‘Mizah ekonomisi’ üzerine: Mizah muhalefete mi, yoksa iktidara mı fayda sağlar?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Mizah ekonomisi deyince, “Ünlü komedyen klasik araba koleksiyonuna yeni bir parça ekledi” gibi magazinel bir yerden girmem beklenebilir. Hiç derdim değil, helali hoş olsun. Küçük mekanlarda sahne alan komedi emekçilerinin ekonomik sıkıntılarından da bahsetmem beklenebilir. Bunu dert ederim belki ama şimdi değil. Karikatür dergilerinin, bugünün mizah ekonomisinde bir karşılığının olmaması gibi eski bir tartışmayı, yeni medya dinamikleri üzerinden açmam beklenebilir. Bunu zamanında yazmıştım; tekrara düşmek istemem. Komedi filmlerinin sinemalarda neden eskisi kadar gişe yapmadığı konusunda bir analize de girmeyeceğim. O bilet fiyatları ve salon şartlarıyla, bu ekonomide birkaç cümlelik yazı olur, hiç lüzum yok.
“O zaman bu yazı, nasıl bir mizah ekonomisi yazısı olacak?” derseniz pası Terry Eagleton’dan alıp, topu Sigmund Freud’a yuvarlayacağım. Eagleton, Mizah isimli kitabında şöyle anlatır:
“'Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkiler' kitabında Sigmund Freud, şakaların normalde bazı sosyal açıdan esas olan engelleri sürdürmeye harcadığımız psişik enerjinin serbest bırakılmasını temsil ettiğini savunur. Süper egoya dair bu tür baskıları gevşetirken onun talep ettiği bilinçsiz çabadan tasarruf ederiz ve bunun karşılığında onu şaka ve gülme şeklinde harcarız. Tabii ki bu bir mizah ekonomisidir. Bu bakış açısına göre şaka, süper egodaki edepsiz bir lezzettir.”
İşte mizah ekonomisi derken benim de bahsedeceğim bu. Hayatı normal bir insan gibi sürdürebilmek, olan bitene katlanabilmek için farkında olmadığımız bir enerji harcıyoruz ve bunu dengelemek için gülmeye ihtiyacımız var.
Bilindiği üzere Youtube’ta yayımlanan "Soğuk Savaş" programının sunucusu Boğaç Soydemir bir şaka yaptığı, konuğu Enes Akgündüz de bu şakaya güldüğü için haksız bir şekilde tutuklandı. Oysa ki Boğaç Soydemir, bu şaka nedeniyle evvelce özür dilemiş ve programın o kısmını kaldırmıştı bile.
Ne var ki son dönemde sosyal medya üzerinde örgütlenen bu tip hedef göstermeler genellikle benzer sonuçlar veriyor. Bu kültür, ayrı bir analizi hak ediyor ama bu aşamada “İnanılır gibi değil” demekten ve tutuklananların bir an önce serbest bırakılmasını istemekten fazlası elden gelmez.
Bu nedenle, bu yazıda aslen mizahın işlevine ve özellikle zor zamanlarda ona neden ihtiyacımız olduğuna değinmek istiyorum. Çünkü mizah; insanın sadece mutlu, dertsiz, tasasız, olduğu zamanlarda eğlenmek için başvurduğu bir şey değil, tam tersine en zor zamanlarda ayakta durabilmek için kullandığı bir mekanizma. Bunu sadece otoriteyle mücadele aracı olarak görmek de eksik bir tanım. Nedenini açıklayacağım.
Okul dönüşü kahkahalarının anlamı
Kızımın ilkokula başladığı günlerde, hâl ve hareketlerinde bir tuhaflık gözlemlemiş, o zamanlar adını koyamamıştık. Kızım okul dönüşü tuhaf şakalar yapıyor, garip kahkahalar atıyor veya tam tersi inanılmaz huysuz tavırlar içine giriyordu.
- Öğretmenleriyle konuştuğumuzda okulda tüm kurallara uyduğu, dersin insicamını asla bozmadığı, örnek bir öğrenci olduğuna ilişkin geribildirim alıyorduk. Konuyu uzmanlarına danıştığımızda ise Freud’tan bahsedilmese de ucu onun söylediklerine çıkan bir yanıt aldık.
Okulda sosyal açıdan uyması gereken kurallarla yeni tanışıyor, uyum sağlamak için ciddi bir çaba gösteriyor, hâliyle yoruluyor ve kendini daha rahat hissettiği evine döndüğündeyse bu yorgunluk böyle patlak veriyordu: İstemsiz kahkahalar, şakalar ve onlara da izin verilmezse öfke.
Bizim kuşak küçükken “Çocuk işte yaramazlık yapıyor” denilebilecek bir şeyin bilimsel bir açıklaması vardı ve konu Freud’a kadar uzanıyordu. Ancak bu sadece çocuklar için geçerli değil mizaha hepimizin farklı şekiller ve düzeylerde ihtiyacı var.
Herhangi bir durumun üzerine çıkma yeteneği
İnsanın Anlam Arayışı isimli klasik eseriyle de bilinen, ünlü psikoterapist Victor E. Frankl, Hitler Nazizmi'nin Avusturya’yı ele geçirdiği dönemde toplama kampına düşer ve burada eşini, annesini, babasını ve erkek kardeşini kaybeder. Bir kız kardeşiyle birlikte mucizevi bir şekilde Holokost’tan sağ kurtarmayı başarır.
