Merkezde Hollywood grevleri, başrolde müzik


Cazın rotası caz adası : Bozcaada Caz Festivali 8-10 Eylül’de Paribu , 7’nci edisyonu gerçekleşecek Bozcaada Caz Festivali ’nin ana sponsoru. Nedir? Paribu , 2021’den bu yana destek verdiği Bozcaada Caz Festivali ’nin ikinci kez ana sponsorluğunu üstleniyor. Bu yıl 8-10 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivale özel “Cazın rotası caz adası” söylemiyle yayınladığı kampanya filmini buradan izleyebilirsin. Neler var? Farklı disiplinlerin buluştuğu Bozcaada Caz Festivali’nin bu yılki teması oyun . Sahnede yerli ve yabancı pek çok önemli müzisyenle buluşmanın yanı sıra temaya özgü atölye ve etkinlikler de programda yer alıyor. Paribu , farklı jenerasyondan sanatçı ve sanatseverin bir araya geldiği festivalde, pop-up konserlere ev sahipliği yaparken sürpriz ödüllü oyun ve atölyeler düzenlemeye hazırlanıyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Lena Dunham’ın hem yapımcılığını hem de başrolünü üstlendiği HBO yapımı Girls dizisinin ikinci sezonunun dokuzuncu bölümünde Hannah, Adam ile karşılaştığında Fiona Apple’ın oldukça etkileyici şarkısı Valentine çalmaya başlar. Dizide Adam, Hannah ile ayrılığını yeni bir ilişki ile Brooklyn’deki bir barda atlatmaya çalışır ve bu şarkı da bölüm sonrası listelerde bir anda yükselişe geçer.
Xavier Dolan’ın filmlerinde Fever Ray’in müziğini mutlaka duymuşsundur. Bir şarkı, herhangi bir sahnede o filmin hissini bambaşka bir hâle çevirebilir. Mazzy Star’ın Fade Into You’sunun çaldığı hiçbir film vasat değildir. Call Me By Your Name’de Sufjan Stevens’ın Mystery of Love’ı, Fransız filmlerinde keşfettiğimiz şarkılar, Garden State soundtrack’i... Bu liste birçok dizi ve filmle sonsuz bir şekilde uzar gider. Film ya da dizilerde kullanılan müzik sadece o yapımın arka planında yer almaz, aynı zamanda başrollerinden biridir. Hafızalarımızda bir filmi ya da diziyi tarif ederken içinde yer alan müzik de ilhamımız olur. Bu gizli başroller son günlerde zorlu bir süreçten geçiyor. Bu yazı da bu sürece odaklanıyor.
Hollywood grevinin müzisyenler üzerindeki etkisi
Hollywood oyuncuları ve yazarları resmi olarak temmuz ayından beri grevde. Pitchfork’un yakın zamanda yayımladığı makalede grevin müzik dünyasında da yıkıcı etkileri olduğu dile getirildi.
11 bin 500 senaristi temsil eden Amerika Yazarlar Birliği ve 16 bin üyeli SAG-AFTRA, 14 Temmuz’da iş bıraktı. İki işçi grubu da talepler üzerine sözleşme müzakerelerini yeniden başlatmak için geçtiğimiz günlerde büyük Hollywood stüdyolarının temsilcileriyle bir araya geldi. Stüdyolarla görüşmelerden hâlâ net bir çözüm çıkmadı. Makalede film ve televizyon için müzik yapan isimlerin önemli gelir kaynağının tıkandığının altı çizildi.
Geçen yıl Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği, kendisine bağlı müzisyenlerin yıllık gelirlerinin yüzde 2.4’ünü film ve televizyonlardan elde edilen telif haklarından elde ettiğini açıkladı. 2021’de bu piyasanın değeri 382.5 milyon dolardı. Sanatçıların genellikle yeni albümlerinin tanıtımını yapmak için canlı performans sergiledikleri televizyon programları, yazarların greve başladığında ilk gözden çıkarılanlardan oldu.
Amerika’daki Müzik Denetleyicileri Birliği, grevlerinde büyük ölçüde serbest çalışan ve sağlık sigortası gibi temel haklarda müzisyenlerin sorun yaşadığını söyledi. Pandemi ile dibi gören, ardından besteledikleri müzikler sayesinde çeşitli yapımların parçası olan müzisyenlerin grevle birlikte çok zor durumda olduğunu açıklandı.

