Muhtarlığı yeniden ele almanın vakti gelmedi mi?

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Kelimeler: Agah Uz
Fotoğraflar: Deniz Sabuncu
Editörün notu: Bu yazı, Elif Bayram ile Agah Uz arasındaki röportaj üzerinden düzenlenmiştir.
Yakın zamanda doğum günümü kutladım. Bu kutlamaya girmek için kapıda söylenen şifre ise şuydu: 34 11 2. Bu şifre üzerinden kendimi anlatabilirim sanırım.
Öncelikle otuz dört yaşına girdim. Doğum günümün asıl sebebi buydu anlayacağınız. Onbir yaşında Now Happens isimli, genellikle bireylerin deneyimlerini merkeze koyan ve bu deneyimlere göre proje üreten bir ajansın sahibiyim. Bahsettiğim “deneyimleri merkeze koyma” ilkesine takıntılıyım. Bundan hareketle kurduğum ve beş şubelik bir zincire dönüşen Tamamen Organik Tost’lar da bu şifredeki iki kısmını oluşturuyor.
Deneyim odaklı projeler üretmek benim işim. Deneyim ihtiyaçlarının sürekli değişmesi ve buna ayak uydurmak da beni canlı tutuyor, fitili ateşleyen ve beni harekete geçiren bu diyebilirim. Aslında baktığımızda muhtarlığa aday olmamın sebebi de burda yatıyor. “Deneyim yaratma, değişime ayak uydurma dürtümü mahalle için kullanamaz mıyım?” diye düşünüyorum. Mahalledeki ihtiyaçların değiştiğini kabul ederek yerel yönetim metotlarını yeniden ele almanın vakti gelmedi mi?

Hacımimi’yle tanışma: Tost’tan önce, Tost’tan sonra
Hacımimi ufak yüzölçümü içinde birbirinden çok farklı bölgeleri içinde barından bir mahalle. Serdar-ı Ekrem Caddesi, hemen altında bizim de bulunduğumuz Hoca Ali Sokak ve çevresi, Tophane parkı ve çevresi. Bunların her biri içinde armoniden, dayanışmadan ve yardımlaşmadan bahsetmek mümkün. Birbirlerine sağduyulu olduklarını ve tolerans gösterdiklerini de söyleyebiliriz. Sanılanın aksine mahallemizde farklı kesimlerin, önceden orada olanlarla sonradan gelenlerin arasında çok daha kuvvetli ilişkiler var. Çevre mahallelerden Hacımimi’yi ayıran belki de bu. Ne Boğaz hattına yakın yerlerdeki gibi sadece sonradan gelenlerin ne de yukarı mahallelerdeki gibi ezelden oturanların baskınlığı var bu mahallede. Bu denge her şeyi canlı tutuyor ve birçok yeni olasılığı da doğuruyor.
Pandemiye kadar Now Happens’ın iki ofisi de buradaydı ancak mahalleyle ilişkim Tost üzerinden şekillendi desem yanlış olmaz. Bir mahallede dükkan sahibi olmak aslında bir bakıma komşu-müşteri karışımı bir kitleye hizmet etmek anlamına da geliyor. Yan yana yaşadığın insanların ne beklediğini, ne sevdiğini, ne yapmanın onları mutlu edeceğini ya da rahatsız edeceğini öğrenmek ilişkide önemli bir dönüm noktası.
Esnafın mahalledeki rolü: Kim için ve ne için fayda?
Tost iki yıl kadar sürede beş şubesi olan bir zincire dönüştü. Biri Moda’da, biri Akaretler’de, biri Kolektif House Levent’in içinde, biri Alaçatı’da ve diğeri de Galata’da, Hacımimi’de. Bu ayrı lokasyonlarda aynı mutfaktan aynı lezzeti vermek mümkün ama aynı kimlikte dükkanlar yaratmak çok güç. Bunu gerçekleştirme inadımızı kırıp, tüm lokasyonları aynı mimari tasarım dilinde ancak birbirinden farklı işlevlerde yenileme kararı aldık. Hacımimi’de Tost, hem tostçu hem de küçük bir sergi salonu haline geldi. Sırada Moda’daki dükkanın nitelikli bir mini şarküteri ve mahalle bakkalı işlevi alması var.
Mahalledeki küçük işletmeler, mahallede yaşayanlar kadar hatta belki sokakla iletişimleri düşünüldüğünde çok daha fazla mahalleyle iç içe ve mahallede “söz sahibi”. Burada Hacımimi örneğinden çıkıp durumu analiz etmek için Teşvikiye ve Cihangir gibi örnekleri ele almak lazım. Teşvikiye’den Topağacı’na inen aksta bir süredir sürekli olarak yeni bir kafe, restoran ya da pub açılması, alışveriş lokasyonu olarak mahalleli dışında da birçok ziyaretçiye ev sahipliği yapması ve gün içi popülasyonun artmasıyla bölgede ikamet eden insanların demografisi değişti. Bu değişim, mahalle bakkalının ürün seçkisine de büfenin yaptığı yemeğe de kafede çalan müziğin türüne de belediyenin çöp toplama saatine de yansıyor. Gece geç saatte geçen çöp arabası, eğlenen kalabalığın sesi belki de yeni çocuk sahibi bir aileyi mahalleden ister istemez uzaklaştırıyor. Mahalleli değiştikçe, mahalleliyi değiştiren örgüdeki mekanların sayısı daha da artıyor, mahalle iyiden iyiye dönüşüyor. Bu dönüşümün daha uzun sürede ve makro ölçekte gerçekleştiği bir diğer örnek olarak Karaköy’ün Galata Köprüsü’nden Tophane’ye uzanan kısmını söyleyebiliriz.
Diğer yandan İstanbul metrekare kira fiyatları bakımından artık Avrupa’nın çoğu şehrini geride bırakıyor. Bir yandan ekonomik dalgalanma bir yandan vergi yükü derken, işletmeci yaptığı işten keyif alıp kentliye hizmet sunacağına geçim derdini ilk konusu haline getiriyor. Bu küçük esnaf için de böyle, istisnalar haricinde, büyük bir zincirin şatafatlı bir şubesinde de. Bu durumda “dükkanın her metrekaresinden faydalanılmalı” düşüncesinden çıkılamıyor. Bu da ticarethanelerin ek fonksiyonları barındırmasına, sosyal ve kültürel aktivasyonlar yapmasına ket vuruyor.
Peki başka yolu yok mu? Elbette var. Her işletmenin ve işletmecinin kendi potansiyelinde olanı ve kendisi için kolay olanı sunması gerekiyor. Mesela ben diğer iş kolumdan gelen bilgi birikimi, çevre ve yetenekler ışığında Tost’ta pazar günleri bir dans müziği DJ’ini çıkarıp, mini bir “day-time party” düzenleyebiliyorum. Mahalleliyi bir araya getirip, hafta sonunun yorgunluğunu, kendi deyimimizle biraz “popo sallayarak” bitiriyoruz. Başka bir işletme için bu daha maliyetli, kurulumu daha zor bir operasyon. Dolayısıyla her işletmenin kendi yapabileceklerine odaklanıp kendi topluluğuna ek faydalar vadetmesi en mümkünü. Sonrasında o topluluk bir şekilde o işletmeye çok daha fazlasını kazandırıyor. Tabii, buradan bakmasını bilene.