Onun deneyimine göre mizah, “Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa, herhangi bir durumun üzerine çıkma yeteneğidir.” Böylece kritik bir psikolojik mesafe yaratır ve insan benlik duygusunu korur. Bu duygu da hayatta kalma gücü açısından oldukça kritiktir.
Mizahla umudun ilişkisi
Diğer yandan araştırmalar var. Örneğin mizahla umut arasındaki ilişkiye bakalım. ABD’deki çeşitli üniversitelerden bilim insanlarının Uluslararası Mizah Araştırmaları Dergisi’nde 2003 yılında yayımladığı bir araştırma, bu konuda bazı veriler sunuyor.
- Buna göre, nötr bir video izleyen bir kontrol grubuna kıyasla mizah içeren bir videoya maruz kalan grubun durum umutluluğunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış kaydedilmiş.
Kuşkusuz bunu kendi deneyimlerimiz üzerinden de test edebiliriz. Bana kalırsa mizah umudun bir kıvılcımı. İnsan gülebildiği ölçüde gelecekten bahsedebilir. Bu yakın veya uzak bir gelecektir ama nihayetinde gelecektir.
Karnaval ruhundan statüko bekçiliğine
Terry Eagleton yazının başında atıfta bulunduğum Mizah isimli eserinde ünlü Rus kuramcı Mikhail Bakhtin’e de değiniyor. Ona göre Bakhtin’in “karnavalesk” ve “grotesk gerçekçilik” kavramlarını mizahın halkçı ve yıkıcı potansiyelini anlamak için merkezî bir araç olarak görebiliriz.
Çünkü Bakhtin’e göre karnaval, Orta Çağ toplumunda resmî kilise ve devlet otoritesine karşı bir panzehirdi. Karnaval zamanlarında tüm toplumsal kurallar, yasaklar, hiyerarşiler geçici olarak askıya alınırdı. Tam da mizahın ve kahkahanın bedenimizde yarattığı rahatlama hissine karşılık gelen bir kültür bu.
“Gülmek devrimci bir eylemdir” sözünün kökenlerinde de Orta Çağ toplumunun karnaval kültürünü arayabiliriz pekala. Tabii burada başka bir soru da ortaya çıkıyor ki zaten Eagleton’ın da kitap boyunca ikircikli kaldığı bir durum bu: Mizah yıkıcı mıdır, yoksa muhalefeti etkisiz hâle mi getirir?
Öyle ya mizah bir yandan da “emniyet sübabı” işlevi görerek statükoyu koruyan, toplumsal patlamaları önleyen bir araca da dönüşebilir. Bu soruyu cevaplamak gerçekten zor. Eagleton da kitabında tam bir yanıt vermiyor zaten. Mizahın doğası gereği çift anlamlı olduğunu ve politik etkisinin tarihsel bağlama göre değiştiğini vurguluyor.
Buradan muhalefetin de iktidarın da çıkarması gereken sonuçlar var. Çünkü mizah, öylesine başına buyruk bir alan ki ne tamamen muhalefet ne de tamamen iktidara ait olabilir. Her koşulda insana aittir ve insana iyi gelir.
Mizahı anlamak için iki teori
Mizahı "Üstünlük Teorisi", "Rahatlama Teorisi" ve "Aykırılık Teorisi" üzerinden incelemek mümkün. Bu yazıda daha çok Freud’un "Rahatlama Teorisi" perspektifinden ele aldık. Bununla birlikte "Aykırılık Teorisi" de daha yakından incelenmeyi hak ediyor.
Bu teoriye göre bir şeyin komik olması, beklentilerimizle karşılaştığımız gerçeklik arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyor. Bunu Immanuel Kant’ın kahkaha tanımıyla daha iyi anlayabiliriz. Kant, kahkahayı “gergin bir beklentinin aniden hiçliğe dönüşmesinden doğan bir duygulanım” olarak tanımlamış.
Terry Eagleton da mizahı anlayabilmek için Rahatlama Teorisi ile Aykırılık Teorisi’ni sentezlemeyi öneriyor. Çünkü aykırılık bir bozulma yaratıyor ve bu bozulmanın tetiklediği psişik enerjinin serbest kalışı kahkaha olarak deneyimlediğimiz hazzı oluşturuyor.
O jeton düşme ânını düşünün
Bana kalırsa, tüm bu perspektiflerin ışığında mizahın sadece muhalefete yarayacağı şeklindeki genel kanının biraz eksik olduğunu söyleyebiliriz. Mizahın engellemesinin de mizaha özgürlük tanınmasının da bağlam içinde farklı farklı sonuçları var.
- Kimi koşullarda iktidarı dengeli bir şekilde sürdürebilmek için de gerekli olabilir. Öyleyse faydasını ilk önce insan üzerinden okumak gerekir.
Bir espriyi anladığınız o “jeton düşme” ânını düşünün. Psikoloji çalışmalarıyla sabit ki bu durum beynin ödül sistemini harekete geçiriyor. Hayatın en büyük zorlukları karşısında gülme yeteneği; gücün, umudun ve insanlığın meydan okuyan ruhunun bir ifadesi. Bunu suç kapsamında konuştuğumuza inanmak çok güç. Her koşulda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.

Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.




