıran Duhani ailesinin bir üyesi olan Said Naum Duhani, bu pasajı yaptıktan sonra misafirlerini şu şekilde sıralamıştı: İki piyano yapımcısı (Herr Commendiger ve Herr Lahner) ve birçok ayakkabıcı. Özellikle Amiralis, Bone ve Dimitris Detzzos bu ayakkabıcılar arasında öne çıkıyordu. Dimitris Detzzos’un hüzünlü hikayesi, arkasında bıraktığı “Geldim, gördüm, gittim” yazılı mektubuyla anılır.
1930’lardan itibaren meyhaneler yavaş yavaş açılmaya başladı ve Krepen’in de bir meyhane olarak kullanıldığı bir dönem oldu. Tomris Uyar burayı şöyle anlatıyordu:
“Yaşamlarını profesyonelce, yani dünyadan ne istediklerini, neyi seçtiklerini bilerek, belli bir tükenme çizgisi içinde bitirmek isteyenlerin barınağı.”
1934’te Krizantem açıldı, 1941’de İmroz. Ardından 1952’de Yorgo Okumuş adında bir komi mekana adım attı ve zamanla İmroz’un ortağı oldu. 1982’de diğerleri gibi meyhanesini Nevizade’ye taşıdı. Günümüzde ise burada Beyoğlu’nun son kitapçıları, sizi kitap ve müzikle dolu bir geçmişe davet ediyor.
Dünya Ölmeme Günü
Krepen Pasajı, bir dönem edebiyat tarihimizin en önemli isimlerini misafir etmişti. Bu yönüyle İstanbul’un alametifarikalarından biri olarak değerlendirilebilir.
“Dünya Ölmeme Günü”nü burada ilan eden isimler arasında Can Yücel, Edip Cansever, Tomris Uyar, Turgut Uyar, Muhteşem Sunter, Dürnev Tunaseli, Nezihe Meriç, Salim Şengil, Ömer Uluç, Mehmetcan Köksal, Pertev Tunaseli yer alıyordu. Bu anıları, o masanın şahitlerinden biri olan İsa Çelik aktarmıştı.
Gazeteci Nilay Örnek, İsa Çelik’le yaptığı röportajda bu hikayeyi günümüze taşıdı. Çelik’in aktardığına göre “Dünya Ölmeme Günü” ismi Tomris Uyar’ın önerisiydi. Bir gün pasajın tombalacısı İsmet, onların masasına gelmiş; Tomris Uyar da ona açılmamış bir rakı verip şöyle demişti:
“Gelecek yıl aynı gün getir, beraber içelim.”
İsa Çelik, rakı şişesinin üstünü bir kağıtla kapladı ve o masadaki herkesin imzasını aldı. Bir yıl sonra aynı masada, o rakı şişesi tekrar açıldı. Böylece “Dünya Ölmeme Günü” ortaya çıktı.
Not: Ümit Nar tarafından yazılan ve Mesut Varlık editörlüğünde yayımlanan Krepen Pasajı Nerededir? – Pera Tarihine Bir Uğrayış… adlı kitap, yaşanmışlıklar ve bir mekanın analizi açısından tavsiye edilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Fırat Şenol
Sanat tarihçisi. Çeşitli kurumlarda atölyeler, sergilerde ve müzelerde turlar düzenleyerek özellikle İstanbul kent belleği üzerine çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