Mahallenin ahalisi: Hacımimi hansa kim hancı kim yolcu?
Hacımimi, İstanbul’un en kozmopolit ve farklı topluluklarının bir arada yaşadığı mahallelerden biri. 1900’lerin başlarında Ceneviz, Ermeni, Rum ve Yunanlar burada yaşarken, sonrasında limanda çalışmak üzere Anadolu'dan Müslümanlar burada yaşamaya başladı. 6-7 Eylül 1955 olaylarından sonra mahallenin demografisi dramatik bir şekilde değişti. Bugün ise burada Avrupa’dan gelen freelancer’lar, Anadolu'dan ve farklı bölgelerden göç eden aileler, sanatçılar ve öğrenciler bir arada yaşıyor. Bunca yıl farklı toplulukları ağırlamak Hacımimi’yi bir “geçiş” noktası yapmış diyebiliriz. Bugün buraya gelenlerin buraya köklenme niyetleri olduğunu görmüyorum. Burada çok kısıtlı bir bölgenin sakinleri yıllardır oldukları yerde yaşamaya devam ediyor. Bu sokakları, mahalleleri geriye götüren bir durum. Köklenemediğin, birkaç sene sonra orada kalmayacağını bildiğin bir yerde belediyenin sokağa koyduğu “çirkin” çöp kutusuyla ilgili bir duruş sergileme ihtiyacı duymazsın, bir işletmenin dev tabelasını gözardı edersin çünkü buradan gitmeye gün sayıyorsundur. Alelade dökülmüş betonla yapılan o kaldırımın üzeri pembeye boyanır ve sesin çıkmaz. Hacımimi’de bu var, önce bunun olmaması için çabalamak gerekiyor.
Bugün Hacımimi’ye yeni gelenler yakın geçmişin kötü mirasıyla yüzleşiyor. Dağınık bir evde kahve bardağını orta sehpaya bırakır çıkarsın, o dağınıklıkta orta sehpada yeni bir kahve bardağı kimseyi rahatsız etmez ama derli toplu, yeni temizlenmiş, havalandırılmış bir odada bitirdiğin kahveni gayri ihtiyari alır götürürsün. Hacımimi de aynı bu şekilde, önce dağınıklığından ve kirlerinden arındırılmalı. Ardından yeni gelenler ve burada yaşayan küskünler bu düzene ayak uydurmalı.