Rob Lowry | Fotoğraf: Stephen Paul Stocker
Tüneli sonunda ışık yok
Büyük bütçeli yapımların müziklerinin arkasındaki isim Rob Lowry, 10 ila 14 proje üzerinde çalıştığını, grev sonrasında ise bu sayının 4-5’e düştüğünü söyledi. Lowry, “En az bir yıldır üzerinde çalıştığımız ama grev sonrası ertelenen projelerimiz var. Fakat tünelin sonunda bir ışık yok” diyerek durumun ne kadar yıkıcı olduğunu aktardı. Bu grevin, film yapımcılarının yapay zekâ ile müzik yapmasının da önünü açtığını dile getirdiler. Lowry, müzik endüstrisinin artık yol ayrımına girdiğini söyledi.
Kadrosunda Bon Iver ve Phoebe Bridgers’ın yer aldığı indie plak şirketi Secretly Group’un yayıncılık ve lisanslamadan sorumlu başkan yardımcısı Kathleen Cook, iş kesintileri devam ettikçe müzisyenlerin gelirlerinin daha da kötüleşeceğini açıkladı. Cook, “Birkaç ay içinde yeni bir reklam filmi çekecek oyuncu bulamayacaklar. Önümüzdeki birkaç ay albümü çıkacak olan yeni sanatçılar için gerçekten zor bir süreç başlıyor. Pandemi döneminde de aynı şey oldu. Bundan etkilenen pek çok grup vardı. Bir albümün çıkış tarihi yaklaşırken bunu ekranda duyuracak bir mecra artık yok” dedi.
Bu grevin eşit bütçe dağılımı dışında önemli bir fikri daha var: sendikaların, film ve televizyondaki çalışmalarda yapay zekâ kullanımına karşı bariyerler koymak istemesi. Greve katılan müzisyenlerden Beverly Keel, durumun vahimliğini şöyle dile getirdi: “Filmler sayesinde 5 milyon kez çalınan bir şarkım vardı. Buna rağmen sadece 20 dolarlık çek aldım. Masraflarını karşılamanın gerçekten bir yolunu bulmalıyız ki müzisyenler şarkı yazarak geçimlerini sağlamaya devam edebilsinler. Ne yazık ki kirayı müziğinize duyulan saygıyla ödeyemiyorsunuz.”

Ozan Tekin | Fotoğraf: Lucie Ella
Yapay zekânın olumsuz etkileri
Bu yıl "En İyi Film Müziği" kategorisinde Oscar kazanan All Quiet on the Western Front (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) filminin müzik ekibinde Ozan Tekin de yer aldı. Volker Bertelmann ile film ve dizi müzikleri yapıp Almanya’da yaşayan Tekin, grevin Avrupa’daki etkisini ise şöyle anlattı: “Hollywood, dünyadaki en büyük film endüstrisi ve hâliyle müziğe ayrılan bütçelerin de Avrupa’ya göre çok daha büyük olduğu bir market. Müzik endüstrisi zaten pandemi dönemi ile globalde büyük bir yara aldı ve bu durumdan yeni yeni çıkmaya çalışıyor. Yapay zekâ üzerinden Hollywood’da yaşananlar, film sektörü de dâhil birçok kreatif alanda çalışanları olumsuz etkileyecek gibi duruyor. Ben henüz Avrupa’da bu kadar büyük bir etkisi olduğunu düşünmesem de önlem alınmadığı takdirde burada da durum çok farklı olmayacaktır.”
Türkiye’deki durumu, ana akım dizi ve filmlere müzik yapan Alp Yenier’e sordum. Yenier, şu cevabı verdi: “Yanlış hatırlamıyorsam pandeminin en başında setlere ufak bir ara verildi ve sonrasında özel izinlerle çekimler devam etti. Televizyon sektörü ciddi bir yara almadı. Herkes evde olduğu için izlenme oranları da artmıştı hatta. Ama sorunun ana fikrine gelirsek elbette ki grevler sadece muhatapları değil, ilgili olan tüm sektörü etkiler. Umarım kısa sürede hakkaniyetli bir şekilde sona erer Hollywood’daki grev de.”

