Merkez bankamız bekle gör modunda

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Yanı başımızda yaşanan gelişmeler, savaşların ekonomi üzerinde yaratabileceği en olumsuz sonuçlardan birine bizi her geçen gün daha fazla yaklaştırıyor. Savaşlar ekonomik açıdan çoğu zaman arz yönlü şoklar yaratır. Tedarik zincirlerinde kesintilere yol açar, maliyetleri artırır ve bunun sonucunda hem üretim üzerinde baskı oluşur hem de enflasyon yukarı yönlü hareket eder. Sonuç stagflasyondur.
Bugün yaşanan çatışmanın Ortadoğu gibi kritik bir bölgede olması bu riskleri çok daha büyütüyor. Özellikle dünya petrolünün yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, küresel ekonomi açısından son derece stratejik bir noktada bulunuyor. Bu nedenle yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye etkisi üç temel kanaldan ortaya çıkıyor: enerji, ulaşım ve gıda arzında düşüş; fiyatlarında artış.
Hürmüz Boğazı sadece enerji açısından değil, aynı zamanda tarım ve sanayi üretimi açısından da kritik bir geçiş noktası. Dünyadaki nitrojen bazlı gübre arzının yaklaşık %25-30’u bu bölgeden geçiyor. Deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık %30’u yine bu boğazdan taşınıyor. Ayrıca Hürmüz’den geçen petrolün yaklaşık %80’i Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi dünyanın üretim merkezlerine, adeta fabrikalarına ulaşıyor. Bir başka ifadeyle, küresel sanayi üretiminin önemli bir kısmının enerji arzı bu dar geçide bağlı.
Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskının devam etmesine yol açacaktır. Bu durumun enflasyon üzerindeki etkisi açıktır. Bunun yanında gemi seferlerinin aksaması, sigorta maliyetlerinin artması ve taşıma risklerinin yükselmesi de küresel lojistik maliyetlerini artırıyor, artıracaktır.
Bu gelişmeler zamanla gıda arzında da sorunlara yol açabilir. Gübre ve enerji maliyetlerindeki artışın tarımsal üretime yansıması, gıda fiyatları üzerinde de baskı yaratacaktır. Nereden baksak stagflasyona, yani üretimde düşüşe, enflasyonda artışa doğru taşlar döşeniyor.
Dün Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu toplantısı vardı. Toplantıda politika faizinde herhangi bir değişikliğe gidilmedi. Politika faizi %37, gecelik borç verme faizi ise %40 seviyesinde bırakıldı. Merkez Bankası yayımladığı metinde, jeopolitik risklerden bağımsız olarak Şubat ayında enflasyonun ana eğiliminin yataya yakın bir seyir izlediğini vurgularken, jeopolitik gelişmelerin yukarı yönlü riskleri artırdığına dikkat çekti. Banka daha önce haftalık repo yerine gecelik fonlamaya yönelerek fiilen faiz artırımı sayılabilecek bir adım atmıştı ve bu adımın ilk tedbir olduğunu ifade etti.
Aslında Ocak ayında yayımlanan karar metninde de enflasyon riskinin yukarı yönlü olduğuna dair değerlendirmeler bulunuyordu. Yani jeopolitik gelişmelerden bağımsız olarak son dönemde gelen enflasyon verileri Merkez Bankası’nın dikkatli bir duruş sergilemesine neden olmuştu. Bununla birlikte dünkü toplantıda jeopolitik risklerin para politikasına nasıl yansıyacağı konusunda çok net bir yönlendirme yapılmadığını görüyoruz. Bu yaklaşımı büyük ölçüde doğru buluyoruz. Çünkü mevcut koşullarda Merkez Bankası gelişmelere bağlı olarak acil bir toplantıyla faiz artırımı da yapabilir, bir sonraki toplantıda faiz indirimi de gündeme gelebilir. Her ikisine de kapı açık. Bu nedenle güçlü bir yönlendirme yapmak yerine gelişmeleri izleyerek gerektiğinde adım atacağını vurgulamak, politika kredibilitesi açısından daha sağlıklı bir yaklaşım görünüyor.
Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini sürdürme niyetini son raporda da açık biçimde görüyoruz. Ancak küresel ekonomi stagflasyonist bir sürece girerse tablo değişebilir. Böyle bir ortamda talep zaten zayıflayacağı için asıl sorun maliyet enflasyonu ve beklenti yönetimi olacaktır. Şu aşamada kur tarafını kontrol ederek hem beklentileri hem de maliyet kanallarını yönetmeye çalışan bir politika izleniyor. Ancak jeopolitik gerilimlerin uzun sürmesi halinde Merkez Bankası’nın sürekli döviz satarak bu politikayı sürdürmesi kolay olmayabilir.
Bir sonraki Para Politikası Kurulu toplantısı Nisan ayının sonlarına doğru yapılacak. Eğer o tarihe kadar Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması gibi riskler gündemde kalmaya devam ederse Merkez Bankası’nın kararları bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilir. Hatta gerekli görülmesi halinde ara toplantı ile faiz artırımı bile gündeme gelebilir.
Dolayısıyla dünkü toplantı kararını genel olarak analitik ve ihtiyatlı bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz. Kararın sürpriz olmadığını söylemek mümkün. Ancak önümüzdeki günlerde acil toplantı dâhil olmak üzere her türlü politika değişikliğine hazırlıklı olmak gerektiği kanaatimizi de koruyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?

BIST 100’ün Ağustos ayında 14 bin 600 puanın üzerine çıktığı, ancak Eylül ayında yatırım fonlarında yaşanan likidite krizinin etkisiyle sert biçimde gerilediği üçüncü çeyrekte, Borsa İstanbul’un yatırımcı kompozisyonunda da belirgin bir ayrışma yaşandı. TÜYİD-Yatırımcı İlişkileri Derneği tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerinden yola çıkılarak hazırlanan Borsa Trendleri Raporu’nun 2026 üçüncü çeyrek sayısında, yerli yatırımcıların portföy değerindeki kayıpların yabancı yatırımcılara kıyasla çok daha yüksek olduğu, yabancıların ise özellikle sanayi ve ticaret şirketlerindeki ağırlıklarını artırdığı görüldü.

Bu hafta yurt içinde Ekim ayı enflasyonu, imalat sanayisi PMI verileri ve öncü dış ticaret istatistikleri öne çıkarken, yurt dışında ABD'de Ekim ayı istihdam verileri, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararı ve Avro Bölgesi öncü enflasyonu ön planda.
01 Kas 2026

Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'e yönelik tarihin en büyük saldırılarından birinde 6,3 milyar dolarlık varlık etkilendi. Saldırganlar farklı blokzincir ağlarında varlıkları transfer edip ETH ve Bitcoin'e dönüştürmeye yönelirken, Tether, Circle ve diğer kripto kuruluşlarının müdahaleleriyle yaklaşık 2,7 milyar dolarlık varlık donduruldu. Saldırı, dijital finans sisteminin güvenliğini ve kripto piyasasında merkezî müdahale gücünü yeniden tartışmaya açtı.