Mikro ve makro ölçekte mahalleye bakış: Herkes bir araya gelebilir mi, gelmeli mi?
Gece kulüpleri, oteller, camiler, atölyeler; hepsi burada bir arada. Beyoğlu buradakilere birlikte yaşamayı bir şekilde öğretmiş veya öğretiyor. Bu çok kıymetli ama bu değerleri, kişileri bir araya getirmek belki de doğru amaç değildir. Mutlu olmalarını hayal ederken daha mutsuz edebilir, kendiliğinden kurulmuş bu düzeni sarsabilir bile. Hacımimi’deki toplulukların bugün için taban tabana ayrıldığı bir konu görmüyorum ama buradaki topluluklar taraf oldukları konularda hızlı manipüle olabilir ve çabuk alevlenebilir. Kendiliğinden yaşanmaz ancak toplumsal ve planlı bir “kışkırtma” olduğunda taban tabana ayrılacak farklı topluluklar olduklarını söylememek de eksik olur.
Mimarlık eğitimi aldığım dönemde akademik düzeyde çok popüler olan ama bugün herkesin dilinde doğru veya yanlış kullanımıyla bir tanım var: gentrification. Bu tanımı öğrenirken soylulaştırma, yurtsuzlaştırma, mülksüzleştirme ve bunun gibi olumsuz kavramlarla bağdaştırılan bir yer değişikliği metodu olarak aklımıza kazıdık. Fakat bu durumu bir bakıma bir şehir güncellenmesi olarak görebiliriz. Biraz daha tarafsız bir yerden büyük resmi gördüğümüzde Hacımimi için de bu kavramın geçerli olduğunu, bu kavramla mahallenin hem mimari hem de çevresel olarak değiştiğini gözlemleyebiliriz. Gentrification’ı bir kentsel rehabilitasyon olarak anlayıp hatalarından arındırarak uygularsak Hacımimi’ye iyi geleceğini söyleyebiliriz.
Hacımimi ve çevresinde şimdiye kadar uygulanan projeleri düşünecek olursak burada yaşayan mahallelinin ve esnafın refahını hedefleyen bir projeden söz edemeyiz. İstanbul’un genelinde herhangi bir mahallede bundan söz edebilir miyiz ki? Bu bir mahallede yaşamaktan çok büyük bir kentte yaşama problemi. Tabii eğer problem olarak değerlendirirsek… Evet mahalle odaklı konuşuyoruz ama günün sonunda şehirden kopuk, küçük odaklı yatırımlar ve projeler gerçekten sorunları çözebilir mi? Mikro iletişim çok önemli ama makro boyuta odaklanarak hareket etmek bizim kültürümüzün temeli. Kendimizden düşünelim: Aynı masada oturduğumuz beş kişiden iki kişi mutsuz olsa o gün, elinde olur beş mutsuz kişi. Biz o kadar da bireysel bir toplum değiliz. Yerel otoriteler durum her ne olursa olsun makro çözümler bulmak zorunda.
Bu durum, büyük bir şehirde yaşamanın eksi yanı olarak görülebilir fakat aynı zamanda büyük şehirlerin sakinleri olarak da bize başka bir sorumluluk yüklüyor: seçmen, seçilebilen ve mahalleli olarak mikro alanlarımıza sahip çıkmak. Küçük ölçekte ihtiyaç duyduğumuz projelerin sorumluluğunu alıp biz üretmeliyiz çünkü dert bizim, çözüm bizim. Çözüm olamıyorsak da çözümü getirebilecekleri yönetmek yine bizim görevimiz. Muhtarlığa adaylığımı koymamın motivasyon kaynağı da burada yatıyor.

Yeni muhtarlık yaklaşımları mümkün mü?
Muhtarlığın tanımı çok önceden konmuş ve orada kalmış. Köy muhtarını anlarım bir yerde ama Teşvikiye Mahallesi’nin muhtarının neden silah taşıma ruhsatı oluyor mesela, akılla izahı yok bu durumun. e-devlet’i artık en yaşlımız da kullanıyor, hiç bilmiyorsa torunundan rica ediyor, e-nabız’a giriyor. Ben otuz dört yaşındayım, muhtarla bir kez muhatap olmadım. Demek ki yerel yönetimin bu kası doğru çalışmıyor.
Aslında bizim bildiğimiz ya da ulaşabileceğimiz kadar eskisine gittiğimizde bile muhtarların görev alanları çok kısıtlı. İnsanlar bugüne kadar mikro ölçekli yönetimin bir parçası olmayı düşünmezlerdi. Ama artık hem daha duyarlı bir nesil hem de yaşadığı alanı kendi algılarıyla güzelleştirmek isteyen bir kitle var. Bunun bir sonucu olarak da bundan sonra sadece bu bölgede değil, şehrin diğer mahallelerinde de alıştığımız muhtar profillerinden farklı adaylar, mahalle sakinleri ve mahalle için spesifik konulara çözüm olarak üretilmiş projeler ve yeni muhtarlık yaklaşımları görmemiz mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Müeyyedzade Muhtar Adayı ve Hacımimi’nin yenice “esnafı”, Tost’un ve Now Happens’ın kurucusu Agah Uz’la mahalleyle ilişkisine, muhtarlığa adaylığına, mikro ve makro ölçek arasındaki bağlantılara dair konuşuyoruz.
26 Mar 2024

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.