Maya Deren | Kaynak: Saint Lucy Books
İkinci başrol olarak müzik
1940’lı yılların en ünlü Amerikalı yönetmeni Maya Deren, avantgart filmlerinde müziği ikinci bir başrol olarak kullandı. Filmlerde çalan müziklerin keşfedilmesinin yanı sıra izleyicinin yeni bir janr keşfetmesini sağladı. Sadece onun yapımlarında değil ama o günden bugüne filmler, bir bakıma yeni müzikler için keşif sahnesi hâline de geldi. Grevle beraber ilk kez müziğini duyuracak müzisyenlerin yaşadığı zorluklar ön plana çıktı. Ozan Tekin, film müziklerinin neden bu kadar önemli olduğunu şöyle dile getirdi: “Müzik bir filmdeki dramaturjik yapıyı kurmak ve onun yarattığı gerçekliği tamamlamakta senaryo, oyunculuk, görüntü ya da kurgu kadar etkili bir element. Diğer elementlerin kalitesi düştükçe müzik kullanımı artabiliyor, bir nevi yama gibi. Müziğin psikolojik etkisi yıllar içinde daha çok çözüldü ve filmlerde fonksiyonel müziğin kullanımı yıllar içerisinde buna göre bir artış gösterdi.”
Alp Yenier de Türkiye merkezli yapımlarda müziğin önemini “Ülkemizde uzun sürelere sahip dizilerde müzik kullanımı çok önemli. Popüler bir dizide yer alan şarkı, o haftanın listelerinde en tepede yer alabiliyor. Müzik her zaman önemliydi dizi ve film sektöründe. Ancak son dönemde fiziksel albüm satışlarının bitmesi ve dijitale dönüş sonrası müzisyenler, televizyondaki ve çevrimiçi platformlardaki yapımlara müzik yaparak daha çok insana ulaşmaya başladı. Seyirci bir dizi ve filmde duyduğu müziğin peşinden gidebilir. Bu anlamda televizyon ve sinema önemli bir vitrin. İzleyici yeni bir şarkıyı keşfedebilir, heyecanlanıp filme ilgisi artabilir. Aslında çapraz pazarlama gibi de oluyor: Yani filmin de müziğe katkısı var, müziğin de filme” sözleriyle aktardı ve devam etti: “Türkiye dizilerinde müzik neredeyse ikinci başrol konumuna geldi. Gerek ülkemizin mizacı, gerekse dizilerin uzunluğu; seyirciyi müzikle ekranda tutma ve dikkatini çekme gayreti, bence müziğin kullanım yoğunluğunu ve önemini artırıyor. Yurt dışında da diziler izlendikçe benim için müziğimi duyurabileceğim daha çok platform, ülke ve dinleyici oluşuyor.”

Kate Bush | Kaynak: United Archives
Müziğin gücü, hissettirdikleri görsel bir sanatla birleşince doyumsuz bir hâl alıyor. Buna en iyi örnek, Kate Bush’un 1985 yılında yayınlanan mükemmel şarkısı Running Up That Hill. Şarkı, Netflix yapımı Stranger Things dizisinde kullanılmasının ardından dijital platformlarda 1 milyarı aşan dinlenmeye ulaştı. Hollywood’daki grev ne zaman bitecek ya da yapay zekâ kullanımı sınırlandırılacak mı bilinmez. Ancak film ve dizilerdeki müzik kullanımı, müzisyenler için önemli bir gelir kapısı. Bunun ellerinden alınması dinleyicilerin de keşif alanlarının tıkanması demek. Dinleyici hayatının soundtrack’i olarak bir besteyi yaşamına katarken izlediği yapımlardan da ilham alıyor. Fakat bir tüketici olarak tüm bu sektörel sıkıntılardan ve beraberinde yaşananlardan habersiz şekilde yoluna devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul, sonbaharı Foals ve Bonobo’nun görkemli performanslarıyla karşılayacak. Hollywood oyuncuları ve senaryo yazarlarının bir aydan fazladır devam eden grevi müzik endüstrisinde nasıl etkiler yaratacak?
28 Ağu 2023

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.




